metrika yandex

KORONAVİRÜS SONRASI DÜNYA - Yuval Noah Harari

Yuval Noah Harari’nin 20 mart 2020 tarihinde The Financial Times gazetesinde yayımlanan “KORONAVİRÜS SONRASI DÜNYA” Başlıklı Yazısını Yazarımız Hasan Kanat Hertaraf Haber Takipçileri için Tercüme Etti:

Yuval Noah Harari’nin  20 mart 2020 tarihinde  The Financial Times gazetesinde yayımlanan “KORONAVİRÜS SONRASI DÜNYA”  Başlıklı  Yazısını Yazarımız Hasan Kanat Hertaraf Haber Takipçileri için Tercüme Etti:

KORONAVİRÜS SONRASI DÜNYA

Yuval Noah Harari

İnsanlık bugünlerde küresel bir kriz ile karşı karşıya. Bu kriz, bizim kuşağın karşılaştığı en büyük krizlerden biri. İnsanların ve hükümetlerin birkaç hafta içinde alacağı kararlar önümüzdeki yıllar içerisinde sadece sağlık sistemini değil siyaset, ekonomi ve kültür alanlarını da şekillendirecektir. Bu noktada hızlı ve kararlı davranıp, eylemlerimizin uzun vadedeki sonuçlarını göz önünde bulundurmalıyız. Alternatifler arasında seçim yaparken sadece virüs ile nasıl başa çıkabileceğimizi değil, bu fırtına dindikten sonra nasıl bir dünyada yaşayacağımız sorusunu da kendimize sormalıyız.

Evet, bu fırtına dinecek, insanlar yaşamaya devam edecek. Ama biz farklı bir dünyada yaşayacağız.

Kısa bir vade için alınan acil durum önlemleri hayatın sabitesi haline gelecektir. Acil durumların doğası gereği bu böyledir. Bu gibi dönemlerde tarihsel süreçte ileriye dönük hızlı bir devinim vardır. Normal zamanlarda alınması yıllar sürecek kararlar birkaç saat içerisinde alınır. Bu süreçte olgunlaşmamış hatta tehlikeli teknolojiler devreye girer. Çünkü buna karşılık hiç bir şey yapmamak daha büyük bir risk oluşturur. Bütün ülkeler büyük ölçekli sosyal deneylerde denek olarak hizmet vermektedir. Herkes evden çalışıp sadece uzaktan iletişim kurduğunda ne olur? Tüm okullar ve üniversiteler eğitimlerini internet üzerinden yaparsa ne olur? Normal zamanlarda hükümetler, işletmeler ve eğitim kurulları bu tür deneylerin yapılmasına kesinlikle izin vermezler. Ancak normal bir zamanda değiliz.

Bu kriz döneminde iki önemli tercih arasındayız. İlki totalitarizmin gözetimi ya da vatandaşın iradesi arasında bir tercih yapmak, ikincisi ise ulusal izolasyonu mu yoksa küresel dayanışmayı mı tercih edeceğiz, meselesidir.

DERİ ALTI GÖZETİMİ

Salgını durdurmak için nüfusun tamamının talimatlara uyması gerekmektedir. Bunu başarmanın iki ana yolu vardır. Birincisi; hükümetlerin insanları gözlemlemesi, ikinci olarak da bu talimatları ihlal edenlerin cezalandırılmasıdır. Bugün insanlık tarihinde ilk kez teknoloji, herkesi her an gözetlemeyi mümkün kılıyor. Elli yıl önce KGB, Sovyet vatandaşlarını 24 saat takip edemiyordu. KGB’nin toplanan tüm bilgileri etkin bir şekilde kaydetme imkânı yoktu. KGB insan olan ajanlara ve analistlere güveniyordu. Yine de her vatandaşı takip etmek için bir ajan bulamıyordu. Ancak günümüzde hükümetler her yerde bulunan sensörler ve güçlü algoritmalarla bu gözetimi sağlayabiliyorlar.

Koronavirüse karşı yapılan savaşta, birçok hükümet bu yeni gözetleme araçlarını çoktan konuşlandırdı. Bu noktada en dikkat çekici durum, Çinli yetkililerin insanların akıllı telefonlarından milyonlarca yüzü tanıyan kameraları kullanarak insanın vücudunun sıcaklığını ve anlık tıbbi durumunu kontrol etmesiydi. Çinli yetkililer bu sistemle sadece şüpheli koronavirüs taşıyıcılarını belirlemekle yetinmedi. Aynı zamanda insanların hareketlerini ve temasa geçtikleri kişileri de tanımlayabildiler. Ayrıca bir dizi mobil uygulama sayesinde vatandaşlara enfekte olan hastalara yakınlık konusunda uyarıda bulundular.

Tüm bunların yeni şeyler olmadığını iddia edebilirsiniz. Son yıllarda hem hükümetler, hem de şirketler insanları izlemek ve kontrol etmek için gelişmiş teknolojileri kullanıyor. Eğer dikkatli olmazsak bu salgın, gözetim meselesiyle ilgili olarak tarihte bir kırılma noktası olabilir. Sorun şimdiye kadar ülkelerin reddettiği kitlesel gözetim araçlarını normalleşmesi meselesinin ötesinde, bu gözetimin deri altından yapılacak olması gibi dramatik bir geçiş anlamına geliyor.

Bugüne kadar hükümetler, parmağınızla akıllı telefonunuzun ekranına dokunduğunuzda nereyi tıkladığınızı bilmek istiyordu. Şimdi ise hükümetler parmağınızın sıcaklığını ve cildinin altındaki kan basıncını bilmek istiyor.

Bu konuyla ilgili karşılaştığımız sorunlardan bir diğeri de nasıl bir gözetim altında tutulduğumuzu ve bu gözetimin gelecek yıllarda nasıl sonuçlar doğuracağını bilmiyor oluşumuz. Gözetim teknolojisi son derece hızlı gelişiyor.10 yıl önce bilim kurgu gibi görünen şeyler bugün gerçek oldu.

Her vatandaşın günde 24 saat vücut sıcaklığını ve kalp atışını izleyen ve biyometrik bir bilezik takmasını talep eden bir hükümet varsayalım. Elde edilen her veri, devlet işletim sistemi tarafından istiflenir ve analiz edilir. Bu algoritmalar, siz farkına varmadan önce hasta olduğunuzu keşfedecek ve aynı zamanda nerede olduğunuzu, kiminle görüştüğünüzü bilecek ve böylece enfeksiyon zincirleri büyük ölçüde kısıtlanabilecek hatta kesilebilecek. Kulağa hoş geliyor değil mi?

Elbette bu durum en büyük dezavantajı, korkunç bir gözetim sistemine meşru bir zemin sağlamasıdır. Örneğin CNN bağlantısı yerine FOX NEWS bağlantısını tıkladığımı biliyorsanız, bu size politik görüşlerim hatta kişiliğim hakkında birçok veri sağlayabilir. Aynı zamanda ben video klip izlerken benim vücut sıcaklığımı ve kan basıncımı ne durumda olduğunu gözlemleyebiliyorsanız bu yolla beni neyin güldürdüğünü, neyin ağlattığını ve sinirlendiğini biliyorsunuz.

Öfke, neşe, can sıkıntısı ve sevginin tıpkı ateş ve öksürük gibi biyolojik fenomenler olduğunu düşünmek çok kritik bir durumdur. Öksürüğü tanımlayabilen aynı teknoloji gülmeyi de tanımlayabilir. Şirketler ve devletler biyometrik verilerimizi toplamaya başladığında, bizi bizden daha iyi tanıyabilir. O durumda sadece duygularımızı tahmin etmekle kalmayıp, aynı zamanda duygularımızı manipüle edebilir ve bize istedikleri her şeyi, gerek bir ürün gerekse bir politikacıyı satabilirler. Cambridge analistlerinin verileri hackleme taktikleri, Biyometrik gözetleme sistemi yanında taş devrinde kalmış gibi gözüküyor.

 2030 yılında Kuzey Kore de devletin her vatandaşın 24 saat biyometrik bilezik takma zorunluluğu getirdiğini düşünün. Büyük bir lider tarafından yapılan bir konuşmayı dinlediğinizde hissettiğiniz öfke bilezik tarafından tanımlanırsa işiniz bitti demektir.

Elbette acil bir durum esnasında biyometrik gözetim sisteminin geçici bir önlem olarak kullanılmasını savunabilirsiniz. Ancak acil durum sona erdikten sonra ileride karşılaşma ihtimali yüksek olan diğer acil durumlarda da bu sistemin dönmesi gibi bir durum söz konusu olacaktır. 

Korona virüs enfeksiyonları sıfıra düşse bile bazı devletler biyometrik gözetim sistemlerinin ikinci bir korona virüs dalgısının gelmesinden korktukları veya orta Afrika da ebola virüsü ortaya çıktığı gerekçesiyle bu gözetim sisteminin yerinde kalmasını isteyebilirler. Korona virüs krizi bu savaşın kırılma noktası olabilir. Çünkü İnsanlar Mahremiyetle ile sağlık arasında bir tercih yapmak zorunda kaldıklarında genellikle tercihlerini sağlıktan yana yaparlar. Bu noktada sorunun temeli insanların mahremiyet ve sağlık arasında seçim yapmak zorunda kalmalarıdır. Çünkü bu yanlış bir seçenek sunmaktır. Hem mahremiyetimi hem de sağlık haklarımızı koruyabiliriz. Korona virüs salgınını durdurmayı ve sağlığımızı korumayı totaliter gözetim sistemleri kurarak değil, vatandaşlara yetki vermek yoluyla da önleyebiliriz.

Son haftalarda korona virüs salgınını durdurmaya yönelik en başarılı çabalar, Güney Kore Tayvan ve Singapur gibi ülkeler tarafından gerçekleştirildi. Bu ülkeler gözetleme sistemlerinden biraz yaralanmış olsalar da, yaptıkları kapsamlı testler, şeffaf raporlamalar halkın iyi bilgilendirilmesi ve iş birliği içerisinde hareket etme esasına dayanmışlardır.

Merkezi gözetleme sistemleri, sert cezalar insanları talimatlara uygun hale getirmenin tek yolu değildir. İnsanlara bilimsel gerçekler söylendiğinde ve kamu otoritesi anlatılan bu gerçeklere güvendiğinde, omuzların üzerinde her şeyi gözetleyen büyük abiye gerek kalmaksızın İnsanlar gereğini yapabilirler. Bu gibi durumlarda Kendini motive eden ve iyi bilgilendirilmiş bir topluluk genellikle polislerden daha güçlü ve etkilidir.

Örneğin Elleri sabunla yıkamayı düşünün bu İnsanın hijyeniyle ilgili en büyük gelişmelerden biri oldu. Bu basit eylem her yıl milyonlarca can kurtarıyor. 19 yüzyılda Bilim adamları ellerin sabunla yıkanmasının önemini keşfettiler. Daha önce doktorlar ve hemşireler bile ellerini yıkamadan bir ameliyattan diğerine geçiyorlardı. Bugün insanlar ellerini sabunla polisten korktuğu için değil gerçeği anladıkları için yıkıyorlar. Ellerimi sabunla yıkıyorum çünkü virüs ve bakterileri duydum bu küçük organizmaların hastalığa sebep olacağını biliyorum ve sabunla bunları ortadan kaldıracağımın farkındayım.

Bu derece uyumlu ve işbirliği içinde olmak için güvene ihtiyacınız var. İnsanların bilime, kamu yetkililerine ve medyaya güvenmesi gerekir.  Son birkaç yıldır sorumsuz politikacılar bilime, kamu otoritelerine ve medya ya olan güvenci kasıtlı olarak baltaladılar. Şimdi aynı sorumsuz politikacılar doğru şeyi yapmak için halka güvenemeyeceğimizi savunarak totaliter bir tavır almak gerektiğini iddia edebilirler.

Normal olmayan bir süreç içerisinde yıllarca aşındırılmış olan güven bir gecede yeniden temin edilemez elbette. Kriz anında zihinler hızla değişebilir. Kardeşlerinizle yıllarca keskin tartışmalar yaşayabilirsiniz. Ancak bazı olağanüstü durumlar karşısında aniden güven ve dostluk duygularını keşfeder, birbirinize yardımcı olmak için acele edersiniz. Bir gözetim rejimi inşa etmek yerine kamu otoritelerine, medya ya olan güveni yeniden inşa etmek için geç kalınmış değildir. Elbette yeni teknolojileri de kullanmalıyız. Ancak bu teknolojiler vatandaşı da yetkin hale getirmelidir. Vücut sıcaklığımın ve tansiyonumun gözetlenmesinden yanayım ancak bu durum aşırı güçlü ve merkeziyetçi bir hükümet yapısını oluşturmak için araç sallaştırılmamalıdır. Aksine bu veriler bilinçli seçimler yapmamı ve yeri geldiğinde hükümetin aldığı karaları sorgulamamı da sağlayabilmelidir.

Eğer Kendi tıbbi durumumu günde 24 saat izleyebilseydim, sadece başkaları için sağlık tehlikesi haline gelip gelmediğimi değil, hangi alışkanlıkların sağlığıma katkıda bulunup bulunmayacağının bilgisini de öğrenmiş olurdum.  Eğer korona virüsün yayılmasıyla ilgili güvenilir istatistiklere erişip analiz edebilseydim, hükümetin bana doğruyu söyleyip söylemediğini ve salgınla mücadele için doğru politikaları benimseyip benimsemedikleri konusunda fikir sahibi olabilirdim. İnsanlar bu gözetim teknolojisi hakkında konuştuklarında bu teknolojinin sadece hükümetler tarafından bireyleri gözetlemek için değil, bireylerin de hükümetleri gözetlemek için kullanılabileceğini unutmamalı.

Bu nedenle korona virüs salgını önemli bir vatandaşlık sınavıdır. Bu süreçte her birimiz temelsiz komplo teorilerine ve kendine hizmet eden politikacılara değil, bilimsel verilere ve sağlık uzmanlarına güvenmeyi tercih etmeliyiz. Eğer doğru seçimi yapmazsak kendimizi en değerli olan şey, özgürlüğümüze veda etmiş olarak bulabiliriz. Bunu sağlığımızı korumanın tek yolu olarak düşünebilirsiniz.

İkinci olarak yapacağımız en önemli tercihlerden biri Ulusal izolasyon politikalarıyla küresel işbirliği arasında yapacağımız tercihtir. Gerek salgının kendisi gerekse ortaya çıkan ekonomik kriz küresel sorunlardır. Bu sorun ancak küresel işbirliği ile etkin bir şekilde çözülebilirler.

2008 ekonomik krizi ve 2014 te ki ebola salgını gibi daha önce yaşanan küresel krizlerde, ABD küresel liderlik rolünü üstlenmişti. Ancak yaşamakta olan krizde ABD’nin bu liderlik rolünden vazgeçmiş olduğu görülüyor. Bu durum Amerika’nın İnsanlığın geleceğini umursamadığını ve sadece kendini düşündüğü gerçeğini çok açık bir şekilde ortaya koydu.

ABD’nin bıraktığı boşluk, diğer ülkeler tarafından doldurulmazsa, mevcut salgını durdurmayı daha zor bir hale getirmekle kalmayacak, bu durum gelecek yıllarda ki uluslararası ilişkileri zehirleyecek  bir noktaya gelecektir.

İnsanlık bir uyumsuzluğa mı? Yoksa küresel bir dayanışma içinde mi olacağına dair bir seçim yapmak zorunda. Uyumsuzluk seçeneğini tercih edersek yaşanılan krizi uzatmakla kalmayıp, bu tercih  ileride daha kötü felaketlere yol açacaktır. Tercihimizi küresel dayanışma seçeneğinde kullanırsak, 21.yüzyılda sadece korona virüsü karşı değil, İnsanları tehdit eden tüm salgınlara ve krizlere karşı zafer elde etmiş olacağız. 

Paylaş

Yorumlar

0

Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.