İnsan yavrusu annenin şefkati babanın aileyi korumasıyla büyür. Annenin şefkati demişken işyerinde çalıştığım okulda erkek çocuğu olan ama kıza hasret bir meslektaşım vardı. Gördüğü miniği yanağından yakalar sevgi seline boğardı. O’na şaka karışık;
- “Maşallah, hem evdekilere yetiyor hem de okuldakilere!...” dedim.
- “Hocam, biliyorsunuz iki erkek çocuğum var. Allah kız çocuğu nasip etmedi. Erkekler büyüyünce benim sevgi gösterilerimden sıkılıyor bazen kendilerini sevdirmiyorlar, dedi. Hayretle dinlediğimi farkedip, gülümseyerek şakayla karışık: “Ben de sevgi ihtiyacımı böyle başka çocukları severek gideriyorum” dedi.
- “Nasip, Allah çocuklarınıza sağlık sıhhat versin” dedim.
Sonra ekledi;
- Hatta sırf çocuklarla beraber olmak için yeniden, okul öncesi öğretmenliği okuyorum”
Allah kadınlara bu şefkati vermeseydi çocuklar nasıl yetişir bu hale gelirdi diye kendi kendime düşünceye dalmıştım ki; Bir çocuk “anneeee!” diye ağlayarak öğretmenler odasına daldı. Belli ki bir akran zorbalığına uğramış, öğretmenine şikâyete gelmişti.
Anneler ne güzel sığınak değil mi?
Çocukta soyut düşünce gelişmezden önce güvendikleri, ayrıldıklarında ağladıkları, korktuklarında kaçıp sığındıkları liman, anneleridir. Nazları, gözyaşları, istekleri, öfkeleri, ilk tanıdıkları duygularının tatbik yeri hâsılı insan olma atölyesinde, Anne ustanın şefkatli elleridir.
Bugün roller kısmen değişmiş olsa da babalar hala “en son duyuyor”.
İslami konulardan konuşurken bir arkadaşım; “Baba dini kapıya getirir anne içeri alır” demişti. Evin başrol oyuncusu, ana karakteri annedir. Ya baba? Diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu soruya yönetmenler şu cevabı verirler; “Hiçbir rol diğerinden daha az önemli değildir. Çünkü bir film usta figüranlar olmadan tamama ermez”
Yine de siz erkekler, bu sözlerden alınıp babaya “figüran” rolü verdiğimi çıkarmayınız. Baba belki setin hazırlayıcısı, belki yönetmen koltuğunda oturan kişi, belki de senaryonun yazarıdır. Bunların çok da önemi yok. Mühim olan akıcı bir senaryo, güçlü bir yönetmen ve iyi oyuncularla aile filmini gerçek seyircinin takdirine sunmaktır.
Doğaçlama ürettiğimiz senaryonun direktifleri, ana ilkeleri belli. Sıkıntımız, acemi oyuncuların rollerini oynarken filmin kalitesine etkileridir. Fıtratında, gücü taşıyan babanın, gücü; annenin taşıdığı şefkati kontrol edemeyişi, filmde gelecekte yerlerini alacak çocuğun/çocukların, iyi bir oyuncu olmasını engelleyebiliyor.
Çocuklarımızı korumak adına yaptığımız her girişim acaba onların hayat oyununda yetkin bir oyuncu olmalarını engelliyor olabilir mi?
Hatta bu koruma girişimi ileride tek güvenmeleri gereken Yaratıcı yerine başka şeylere güvenmelerine sebep oluyor olabilir mi?
Hani klasik örnektir, ördeğin yavrusunun yüzmeyi öğrenmesinin tek yolu insafsız (!) annesi tarafından göle atılması ya da kuşun uçmasının tek yolu, yüksekteki yuvasından boşluğa bırakılmasına bağlıdır. Başka türlü öğrenemezler. Bizatihi deneyimleyip fıtratlarında olan özelliği ortaya çıkarmalarını sağlamak gerekir.
Bugünün dünyasında özelde müslüman toplum; bağımlı, içe kapalı, kendi kararlarını alamayan, yaptığı hataların sorumluluğunu ebeveyne yükleyen bir nesil yetiştiriyor.
Bütün dünyaya baktığınızda yeryüzünü yönetenlerin ne kadar zorlu hayat şartlarından geldiğini göreceksiniz. Onların bu kadar güçlü olması ördek ya da kuş yavrusu gibi kendi deneyimlerini yaşamak zorunda kalışlarından kaynaklanmaktadır. Kendi rollerine, onlara verilen fıtrat gereği hazırlanmışlar ressamın ufak dokunuşları gibi anne, baba ya da yakın çevrenin dokunuşları ve kendi özgün seçimleri ile hayat resimlerini böylece güzelleştirmişler.
Böylesine geniş bir konunun bu küçücük köşede genişliğine işlenmesi elbette mümkün değil. Ancak ellerinden sürekli tutup, yüreğinden tutamadığınız çocuklarımızın bu yarasını yazmadan geçemedim.
Hayat yolculuğumda tanıdığım hiç okula gitmemiş ama hayat okulunun profesörü olmuş bir büyüğüm ben daha gençken, çocuk terbiyesi minvalinde:
- çocuklar küçük civcivler gibidir korumak adına, elinizde sıkarsanız ölür, kontrolsüz serbest bırakırsanız ayakaltında ezilir, derdi.
Okula giden çocuğun yanında eşlik etmeye eyvallah ama çantasını taşıyıp kaldırımda bile ona güvenmeyip kaçacak gibi sıkı sıkı elini tutmak nedir? Şefkat midir?
Çocuğun her istediğini satın alıp önüne koymak çalışkan ve sorumlu bir baba için zor da olsa mümkündür belki ama her ihtiyacı karşılanan çocuk gelecekte nasıl “ihtiyaç karşılamayı” öğrenir?
Çocukların yüreğinden tutmak ellerinden tutmaktan yeğdir. Ama zordur. Ancak güzel bir film yapmak da zordur. Belki bir sonraki yazımda çocuğun yüreğinden tutma ile ilgili tecrübelirimi paylaşırım.
Hayatınızın, dost/düşman tarafından coşkuyla alkışlanan bir film olması dileğiyle,
Allah’tan emin olan Allah’a emanet olsun…
Ulus’taki Pavyonlar Kapanıyor
14.10.2026
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
Ümmetin Çocukları Husiler / Mehmet TAŞDÖĞEN
10.10.2026
aşk kağıda yazılmıyor… MUSTAFA AKMEŞE 15.10.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
DEVLET VE YÖNETİM SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 30.09.2026
Kintsugi Ruhsal Yenilenme AHMET GÜRBÜZ 12.10.2026
sahi “sen kimsin?” MUSTAFA AKMEŞE 24.09.2026
fesleğen gibi bir dindarlık MUSTAFA AKMEŞE 08.10.2026