metrika yandex
  • $31.3
  • 33.91
  • GA2162

Haberler / Yazı Dizisi

Fanatizm - 2 / Yusuf YAVUZYILMAZ

07.12.2022

İdeolojik zihin veriler üzerinden değil, inandığı sabiteler üzerinden yorum yapar. Bu yüzden kendi ideolojisine uygun düşmeyen verileri ya reddeder ya da görmezden gelir.

İnsanların çoğunda değerlendirme yaparken genelleştirme zaafı vardır. Genelleştirme zaafı, suçsuz insanların da suçlamasına yol açar. Araplar, Kürtler, Ermeniler, Türkler, Bağlı uluslar hep bu genelleme hastalığının ürünü olarak toptancı değerlendirmelere tabi tutulmuştur. Kalıp yargılara şekillenen zihinler, iyi bir Ermeni, Kürt, Arap ve Türk olabileceğini reddetmektedir. Bu kolektif yargılar faşizmin ve kitlesel katliamların önünü açan bir zemin yaratmaktadır.           

Mustafa Öztürk'e yönelik tekfir faaliyetini İslamcılığa bağlamak, cahillikten kaynaklanmıyorsa eğer siyasal bir taraftarlığın beslediği fanatizmin dışa vurumudur. Tekfir faaliyet İslamcılığın bir ürünü ise, Ebu Hanife, Hasan Basri, Hz. Ali, Ebu Zer, Gaylan ve Cehm'e yönelik tekfir ne ile açıklanabilir, o zaman. Kaldı ki, İslamcılığın ortaya çıkmasında ki temel faktörlerden biri her yeni düşüncenin tekfir baltasıyla doğranmasına karşı çıkmak ve içtihat faaliyetinin yeniden başlatılmasıdır. Ülkemizde Mustafa Öztürk, Mustafa İslamoğlu, İlhami Güler, Yaşar Nuri Öztürk, Hayri Kırbaşoğlu, Mehmet Görmez, Ali Şeriati, Hasan Hanefi, Seyyid Kutub, Garaudy, Fazlurrahman gibi isimlerin kimlerin hedefi olduğuna bir bakınız. Demek ki, tekfir faaliyetinin çok daha derin siyasal, dini ve sosyolojik kökenleri var. Üstelik Mustafa Öztürk'ü en çok eleştirenler İslamcılığa mesafeli cemaat ve tarikatlardır. Mustafa Öztürk'e en çok sahip çıkan eleştiriye karşılık tekfir edilmesinin yanlış olduğunu savunan İslamcılardır. İslamcılık elbette eleştirilmeli, ancak ahlaki, tutarlı, ilkeli bir noktadan hareket ederek.         

Milliyetçilikle (Ve milliyetçiliğin değişik bir formu olan ulusalcılıkla) ortaklığa giren hiçbir hareket sivil ve demokratik siyaset üretemez. Bu yüzden MHP(Türk muhafazakar milliyetçiliği),İP(Türk seküler ulusalcılığı) ve HDP(Kürt seküler sol ulusalcılığı) sivil ve demokratik siyaset üretme potansiyeli en düşük partilerdir.

Her parti, örgüt, mezhep, cemaat nihayetinde insan tarafından kurulmuştur. İnsan doğası gereği, hataya açık, tarihsel, unutkan bir varlıktır. Hiçbir parti, örgüt, cemaat hakikati tek başına temsil edemez. Bu yüzden hiçbir oluşum hatasız değildir. Ne yazık ki çoğu insan kendi mezhebi, partisi, örgütü, cemaati içinden konuşuyor. Onu hakikatin tek temsilcisi olarak görüyor.

Onların hak ve adalet gibi bir derdi yok.

Düşüncelerinizi sürekli okuyarak derinleştirip zenginleştiremezseniz, zamanın bir anında donup kalırsınız. Radikal ideolojiler size zaten bunu teklif ederler. Bu teklifi kabul ettiğimizde kendinizi bir grubun militanı olarak bulursunuz. Artık sizin için hakikat içinde bulunduğunuz grubun sizin için çizdiği hedeftir. O çizginin dışı sizin için cehennem olarak tanımlanır. Cehenneme girmek istemeyen militan, benliğini tümüyle gruba adar. Onun grubun dışında bir hayatı yoktur. Aslında radikal örgütler bir taraftan kimlik inşa ederken diğer yandan kimliksizleştirme süreci de buna paralel işler. Yeni bir kimlik edinirken, ona anlam veren diğer bütün kimlikler birer birer silinir. Artık bu kimlik giydirme işleminden sonra birey anne babası yerine şeyhini, liderini, önderini tercih edecektir. Bu PKK, IŞİD, DHKP- C ve FETÖ başta olmak üzere bütün terör örgütleri ve ideolojik yapılarda böyledir.

Türkiye'de emeğiyle kıt kanaat geçinen milyonlar neden 1 Mayıs'a karşı mesafelidir? Bu sorunun cevabı Türkiye'de solun temsil ettiği zihniyet dünyasında aranmalıdır. Türkiye'de sol sınıfsal olarak işçi ve yoksul kökenli değildir. Sol değerleri savunanların büyük çoğunluğu kapitalist bir hayat süren kimselerdir. Türkiye özelinde sol ideolojinin ayırıcı vasfı emek veya yoksulluk gibi ekonomik sınıf farkları değil, din karşısındaki tutumdur. Sol, bu yüzden en varlıklı yerlerde etkindir. Ankara Çankaya, İstanbul Beşiktaş, Levent, Bakırköy, Bebek gibi kapitalizmin yuvalandığı yerler, solun güçlü olması gereken yerler midir Allah aşkına. Türkiye'de sol din karşısında laik ve çağdaş değerleri savunmak anlamına geldiği için sol hem zengin sınıflar hem de resmi ideoloji ile kol koladır. Bu yüzden sol doğası gereği elitist ve otoriterdir.

İyi öğretmen mazeret aramaz, işini iyi yapmanın imkanlarını arar ve bulur.

İyi öğretmen sürekli sistemden şikayet etmenin, sorunu üst bir alana aktararak kendi yetersizliğini gizlemek anlamına geldiğini bilir. Bu yüzden kendi gelişimini üst düzeye çıkarmanın gayreti içindedir. İyi öğretmen, içinde yaşadığı toplumun tarihi ve kültürel birikimine saygılı, çağdaş dünyanın felsefi birikiminden haberdar olan kişidir. İyi öğretmen demokrat, özgürlükçü ve inançlara saygılı olmalı. Hiçbir totaliter projenin sözcüsü olmamalı. Başarılı insan değer üretir; mazeret üretmez, içinde bulunduğu koşulları başarısızlığına neden olarak görmez. Başarısız insan, sürekli eleştirir; eleştirisi yapıcı ve üretici değil kendini tatmine dönüktür. Bu yüzden öncü değildir yol göstermez, yıkar ve tahrip eder. İnisiyatif almaz, değer üretmez. Eleştirinin konforun sığınır. Sürekli mazeret üretir. Seçmecidir, yerli değildir. Kendi tarihinin en kötü, Batı'nın en iyi örneklerini seçerek tezini temellendirir. Ulusalcıdır,  milliyetçidir, İslamcıdır, Kürt milliyetçisidir, sosyalisttir; ama yerli değildir.

Toplumsal olaylara iki farklı bakış açısı vardır:

1- Farklılıkları derinleştirmek için kullanma

2- Bir arada yaşamayı eksen alarak sorunları çözmeye gayret etme

Ben toplumda yükselen ırkçılığı görüyor ve buna önlem almak, toplumsal bütünlüğü sağlamak, bunu yaparken sorunlara gözünü kapamama, birlikteliği zedeleyecek davranışları genelleştirmeme yolunda çaba gösteriyorum.

İnancım odur ki, Türk ve Kürt toplumu, PKK terörüne ve devlet baskısına karşı bölünüp parçalanmamasının güçlü sosyolojik temelleri olmalı. İki tarafın milliyetçileri bu güçlü sosyolojiyi yok etmek istemekte, farklılıkları ayrılma nedeni olarak görmek istemektedir. Ancak toplumsal zeminin derin katmanları buna izin vermemektedir. Ben bu birlikte yaşama arzusunun her iki taraftan kaynaklanan milliyetçiliği aştığını düşünüyorum. İki toplumun birbirini kabullenmesinin ilk koşulu evliliktir. Evlilik ötekini sistematik olarak dışlanmadığının en önemli delilidir ve toplumsal birliğin güvencesidir. Türk ve Kürt faşizmi bunu başaramadığı sürece işleri hiç kolay değildir.

Ege adaları tartışması gösteriyor ki, Atatürk döneminde yapılan siyasi eylemleri mutlak doğru kabul eden dogmatik bir Kemalist tarih anlatısı var. Bu kutsallaştırıcı anlatı bu dönemin bilimsel tartışılmasının önündeki en büyük engeldir. Daha derindeki sorun ise şeyh, lider, ulu önder kültünün ürettiği hatasız tipolojiler. Bu anlatı doğası gereği hataya açık ve yanılma ihtimali olan şeyh, lider ve ulu önderi bütün zamanlar için yol gösterici ve yanılmaz bir önder üretiyor. Seküler veya dini olsun fark etmiyor. Her anlayış liderinden Allah tarafından seçilmiş ve korunmuş bir Peygamber yaratmaya çalışıyor. Oysa ismet sıfatı sadece ve sadece Peygamberlere aittir. Onun dışında konumu, görevi, tarihsel rolü ne olursa olsun hatadan arınmış ve bütün zamanlar için yol gösterici insan yoktur. Bu özellik sadece peygamberlere aittir.

Gerçek sol hiçbir dini inanca özgürlük tanımaz. Çünkü din, sosyalizme göre, insanın aydınlanmasına ve aklını kullanmasına engel olan bir yabancılaşmadır. Bu yüzden CHP, solun dayandığı antidemokratik geçmişiyle hesaplaşarak Türkiye sosyolojisine uygun bir anlayış oluşturmalıdır. Çünkü geleneksel solun özgürlükçü olduğuna dair ne teorik ne pratik hiçbir somut olayla karşılaşmak mümkün değildir. Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Çin devletlerinin komünist oldukları dönemlerdeki katliamlarını biliyoruz. Solun özgürlükçü olduğu tezi entelektüel bir safsatadır. Bu yüzden Deniz Gezmiş ve diğer sol militanların haki renkli parka giymelerinde ve askerle kol kola eylem yapmalarında şaşırtıcı bir şey yok. Deniz Gezmiş, 28 Şubat sürecinde gerici güçlere karşı kimin safında yer alacağını tartışmaya bile gerek yoktur. Çocuğunun mezuniyet törenini tellerin arkasında izlemek zorunda bırakılan gerici annenin mi, yoksa bu kararı alan ve kendini Kemalist olarak tanımlayan subayın mı, yanında saf tutardı Deniz Gezmiş ve arkadaşları?

Bu haberler ilginizi çeker
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş