İsa Özçelik / Yeni Türkiye'nin İnşası ve 15 Temmuz Devrimi
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Yeni Türkiye'nin İnşası ve 15 Temmuz Devrimi

02.05.2017
İsa Özçelik

Bir önceki yazımızı, 15 Temmuz Müslüman halk devriminin, sorumluluk makamında bulunan kişiler tarafından ne ölçüde anlaşıldığını sorarak bitirmiştik. Bu soruyu açık yüreklilikle dile getirmez ve soruya muhatap olanların ne düşündüğünü anlamaya çalışmaz isek, ülkemizin geleceği için hayati bir dönüm noktası olan 15 Temmuz devriminin, karanlık güç odakları tarafından manipüle edilip, mecrasından saptırılması tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz.

 

Devrimi yapan halk, uğruna canını verdiği ulvi değer ve hedeflerin takipçisi olmak zorundadır. Millet olarak, bu devrimi kimlerin ne kadar benimsediğini, hangi yetkililer ve güç odaklarının ise karşı devrim hazırlığında olup, pusuda beklediklerini çok iyi tespit etmemiz gerekiyor. Konjonktürel olarak ya da çıkarı gereği Müslümanların yanında yer alan, ama ALLAHU EKBER nidaları ile şehit ve gazi olan halkın inançları ve hedefleri ile ilgili ciddi sorunları bulunan kişi ve çevreleri çok dikkatli bir şekilde gözlemlememiz gerekiyor.

 

Eğer bu kişiler önemli mevki ve makamları işgal ediyor iseler, Müslüman halkın inancını hakim kılmak için çıktığı bu zorlu yürüyüşü ne kadar benimsedikleri veya ne kadar bu tabloya tahammül edebilecekleri, millet tarafından çok net bir şekilde tespit edilmesi zaruri bir durum olarak karşımızda duruyor.

 

Uzunca süredir özellikle iktidar çevrelerinin dillendirdiği bir slogan var, “Yeni Türkiye” sloganı. Bu söylem, inançlı toplum kesimlerinin temsilciliğini yapan siyasal oluşumların, Kemalizm’in uzun bir süredir uyguladığı baskı ve zulüm politikalarına karşı verdiği savunmacı, pasif mücadele tarzından yeni bir merhaleye geçtiğimizin işareti olarak algılanmıştı. Geniş bir yelpazeyi temsil eden farklı dindar topluluklar, artık kendi değerlerinin sembolik, vitrinlik bir malzeme olmaktan çıkıp hak ettiği temsil kabiliyetine her türlü platformda ulaşacağını düşünmüştü.

 

Tam da bu dönemlerde Türkiye ciddi saldırılara maruz kaldı. Davos’da yaşanan One Munite çıkışı, dünya egemen güçleri tarafından tahammül edilemez bir tepki olarak kabul edildi. Ardından istihbarat birimlerinin Oslo görüşmeleri, basına sızdırılıp algı operasyonları yapıldı. Başbakanın ofisinde böcek tespit edildi. Çok geçmeden ülke mit krizi ile sarsıldı. Daha sonra gezi ayaklanması ile iktidar çökertilmek istendi. İstenilen sonuç alınamayınca 17-25 aralık polis-yargı darbe girişimi devreye sokuldu. Bu hamle de boşa çıkarılınca HDP’nin çukur siyaseti ve PKK’nın terör eylemleri ile ülke savaş alanına döndürülmek istendi. Ancak Küresel hegemonya buradan da bir sonuç alamadı.

 

Ana hatları ile sıraladığımız tüm bu olaylar karşısında dindar halk, çok sağduyulu ve fedakarca hareket etti. İktidarın işaret ettiği köklü değişim vaatlerini, bu tehlikeli süreç atlatılıncaya kadar ertelemek zorunda kaldı. Ama saldırıların ardı arkası kesilmiyordu. Son olarak en kapsamlı ihanet operasyonu 15 Temmuz gecesi, kanlı bir darbe girişimi şeklinde karşımıza çıktı. İşte o gece Müslüman halk aslında ilk kez insiyatifi ele geçirdi ve tarihin akışına yön verecek bir direnişle darbeyi püskürttü. O gün devlet milletine sığınmıştı. İlerleyen günlerde bu olgu en üst düzeyde dile de getirildi. Artık dindar halk vakit kaybetmeksizin, devletin tüm kurumlarının 15 Temmuz ruhuna göre yeniden yapılandırılmasını istiyordu.

İlk günler bazı radikal kararlar alındı ve bunlar uygulamaya da konuldu. Ama zaman ilerledikçe bazı olumlu gelişmeler olmakla birlikte, endişelerde belirmeye başladı. Çünkü halk devrimini yapan dindar camiayı içine sindiremeyen bir takım Ergenekoncu zevat, Fetö’den boşalan yerleri derhal işgal etmenin derdine düşmüşlerdi. Hatta daha ileri gidip bütün stratejik kurumlardan dindar kişileri tasfiye etme çabasına girdiler. Bu aşamada halk, fetö tehlikesi ve yeni müdahale biçimleri hala canlılığını koruduğu ve Suriye’de  devam eden askeri hareketliliğin yakın bir savaş tehlikesine dönüşme riskini bilfiil yaşadığı için yine de soğukkanlı tavrını devam ettirdi.

 

15 Temmuz kahramanlarını, tedirginliklerine rağmen sabırlı bir bekleyişe sürükleyen   asıl etken ise 16 Nisan referandum  süreci idi. Çünkü bu referandum, artık son dönemeç şeklinde halka sunuldu. İktidarın, bu süreci akamete uğratacak uygulamalardan uzak kalma isteği, uzun süredir beklemede kalan dindarlar için makul karşılanmaktaydı. Nitekim referandum gerçekleşti ve Cumhurbaşkanlığı sistemi kabul edildi.

 

Millet, devletin tüm kurumlarının yaşanılan süreçlere uygun bir biçimde, İslami ve yerli kadrolar tarafından yeni bir inşa sürecine tabi tutulacağını beklerken, endişeleri besleyen açıklamalar, Küçük tetikçiler tarafından medyada anons edildi. Kraldan fazla kralcı çevreler, Reisçilik adı altında bu ülkenin omurgasını teşkil eden dindar camiayı emperyalizmin jargonuyla önce marjinalleştirip, sonra da tasfiye etme planlarını hoyratça ortaya koydular.

 

Büyük dönüşümler cesur kararlar alınarak ve adanmış şahsiyetler eli ile gerçekleşir. Millet olarak bu dönüşümün fitili 15 Temmuz gecesi tutuşturulmuş ve gerekli bedeller de ödenmiştir. Bundan sonra halkı temsil makamında olacak olanlar aynı idealleri ve cesareti paylaşmak zorundadırlar.

 

Referandum sonuçları, iletişim, ulaşım, yol, köprü, hava alanı gibi dev yatırımların yanında, eğer iktidar sahipleri eğitim, kültür, siyaset ve sosyal alanlarda da devasa hamleler yapıp, radikal değişimlere gitmez ise, kendi tabanını kendi eliyle dönüştüren ve başkalaştıran bir hükümet olarak tarihe geçeceklerini net bir şekilde herkese gösteriyor olmalıdır.

 

Artık biz Müslümanlara düşen, zihni özgürlüğümüze kavuşup, büyük bir öz güven ile kendi inanç değerlerimizin tüm kurum ve kuruluşlarda hakim kılınması için ortak bir hedefe kilitlenmek olmalıdır. Bu noktada cemaat, vakıf ya da etnik köken farklılıkları bir kenara bırakılmalıdır. Aile kurumundan başlayarak, ekonomik ilişkilerimize, medyanın dilinden tutun şehirlerin mimarisine kadar Müslüman aklın görünür olması gerekmektedir. Müslüman bir milletin ordusu, istihbaratı, dış dünyaya açılan yüzümüz olan elçilikleri de, çıkarılacak yasa ve tüzükleri de kendi değerlerine uygun olmak zorundadır.

 

Dile getirdiğimiz bu gerçekler, ülkede yaşayan farklı inanç ve ideoloji gruplarını yok saydığımız ya da onları görmezden geldiğimiz anlamına asla gelmez. Bu coğrafyanın tarihi, Müslüman iradenin farklı etnik ve dinsel topluluklar ile beraber yaşama konusunda ki başarı hikayeleri ile doludur.

 

Yeni Türkiye hedefine TEVHİT, ADALET ve KARDEŞLİK temelinde ulaşabileceğimizi idrak eden biz Müslümanlar, yaşadığımız tecrübeler ışığında, bu ilkeleri hakim kılmak için bütün gücümüzle mücadele etmenin, tarihi bir sorumluluk ve ümmete karşı bir görevimiz olduğunu asla unutmayalım.

Bu makale 897 defa görüntülendi.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye