Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, 5 Haziran’da 3. Küresel İslami Ekonomi Zirvesi'nde yaptığı sunumda servetin sermayeye dönüşmediğini; bunun oluşumu için güven, fiyat istikrarı, sağlıklı yatırım ortamı ve etkin finansal aracılık gibi hususların bulunması gerektiğini vurgulamıştır.
"Güven neden oluşmuyor?", "Fiyat istikrarı neden sağlanamıyor?", "Sağlıklı yatırım ortamı neden oluşmuyor?" ve nihayet "Etkin finansal aracılık işlemleri neden gerçekleştirilemiyor?" sorularına cevap bulmadan servetin sermayeye dönüşmesini imkân dahilinde görmüyorum.
Ürettiği mal ve hizmeti diğer insanların ürettiği mal ve hizmetle takas ederek hayatını sürdüren insanoğlu, bir dönemden sonra malını, altınını, gümüşünü veya değerli addettiği varlıklarını; "gelecekte kendisini kurtaracağı" veya "gelecekteki ihtiyaç ve istekleri için harcayacağı" düşüncesiyle piyasaya veya iktisadi hayata sürmekten imtina etmiş, bu varlıkları küplere koyarak toprak altına saklamıştır.
Bugün Anadolu topraklarının define avcıları için en mümbit yerlerden biri olması, geçmişteki bu güvensizlik ve biriktirme kültürünün bir mirasıdır.
Günümüzde ise para veya para gibi işlem gören altın, gümüş, saat, antika, araba, hisse senetleri, emtialar, kripto varlıklar gibi menkul malların yanı sıra arsa, ev, bina gibi gayrimenkul mallar, spekülatif amaçlı olarak biriktirilip toplanarak servet birikimine konu yapılmaktadır.
Derdimizi daha iyi anlatmak açısından yatırım, atıl sermaye tuzağı, servet, sermaye, manipülatif ve spekülatif davranış veya alım-satım kavramlarına açıklık getireceğiz.
Yatırım: Nihai tüketime konu olmayan ve bir mal ve hizmetin meydana getirilmesi için yapılan her türlü harcamalara yatırım diyoruz. Mesela nihai tüketim için alınan gayrimenkul, araba vb. yapılan harcamaların hiçbirinin yatırım olarak adlandırılmaması gerekir.
Atıl Sermaye Tuzağı: Bireylerin veya şirketlerin; fabrikaya, teknolojiye ya da Ar-Ge'ye yatırıp istihdam yaratacakları nakit güçlerini (sermaye), değerleneceğini düşündükleri arsa veya konuta (servet) bağlamalarıdır. Bu durum, kaynağı "canlı üretim döngüsünün" dışına iterek beton bloklara hapsetmektedir.
Sermaye: İnsanın daha önceki üretimlerinden elde ettiği ve insanlığın faydasına olacak şekilde bir mal veya hizmet üretmek için diğer üretim faktörleri olan toprak, emek ve müteşebbisin yanına koyduğu maddi ve manevi değerlerdir.
Servet: İnsanların sermaye koyarak ürettiği veya elde ettiği değerlerden, ihtiyaçların üzerinde olduğu halde tekrar üretime verilmeyerek biriktirilen varlıklardır. Buradan hareketle üretim zincirinde yer almayan her türlü birikime servet diyebiliriz.
Spekülatif Kazanç veya Davranış: Özellikle mal ve hizmetlerin, hisse senetleri, para, altın, döviz gibi değerlerin alınıp satıldığı piyasalarda kolay kazanç elde etmek amacıyla kısa vadeli davranışlar sergileyerek, o malın gelecekte fiyatının artacağı ve daha fazla kâr getireceği düşüncesiyle alım satım işlemleri yapmaktır. Esasen bu kişi ve kuruluşlar üretimden tüketime kadar değer zincirinde herhangi bir noktada yer almazlar.
Özellikle emisyon hacminin haksız genişletildiği, finansman oranlarının enflasyonun altında olduğu dönemlerde bu spekülatif davranışlar daha fazla görülmektedir. Öyle ki krediyle veya bir şekilde paraya ulaşanlar, ihtiyaçları veya ilgileri olmadığı halde herhangi bir mala talep oluşturur; malın defalarca el değiştirmesine sebebiyet vererek adeta bir saadet zinciri kurarlar.
Bu şekilde fiyatlar adeta patlar ve yüksek enflasyon oluşur. İnsanlar veya şirketler üretimi bırakıp ticaret adı altında mal alım satımına yönelir. Malı alıp satanlar, üretenlerden daha fazla kazanır. Özellikle gayrimenkul piyasaları bu haksız işlemlerden çok etkilenir ve dengeler bozulur.
Manipülasyon: Değer zincirinde yer aldığı halde parasal veya siyasal güç sebebiyle haksız şekilde ve hileli yönlendirme ve davranışlarla fiyat oluşumlarına etki edilmesi demektir. Her türlü piyasada bu nevi davranışlar yasal olarak suçtur.
Servet birikimi yapılması bir yere kadar elbette meşru sayılabilir. Ancak spekülatif ve manipülatif davranışlarla diğer insanların kazancını azaltarak kendi kazançlarını haksız şekilde artıracak eylemler meşru sayılamaz.
Servet birikimleri için yapılan spekülatif alımlar; fiktif (sahte) talep oluşturarak ve piyasa dengelerini bozarak hem alım-satıma konu malların nihai tüketicilere daha pahalıya ulaşmasına zemin hazırlamakta hem de birer saadet zinciri oluşturarak zincire son katılanların, sürekli olarak zincirin ilk halkalarına haksız kazanç transferi yapmasına yol açan bir düzene dönüşmektedir.
Bunun yanında fiyat seviyeleri artık taşınamayacak hale gelen piyasalardaki yükselen fiyatlar ani olarak düşüşe geçince büyük panik yaşanır ve bu piyasaların büyük oyuncuları "fiyat düzeltmesi" adı altında büyük haksız kazançları kendi hanelerine geçirebilmektedirler.
Zaman zaman medyadan altına, gümüşe, gayrimenkule, borsaya, borsa fonlarına veya emtiaya yatırım yapanların çok büyük zararlar ettiğini, ferdi ve toplumsal olarak büyük aile facialarına sebep olduklarını duyarız.
Aklımın erdiği yıllardan beri, mesela 1980’li yıllarda yüksek getiri vaadi ile para toplayanların oluşturduğu banker faciaları; daha sonra İMKB kurulduktan sonra yaşanan ve hisse senedi alımı işini ve doğasını aşan spekülatif ve manipülatif işlemler sonucu oluşan aşırı yükselmelerin sonucunda yaşanan borsa çöküşleri; gayrimenkul üzerinden insanların kandırılarak ev, arsa vaadiyle yapılan haksız kazanç edinimleri; sözüm ona “İslami holdingler” vasıtasıyla yüksek kâr vaatleri ve faizsiz kazanç iddialarıyla insanların birikimlerinin sömürülmesi; bilerek veya bilmeyerek insanların altına, dövize, çeşitli emtialara yönlendirilerek, yeterince yükselme yaşanınca satışlar yapılması suretiyle çoğunluğun haksız olarak zarara uğratılması gibi temel iktisadi dengenin aykırısına olan davranışlar hafızalarımızda yer etmiştir.
Türkiye’de spekülatif servet birikiminin en önemli ve yıkıcı aracı, toplumun gayrimenkul ve araba alımına yönlenmesi ve yönlendirilmesidir. Bunlar başlı başına çok önemli ve tehlikeli bir servet biriktirme konusudur.
Hele de ülke dışı kaynaklardan elde edilen fonlar kullanılarak verilen kredilerle veya karşılıksız para basılarak sağlanan kaynaklarla insanların ihtiyacı olmadığı halde servet biriktirme amacıyla gayrimenkule yönelmesi; doğrudan ev ve bina fiyatlarını artırdığı gibi dolaylı olarak da temelde arsa fiyatlarını yükseltmekte, artan arsa fiyatları ise ev fiyatlarını fiktif olarak şişirmektedir.
Bu durum, gerçek ev ihtiyacı olan insanların 10 yıl çalışarak ödeyebileceği bir evi, 25 yılda bile alamayacak duruma gelmesine neden olmaktadır. Bunun sonucu olarak da gayrimenkul alımı yapanlar, toplumdaki çoğunluğun zararına olacak şekilde büyük bir servet birikimine sahip olmaktadırlar. Bu artışlar haliyle kiralara yansımakta ve insanların en temel hakkı olan barınma hakkı elinden alınmaktadır.
Ayrıca üretim ve emek karşılığı olmaksızın karşılıksız para basmak, sırf tüketim amacına yönelik olmak üzere emisyon hacminde haksız yere genişlemeye gitmek, kamu kaynaklarının verimsiz kullanılması ve kamu ile özel sektördeki yolsuzluk gibi enflasyon doğurucu hususlar, özellikle varlıklı insanlar lehine haksız servet birikimini doğuran etkenlerdir.
İster meşru ister gayrimeşru kabul edilsin, bütün atıl servet birikimleri toplumda çoğunluğun gelirlerinde azalmaya sebep olarak azınlığın haksız zenginleşmesine zemin hazırlar. Bu tür durumlar toplumda umutsuzluğun artmasına ve güvenin kaybolmasına sebep olarak uzun vadede çok büyük toplumsal kargaşalara, şiddete ve büyük çöküşlere yol açar.
Peki, neden güven oluşmuyor?
Bunu etkileyen en önemli duygu korkudur. Aynı zamanda servet birikimi anlamına gelen mal ve güç toplama güdüsü ise korkunun ürettiği, insanlığın en eski hastalığıdır. İnsanın insana güveni kalmadığında veya zayıfladığında güç ve mal toplama ya da biriktirme hastalığı kendine elverişli bir alan bulmuş demektir. Bu hastalık, toplayıcılıkla birlikte ortaya çıkmış, kabilecilik güdüsüyle de birleşerek sebep-sonuç ilişkisi içerisinde birbirini doğurarak modern zamanlara kadar etkisini hiç kaybetmeden sürdürmüştür.
Başta vahiy yoluyla nebiler olmak üzere, bütün zamanların münevver insanları ve düşünürleri tarafından mal ve güç toplama arzusuna çok güçlü eleştiriler yöneltilmişse de insan doğasındaki bu temayül hep gün yüzünü çıkmış; insan davranışları, toplumlar ve devletler üzerinde olumsuz anlamda belirleyici olmuştur.
Kur'an’da haksız servet birikimine zemin hazırlayan; riba (haksız kazanç), meysir (kolay kazanç), mutaffifîn (hileli kazanç), gulûl (kamu yöneticilerinin haksız kazancı) gibi emeksiz birikimler çok şiddetli şekilde eleştirilmiş; mal toplayan ve bunun kendisini sonsuza kadar yaşatacağını sanan, ölünceye kadar mal ve güç toplayan insan tipi kınanmış ve bu eylemlerin insanları ve toplumları ateşe sürükleyeceği vurgulanmıştır.
Bunun karşısında ise meşru olarak elde edilen kazançlardan da sadaka (vergi), infak (karşılıksız yardım), karz-ı hasen (en uygun şekilde verilen borç) yapılarak servetin tedavüle çıkarılması ve bu şekilde arınmanın (zekat) gerçekleştirilmesi ilkesi yer almaktadır. Bunun yanında insanların mallarında, mahrum olanların (refah elde edemeyenlerin) ve miskin olanların (çalışacak gücü ve isteği olduğu halde iş bulamadığı için ihtiyaç sahibi olanların) hakkının olduğu vurgulanmış ve bu hakkın yerine getirilmesi istenmiş, bu durum yüceltilmiştir. Bu şekilde toplumda huzurun sağlanacağı öngörülmüştür.
Gerçekten de hangi sebeple olursa olsun sınırsızca mal ve güç birikimi, insanların ve toplumların hüsranında çok önemli rol oynamış, çözülmelerin en büyük sebeplerinden biri olmuştur.
Halbuki insan; birey olarak tabiatla, çevresiyle ve diğer insanlarla borç-alacak ilişkisi içerisinde dünya sahnesine gelir ve hayatını devam ettirir. Doğal olarak olgunluk yaşına gelinceye kadar sürekli olarak etrafındaki maddi ve manevi birçok unsurdan karşılıksız faydalanır, adeta borçlanır. Erginliğe eriştiğinde de tabiata, çevresine ve diğer insanlara faydalı olmak ve onlara karşı borcunu ödemek için üretmek durumundadır.
Bu çerçevede insan, varlık sahnesine çıktığı zamandan beri avlanarak veya ürettiği varlıkları tüketerek yaşamış; ihtiyacı olduğu halde kendisinin üretemediği mal ve hizmetleri ise başkalarının ürettikleriyle kendi üretimini takas ederek veya satın alma yoluyla karşılayarak hayatını devam ettirmiştir. Buna temel iktisadi hayat döngüsü diyebiliriz.
Bütün zamanlarda temel iktisadi hayat döngüsüne en büyük tehdit ise üretilen mal ve hizmetlerin, insandaki sahip olma güdüsünün de etkisiyle tekrar iktisadi hayata girmeden veya tedavül edilmeden stoklanarak servet haline dönüşmesidir. Diğer bir deyişle, temel iktisadi hayat döngüsüne en büyük tehdit; servetin tekrar üretime, yani sermayeye dönüşememesidir.
Zira bizim toplum olarak en fazla bedel ödediğimiz unsurların başında sermaye ihtiyacı gelmektedir. Servetleri sermayeye dönüştüremediğimiz için 400 yıldan beri Batı kapılarında para dilenen bir millet olduk. Unutmayalım; borç alan emir alır ve zilleti yaşar.
Bunun için gerekli olan en önemli husus, zihinsel dönüşümün sağlanması; toplumun elde ettiği kazançları tekraren sorgulayarak yapılan iktisadi eylemlerin insanlığın hayrına olup olmadığını anlayabilecek seviyeye gelebilmesi, üretim odaklı düşünebilmesi ve her seviyede buna göre hareket edebilmesidir.
Bunun yanında devleti yönetenlerin de en tabii yönetim ilkeleri olan; yönetim işlerinde zandan veya subjektif veriden uzaklaşarak gerçek veriden hareketle karar alması, işin ehline verilmesi, konuların yetkin insanlarla konuşularak karara bağlanması, hak taksimatında kıst ve adalet ilkelerinden taviz verilmemesi ve başta insan olmak üzere bütün varlığa hürmetkar davranılması gibi temel ilkelere kurumsallaşmış olarak riayet etmesi gerekir.
Kamu otoritesinin, "zihinsel dönüşüm" ve "kamuda adalet" ilkelerini hayata geçirmek için aşağıdaki sosyo-kültürel, makroekonomik ve mali araçları devreye sokması uygun olacaktır.
Somut Öneriler
A. Sosyo-Kültürel ve Eğitsel Dönüşüm
B. Makroekonomik, Mali ve Hukuki Araçlar
-Artan Oranlı Gayrimenkul Vergisi: Kişilerin barınma ihtiyacı olan ilk evi dışındaki 2., 3. ve daha sonraki konutlarından ve boş tutulan arsalarından katlanarak artan oranlarda vergi alınmalıdır. Bu sayede gayrimenkul, bir "servet biriktirme aracı" olmaktan çıkarılmalıdır.
-Spekülatif Kazanç Vergisi: Kısa vadeli alım-satımlardan (spekülatif işlemlerden) doğan kârlar çok yüksek oranlarda vergilendirilmeli, paranın gayrimenkul rantından kolayca nemalanmasının önüne geçilmelidir.
-Girişim Sermayesi Yatırım Fonları (GSYF): Servet sahiplerinin paralarını doğrudan gayrimenkule gömmesi yerine; teknoloji, sanayi, tarım gibi alanlarda faaliyet gösteren yerli girişimlere (start-up) ortak olmalarını sağlayacak güvenli fon yapıları teşvik edilmelidir.
-Üretime Endeksli Finansal Araçlar: Yatırımcıların altın veya döviz almak yerine; büyük altyapı, enerji, sanayi ve hastane projelerine ortak olabileceği, devlet güvenceli ve enflasyona karşı korumalı "üretim tahvilleri" ihraç edilmelidir.
-Selektif (Seçici) Kredi Politikası: Bankaların kredi muslukları sadece ihracat yapan, teknoloji üreten veya ithal ikameci üretim gerçekleştiren sanayicilere açılmalıdır. Tüketim veya gayrimenkul amaçlı kredilerin maliyeti kasıtlı olarak yüksek tutulmalı ve insanların bu kredilere yönlenmesi önlenmelidir.
-Sanayi ve Enerji Arsalarının Tahsisi: Sermayenin arsa spekülatörlerine gitmek yerine makine ve istihdama harcanması amacıyla, yatırımcının fabrika veya enerji santrali kuracağı arazi devlet tarafından çok ucuz veya ücretsiz olarak; satış yöntemiyle değil, uzun vadeli kiralama yoluyla tahsis edilmelidir.
-Öngörülebilirlik ve Hukukun Üstünlüğü: Merkez Bankası Başkanı'nın da belirttiği "güven" ortamı için ekonomi politikalarında sık sık kural değiştirilmemeli, mülkiyet hakkı ve sözleşme hukuku tam güvence altına alınmalıdır. Yatırımcı, 10 yıl sonraki maliyetini ve vergisini görebilmelidir ki uzun vadeli üretime cesaret edebilsin.
Muhsin Ganioğlu
Ankara, 25.09.2026
Türk Futbolunda Operasyon
29.09.2026
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
Umran dergisi Eylül 2026 sayısı çıktı
05.09.2026
ABD uçağı pistten çıktı: 5 ölü
07.09.2026
DEVLET VE YÖNETİM SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 30.09.2026
bana bütün yolu gösterme rabbim MUSTAFA AKMEŞE 01.10.2026
Fatma Betül’ün Suçu Ne? Şakir ÇALIŞKAN 04.10.2026
MERHAMET! EY MERHAMET! AYTEN DURMUŞ 02.10.2026
Bilmek Ağrısı ESRA DURU 02.10.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
Korkak Ebeveynlik FEYZULLAH AKDAĞ 10.09.2026
Dinlemek/İşitmek RAMAZAN BEYHAN 11.09.2026