metrika yandex

Din, İnsan İlişkisi

06.08.2020
Mustafa YILDIZ

Toplumsal hayatta halk arasında en fazla konuşulan müşterek mevzular arasında öne çıkan din, spor, sağlık ve siyasi konuların olduğunu söyleyebiliriz.Ekseriyette insanımız bu konular sözkonusu oldunda, ya kulak dolması, ya da duyumlarla elde ettiği bilgiler işığında mutlaka söyleyecek bir sözü olur.Bu bilgilerin kaynağı da genellikle ya ailesinden duydukları, gördükleri veya dost, arkadaş çevresinden kulak dolmasıyla edindiği bilgilerden oluşan toplama bilgiler olduğu görülür.Bilindiği zannedilen şeylerin de ekseriyetle bilimsel verilere aykırı, islam dininin varoluş amacına ters, aklın kabül etmediği uydurma, yanlış ve çoğunlukla da zararlı bilgiler olduğunu söyleyebiliriz.

Ayrıca günümüz toplumunu oluşturan bireylerin büyük bir bölümünün belleğinde kayıt altına alınan bu konularla ilgili bazı bilgiler; çoğunlukla ya kendi içinde bulunduğu sohbet ortamında konuşulanlardan elde edilen, ya da fısıltı yoluyla karşılıklı aktarılan toplama bilgiler oldukları halde, toplum nezdinde fazla itibar edildikleri, doğru olarak da kabül gördüklerinden, halkta şöyle bir kanaatin oluşmasına neden olmuşlardır.”Bu konularla ilgili bilgileri nasıl olsa her ortamda bulabiliriz, hatta sokakta bile dile getirerek ulaşabiliriz.” zannıyla artık konularla ilgili kitab okumayı, erbabına sormayı, araştırma/soruşturma yapmayı akıllarına bile getirmezler.Çünkü, kişi kendinden emindir artık, “Bu konularda zaten yeterli bilgim var!” diyerek doğru ve yeterli bilgi sahibi olduğuna inanır.

Bu mevzulardan en önemlisi, toplum içinde belki de en fazla konuşulanı, en fazla da yanlış anlaşılanı, istismar edilmeye de en müsait, bolca ihtilafı olan ve tartışılan konu, din ve din ile ilgili mevzulardır dersek fazla da abartmış olmayız sanırım.Bu nedenle ile bu konuyu tartışmak istedik.Zira, “Din”in bireysel bir ihtiyaç olması, birebir herkesi ilgilendirmesi, halkı çoğunlukla kendini dindar olarak gördüğü bir ülkede yaşıyor olmamız istesek de, istemesek de yolumuzu her halükarda “Din”i mevzuların konuşulduğu ortamlara düşürebiliyor.Dolayısıyla her platformda tartışılan, konuşulan günün mevzusu da zaman zaman “Din” olabiliyor.Bu durum olağan kabül edilmelidir.

Ancak üzerimize vazife olmadığı halde, belki de hayat boyu bize hiçbir zaman da lazım olmayacak (Magazinsel haberler) bir çok mevzuu hakkında insanımız sadece merakını giderme adına araştırma ve inceleme yaparak, en ince teferruatına kadar bilgileri bile es geçmeyip, konuya vakıf olmak isteyen insanımız, ne yazık ki, hem kendisini hem de bütün insanlığı alakadar eden, üsttelik inananlar için hem dünyalarını ve hem de ahiret yurtlarını ilgilendiren, hayati öneme haiz bir konu olan “Din”i hakkında da aynı hassasiyeti gösterdiğini söyleyemiyoruz maalesef.

Peki bu kadar konuşulan, herkesi ilgilendiren “Din” nedir, nasıl anlaşılmalı?

Din’in 100’e yakın tanım ve tarifi yapılmıştır.Hepsini buraya alma imkanımız olmadığından, kısaca konunun uzmanları tarafından yaklaşık olarak üzerinde en fazla antakt kalınan müşterek tarif ve tanımlardan bir kaçı ile yetineceğiz.Burda kasdedilen husus, teknik bilgi vermek değil, bir tesbitte bulunmaktır.Konuya dönersek şayet,

Sözlük anlamı olarak din:“Tanrı düşüncesine dayalı toplumsal bir kurum, insanların doğaüstü güçlere, kutsal saydıkları varlıklara, tanrılara ya da tanrıya inanma, tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel olgu” şeklinde tanımlanmıştır.Kimisi de dini: “Bireyin manevi dünyasını yönlendiren, davranışlarını kontrol altında tutan, yaşam biçimini yönlendiren, korku ve endişelerini dengeleyen, duygularını sevk eden/edebilen her türlü somut veya soyut etkileyen araçlar ile bireyin kendi iç dünyasına tahakküm eden/edebilen değerlere inanma” diye felsefik tanımlamalar yapmış, kimi de, “İnsanı daima iyi yollara sevk eden, iyiliği icra ettiren manevi duygu” diye tanımlamıştır.

İslam bilim adamları ise dini; “Allah’ın akıl sahiplerine peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği, kişiye dünya ve ahiretin saadet yollarını gösteren emir ve yasakların tümüdür.” şeklinde tanımlamışlardır.Bu tanımlamalara kısaltma veya ilaveler yapmak da mümkündür.Zira, soyut kavramlar her bireyin manevi dünyasında bilgisi ve birikimi nispetinde tezahür edeceğinden, her bireyin inanç tasavuru tabii olarak farklı şekillenebilir.Bu nedenledir ki kişinin manevi dünyası ile ilgili inanç boyutlu konuların her insan beyninde farklı dünyalar oluşturması, farklı tasavvurları canlandırması gayet normal kabül edilmelidir.”Kulun zannı üzereyim” sözü belki de bu gerçeğe parmak basmak için söylenmiş olabilir.Zira insanları pratik olarak tektipleştirme ve bir standartlaştırma oldukça zor olduğu/olacağı da ortadadır.

Yukarıda ki tanım ve tarifler ışığında bakıldığında “Yeryüzünde inançsız, dinsiz (Ate) kimse yoktur.” diyebiliriz.Kişi kendini “Dinsiz, inançsız” diye tanımlasa bile, yukarıda yapılan “Din” tariflerinin herhangi birine uygun, gerçekte de kendi iç dünyasında inandığı bazı ulvi değerlerinin var olduğu görülür.Çünkü, “Yok” dediğiniz şeyin yerine mutlaka koyduğunuz başka bir “Şey”inizin var olması gerekir.Zira sünnetullahta boşluk yoktur.İşte o yerine koyulan şey kişinin dini olur.Kişi yaptığı işlemin tam da bu olduğunun farkında olmayabilir, adını da koyamayabilir.Belki bir yaratıcının olduğuna dair inancı olmayabilir, ancak kişinin dinsiz olması mümkün değildir, olmaz/olamaz da.Belki inandığı şeyin din olup olmadığının farkında olmaz/olmayabilir o kadar.

Yani, “İnsanların tamamına yakını yanlışta olsa bir inanca sahiptirler.” diyebiliriz.Ancak, inandığı, tabi olduğu kuralların hangi dine ait olduğundan bir haberi var mı? ya da inandığı dinde samimi mi, değil mi? işte sorgulanması gereken husus burasıdır.Yoksa, yaratılışı itibariyle inanmaya müsait olarak yaratılmış bir varlığın dinsiz olması/olabilmesi mümkün değildir.”Her doğan fıtrat üzere dünyaya gelir.” denilmesi de buna delalet eder.Burda sorun kişinin doğru bir din tercihi yapıp yapamadığı sorunudur.

Ülkemizde din ile ilgili konuların batılı kavramlarla ifade edilerek anlatılmaya çalışılması, vatandaşlar nezdinde kavram kargaşası ve anlam çatışması yaşanmasına sebebiyet vermiştir.Mesela;Laik, seküler, Ate, Ateist, Deist, lberal v.s.gibi kelimeleri müslümanlar dini kavramlar olarak sıkça kullanırlar.Halbuki esas itibariyle bu kavramlar Hiristiyan dinine ait  ve Batı kültürünün ortaya çıkardığı kavramlardır.Günümüz Avrupa’sında din, içi boşaltılmış, dini kurumları da bir Sivil Toplum Kuruluşu gibi iyilik ve ihsan faaliyeti yapan, bir yönüyle adeta bir kültür elçisi konumuna dönüşmüş Sivil Toplum Örgütü konumundadırlar.Zaten halkı da kutsal yerlerini ve ibadet mekanlarını dolaşırken sadece turizm amaçlı olarak ziyaret etmektedirler.

Mesela, Avrupa’da laikliğin toplumdaki işlevi şöyledir;Kişinin gönüllü olarak sadece dini ile ilgilenme arzusuyla dini bir sınıfa dahil olmayı tercih etmesi, sosyal ve siyasal hayattan çekilmesi, bu sınıfa dahil olan mensubların bir takım dünyevi nimetlerden kendini zorlayarak mahrum bıraktığı bir yaşam biçimini kabül etmesi olarak anlaşılır.Oluşan bu sınıf Ruhban’lar sınıfıdır, yapılan tercih de laikliğin gereğidir.Laikliğin pratik hayata dayattığı bu Ruhban yaşam tarzı insanın fıtratına ters düştüğünden, batıda bile fazla kabül görmediğini, gençler arasında dinsiz olmayı tercih edenlerin her geçen gün artması ile görülmektedir.Bu nedenledir ki, insan tabiatına aykırı yasakların var olması, camiada da çeşitli sapkınlıkların yaşanmasına neden olduğu artık herkesce bilinmektedir.Vatikan’da olanlar ve dışarı sızdırılanlar herkesin malumudur.

Zaten anayasalarında laikliğin resmi olarak yer aldığı üç (3) ülke vardır.Fransa, Tunus ve Türkiye.Bu üç ülkede bile laiklik farklı anlaşılmaktadır, uygulamaları da farklı olmaktadır.Mesela, bir ülke düşünün hem laik olacaksınız, hem de dinin kontrolü sizde olacak, hem laik olacaksınız, hem de kılık kıyafet tercihlerini siz belirleyeceksiniz, hem laik olacaksınız, hem de din dersi okullarda mecburi olacak, hem laiksiniz hem de din görevlilerinin maaşlarını bütçeden ödeyeceksiniz vs.gibi.Bu laiklik ne menem şey olduğunu hala net olarak anlamış değiliz.Her ülkede farklı anlaşılıyor farklı uygulanabiliyor.Hayret….

Şuursuz ve bilinçsiz insanı idare etme, inançlarıyla yönlendirme daha kolay olduğundan, özellikle idareciler kimsenin bilinçlenmesini pek istemezler.Mesela, ülkemizde Tekke ve Zaviyeler kanunla kapatılmıştı bir zamanlar, yanılmıyorsam şapka kanunuyla beraber bu kanun da halen yürürlükte.Sahi hangi tekke kapandı? hangisine karışıldı? karışılmaz da! çünkü cehaletin en fazla kol gezdiği bu mekanlar (İstisnalar hariç) niye kapansın ki.Hem dinden tiksindiriyorlar, hem de bol bol yobaz yetişir bu mekanlarda.Allah ile aldatmanın en güzel metodu da bu değil mi? yapılmak istenen de belki de buydu.Halk onlara bakarak dininden ve dinlerden soğuyordu zaten.İşte bu görevi gönüllü olarak onlar yaptığından onlara niye karışılsın ki.İnsanımız islam dini denince de onlara bakıyor, onları örnek göstererek dininden soğumaya başlıyor ve ölçü olarak da onların yaptığını “İslam dini budur!” zannediyordu yıllarca.Bizdeki solcuların yıllarca gerici, yobaz yaftalarını buralarda yaşananları örnek göstererek ispatlamaya çalışırlardı.

Din olgusunun insan hayatında vazgeçilmez bir unsur olduğu ortadır.Daha önceleri yasak sayılan bazı fikirler ve söylemler “Düşünceye özgürlük” adına bugün serbest oldu.Daha düne kadar ahlaki kurallara aykırı, örf ve ananalere ters sayılan davranışlara bile batıya hoş görünme adına yasal güvenceler verildi.Eyvallah da, İslam dini hakkında asırlarca bir veya birkaç kişinin içtihadı ile yapılan yorumlara uymanın verdiği sıkıntıların yaşandığı bir dönemde, bırakalım da müslüman bilim insanları da yeni içtihatlar yapsınlar.İlahiyatçılarımızın da varsa bilgi birikimleri onlarda artık bilimsel katkılar sağlasınlar.Eksik taraflar varsa tamamlasınlar, fazlalıklar varsa onları da temizlesinler.Ve halkta kendine uygun yorumu arayıp bulsun tercihini de ona göre yapsın.Yanlışta olsa hiç değilse inandığı din kişinin kendi dini olsun bari.

Mustafa YILDIZ

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş