12 Eylül öncesi yaralama, öldürme, boykot eylemleri liselere, bazı yerlerde ortaokullara kadar inmişti. Kelimesini telaffuz etmekten aciz liseli gençler “faşist” ve “komünist” gruplara ayrılmışlardı. Memleketi o kadar çok seviyorlardı ki komünistler; ülkeyi “bir kısım faşistler”den kurtarmak için gruplar halinde mahallede top oynadıkları arkadaşlarını, köylülerini, akrabalarını dövüyorlar, yaralıyorlar, öldürüyorlardı. Bu hareketler tabii ki zıttını da besliyordu. ‘Faşistler’ de komünistlere aynı şekilde karşılık veriyordu.
Üniversiteler boykot, fabrikalar grev sebebiyle kapanıyor, ülkede kan gövdeyi götürüyordu. Bu dönemde çokça duyduğumuz söz, anne babaların evden ayrılırken birbiriyle helalleşerek ayrıldıkları idi. Kahveler taranıyordu. Kendilerini kurtaramadan memleketi kurtarmaya çalışan öğrenciler öğretmenlerin kışkırtması ile ülkeyi askeri darbeye sürüklediler.
Bu dönemde anarşi ve terörden en uzak okullar imam hatip liseleri, yüksek islam enstitüleri idi. 80’e doğru büyük şehirlerde yüksek islam enstitüleri de bu olaylardan kaçamadı. Bazı imam hatiplere de görüldü çatışmalar. Bu kez karşı karşıya gelen gençler “Yeşil Komünist” denen İslamcılarla milliyetçi grup idi. Yine de 12 Eylül öncesi en sakin okullar imam hatip liseleri ve yüksek islam enstitüleri idi. Erbakan hoca ve arkadaşları bu hususu anlatmak için “tesbih çeken el ile tetik çeken el bir mi?” diyerek imam hatip liselerini övüp koruyor, okullarda “önce ahlak ve maneviyat” dersleri verilmesini savunuyordu.
İmam hatip lisesi öğrencisi olarak biz de bu örneği çok verdik konuşma ve tartışmalarımızda. Gerçi birkaç kez dayak yemekle karşı karşıya geldik. 79 ve 80’de lise öğrencisi olarak MTTB taşra teşkilatları toplantısı için İstanbul’a gittim. Gece yarısı MTTB genel merkezine giderken Laleli’de yolumuz kesildi. Komando parkesi giymiş gençler komünist olup olmadığımızı, nereye gittiğimizi sordu. Biz, onların sağcı olduğunu hemen anladık. Çünkü komünist misiniz diye sormuşlardı. Üstümüzü aradılar. Cebimizdeki 99’luk tesbihi görünce haydi gidin, Eminönü’ne kadar bizim kontrolümüzde dediler. Anladık ki ülkücülerle karşılaşmıştık.
Bir de lise 2’de iken Güven Sazak’ ın öldürülmesi üzerine okulumuzda derslerin boykot edildiğini hatırlıyorum.
Demek istiyoruz ki 12 Eylül öncesinde gerçekten anarşiye karışmayan, tespihi tetiğe tercih eden yerler idi imam hatip liseleri.
Kenan Evren ile Turgut Özal bu anarşi söyleminde birleşiyor, Erbakan, Ecevit, Demirel ve Türkeş’in siyasete yeniden dönmek istemelerini “12 Eylül öncesine dönmek istiyorlar” diye tenkit ediyorlardı.
Bu serencamı özel olarak hatırlatmak istedim, zira 12 Eylül’den 46 yıl sonra imam hatip liseleri yine en güvenli okullar haline geldi, geliyor. Bu sonuca, son birkaç yıldır okullardaki silahlı saldırılara bakarak ulaştık. Ancak hemen belirtelim ki tek ölçüt okula silah getirmek, öğretmen ve öğrencileri yaralayıp öldürmek değil. Sosyal medyadan, başka mecralardan öğrendiğimize göre hem erkek öğrenciler hem kız öğrenciler arasında kız-erkek ilişkileri, etnik farklılıklar, sosyal statüler bakımından da çatışmalar yaşanıyor. Bu konularda en az sorun imam hatip liselerinde görülüyor. Bunun sebebi bütün meslek derslerinde bütün meslek dersleri öğretmenleri tarafından bir şeylerin söylenmesi, öğüt verilmesi filan değildir.
Bunun en önemli sebebi imam hatip liselerindeki manevi atmosferdir, derslerdeki örtülü müfredattır. İmam hatip liselerinde kul hakkı, manevi sorumluluk, değişik sebeplerle, konu farklılığı olsa da okunan âyetlerle, hadislerle, kokunun görülmese de bütün odaya yayılması gibi bir manevi ortam oluşuyor. Erbakan hocanın “önce ahlak ve maneviyat” dediği husus böyle bir şeydir. Tabii ki oğlunu, kızını bu okullara gönderen velilerin de hakkını yememek gerekir. Velilerin; “başarılı okulu” olarak imam hatip liselerini gördüğünü anlıyoruz ki liselere geçiş sınavında başarılı liselere girme hakkı kazanmasına rağmen imam hatip liselerini tercih ediyorlar.
Bu sözlerimizle liselere giriş sınavı ile tercih edilen ünlü liselerin karizmasını çizmek istemiyoruz. Hayır, amacımız bu değil. Anlatmak istediğimiz husus şudur : Son zamanlarda kız veya erkek arkadaşını kıskandığı, internette izlediği filmlerden etkilendiği vs sebeplerle okula silahla gelen, yaralama ve öldürme olaylarına karışan öğrencilerden dolayı ailelerin başarı ile güvenliği tartışmaya başladıklarını söylemek istiyoruz. Bu arayışın sonu, özel okul mu daha güvenli, devlet okulu mu, tartışmasına varacaktır. Çünkü silahlı saldırıların yaşandığı okulların devlet okulu olması, özel okullarda yaşanmamasının sebebi de güvenlik önlemlerinin güçlü ve sıkı oluşuna bağlamak gibi bir eğilim var. Devlet, hem başarılı hem güvenli okul çıtasını yükseltmek zorundadır.
Diğer yandan imam hatip liselerinde görülen sorunlara da işaret etmekte fayda var. Zira bu okullar “başarılı okul” olmak hedefini gerçekleştirirken kimlik bakımından imam hatip şuurundan uzaklaşmaktadır.
Bunun en önemli göstergesi baş örtüsüz okuyan, mezun olan kız öğrencilerin çokluğudur. İmam hatip liseleri “başarılı lise” etiketini kazanırken İslâmî bilgi, birikim ve bilincinden uzaklaşmaktadır. Diğer önemli bir husus, meslek dersleri öğretmenlerinin yetişme, okuma, aidiyet farklılıklarını öğrencilere yansıtmasıdır. Ana kaynaklara inmekten fersah fersah uzak olan öğrencilerin mezhep, meşrep, cemaat tartışmalarına girerek, hocaların, akademisyenlerin halledemedikleri konular üzerinden dinî gruplara ayrılmaları, başarılı ve güvenli okul olmaktan uzaklaşmalarına sebep olur. O kadar ki bazı imam hatip liselerinde deist öğrencilerin bile olduğundan bahsedilmektedir. Bakanlık ve Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, bu konuları ders kitaplarında “orta ümmet” anlayışı ile ele almalıdır.
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
Saadet Partisi'nden hükümete 3 şart
29.08.2026
İktibas Dergisi’nin Eylül 2026 sayısı çıktı
02.09.2026
Kalibaf’tan ABD’ye: Büyük Şeytan
02.09.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
sahi “sen kimsin?” MUSTAFA AKMEŞE 24.09.2026