Haqq nazilər, amma üzülməz!*
Celilabad’da bir okulun kapısında kaydedilen görüntüleri izlediniz mi? Ortaokulun girişinde başörtülü kızlar tek tek bahçeden dışarı çıkarılıyor. Veliler içeri alınmıyor. Çocuklar gözyaşlarıyla arkadaşlarına veda ediyor. Omuzlarında tarif edilmez bir ağırlık var.
Görüntüleri, yaşı 40’lara dayanan birçok kişiye gönderdim. Gözyaşları içinde izlemişler. Bir arkadaşım aradı: “Hiçbir 28 Şubat yıl dönümünde geçmişte yaşadıklarımızı bu kadar derinden hissetmemiştim” dedi. Telefonda konuşurken dudaklarını ısırdığını hissettim.
Çünkü bu görüntüler bize yabancı değil. Otuz yıla yakın bir zaman önce okul kapıları Beyazıt’ta, Cerrahpaşa’da ve Anadolu’nun bütün şehirlerinde bu memleketin evlatlarının yüzüne kapatılmıştı.
İşin acı bir ironisi de var. Türkiye gazetesinde yazan Azerbaycanlı meslektaşımız Sevil Nuriyeva dün hatırlattı: “Azerbaycan, Türkiye’de başörtüsü yasağının uygulandığı dönemde öğrencilerin eğitim görmesi için Türkiye’den Azerbaycan’a geldiği bir ülkeydi.”
Bir zamanlar bizim kızlarımıza kapısını açan ülke, bugün kendi kızlarına kapı kapatıyor.
Cumhurbaşkanı Aliyev’in 7 Temmuz’da imzaladığı değişiklikle “millilik ve laiklik” genel eğitimin temel ilkeleri arasına girdi. Bakanlar Kurulu 21 Eylül’de okul formasının bütünlüğünü bozan ve “laiklik ilkesine uymayan kıyafetleri” yasakladı. Akabinde yasak öğretmenlere de getirildi.
Resmî metinlerin hiçbirinde “başörtüsü” ifadesi geçmiyor. Bu da tanıdık. 28 Şubat’ta da yasak kanunla değil de genelgeyle, “kılık kıyafet” yönergesiyle hatta bir müdürün, bir rektörün takdiriyle uygulanmıştı.
Peki 28 Şubat’ın sonunda ne olmuştu?
BİR: Kızlar okullardan atıldı, binlercesi eğitimlerini bıraktı ama başlarını açmadılar. Kimi peruk taktı, kimi de yurt dışına gitti. Yasak bir neslin önünü kesti ama o nesil de yasakçıların önüne yıkılmaz bir duvar ördü.
İKİ: Mağduriyet, milletin hafızasına kazındı. “Bin yıl sürecek” denilen süreç, birkaç yıl içinde sandıkta yerle yeksan edildi.
ÜÇ: İnançlı insanların eğitimini ve kariyerini gasp eden devrin muktedirleri tarihe karıştı. Yaşları kaç olursa olsun mahkeme önünde hesap verdiler. Rezil rüsva oldular. O katı laiklik anlayışı da itibarını yitirdi.
Bugün de gönül coğrafyamızda “2026’nın 28 Şubat’ı” yaşanıyor. Üstelik son iki haftadır Ankara ile Bakü arasında adı konulmamış bir gerilim büyüyor.
Netanyahu BM Genel Kurulu’nda konuşurken pek çok ülkenin temsilcisi salonu terk etti, Azerbaycan’ınki yerinde kaldı. Bu tavır haliyle Türkiye’de tepki gördü.
Aliyev’in 4 Ekim’de ülke adı vermeden yaptığı sert konuşma ise çok tartışıldı: “Herkes yerini bilsin, bizim işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize yol göstermesin.”
Bakü’ye yakın çevrelere göre bu sözlerin muhatabı Rusya, İran ve radikal dinî yapılardı. Ama “o yolu” en iyi bilen ülke, başörtüsü yasağını yaşamış, bedelini ödemiş ve sorunu çözmüş olan Türkiye’dir.
Ardından Azerbaycan Medya ve Yayın Konseyi, Türkiye’deki yayınları taraflı ilan edip tedbir istedi. Resmî ajans APA ise 6 Ekim’de, Türkiye’den İsrail limanlarına “456 gemi seferi” iddiasıyla bir haber yayımladı, ardından kaldırdı. Bu aslında, tehdit mahiyetinde bir enformasyon taarruzuydu.
Sosyal medyaya düşen görüntüler ise Azerbaycan’da adı konulmuş bir zulmün varlığını önümüze seriyor. Yaşananlara bir ülkenin “iç işleri” deyip susmak mümkün değil. Yani kimse kimseyi durup dururken eleştirmiyor veya denildiği gibi “başka devletlerin” sosyal medya yapılanmalarının “tuzağına düşerek” itibarsızlaştırmıyor. Olan biten ortada.
O hâlde asıl soruyu soralım: İki kardeş devletin ve halkın birbirine düşmesini en çok kim ister?
Karabağ’da verdiği askeri destek, aldığı petrol, savunma ve teknoloji ortaklıkları... İsrail’in Bakü üzerinde biriktirdiği bir “alacak defteri” olduğu herkesin malumu. Türkiye’nin bölgede güçlenmesinden rahatsız olan Tel Aviv için Ankara-Bakü hattında oluşacak çatlak tabii ki hayati önem taşıyor.
Farkındayım, “olağan şüpheli” denklemi karışık. Bakü krizin faturasını İran’a kesiyor ve başörtülü kızların talebi medyada “İran adına ortaya atılanlar” diye kodlanıyor. Oysa Azerbaycan halkının çoğunluğu zaten Şii. Elbette Ankara ile Bakü arasındaki bir çatlaktan İran da memnun olur. Ama “kışkırtma” diyenler şu soruya da cevap vermeli: Bu kaostan en kârlı kim çıkar?
İlginçtir, benzer bir tablo geçen yıl da yavru vatan KKTC’de yaşandı. Bakanlar Kurulu’nun liselerde başörtüsünün önünü açması üzere laik öğretmen sendikası greve gitti ve Anayasa Mahkemesi düzenlemeyi 3’e karşı 2 oyla iptal etti.
Yöntemler farklı lakin sonuç aynı noktaya çıkıyor. Türkiye’nin en yakın iki kardeş coğrafyasında kıyafet üzerinden çıkan iç tartışmalar, kısa sürede devletler ve halklar arasında kırgınlığa dönüşüyor. Tesadüf olabilir mi?
Öte yandan, İsrail vatandaşları son yıllarda Kıbrıs’ta yoğun biçimde mülk topluyor. Rum basını 15 bin civarında İsrailli tapu sahibinden söz ediyor. Siyonistlerin, -Tel Aviv’den kuş uçuşu 400 kilometre uzaklıktaki- KKTC sınırlarındaki Karpaz Burnu’ndan hülle ile aldıkları evler günlerce konuşuldu.
Sonuç olarak bir yıl arayla iki kardeş ülkede başörtüsü üzerinden tırmanan gerilim söz konusu ve perde gerisinde İsrail’in siyasi ve ekonomik gücünün silüeti beliriyor. Bunu bir “Türkiye’yi yalnızlaştırma” hamlesi olarak okumak için kâhin olmaya gerek yok.
Ankara’nın Bakü’ye söyleyecekleri olacaktır elbette. “Kardeşlik hukuku” bunu gerektirir.
Bizlerin de zülmə məruz qalan, haqqı tapdalanan kardeş halka diyeceklerimiz olmalı: Şaşkınsınız. Çaresizsiniz. Təzyiqə məruz qaldınız. Genç kızların, annelerin, öğretmenlerin havsalası almıyor. İnancınızı yaşamanın bedelini ödüyorsunuz ve Allah’ın ipine sarılmaktan başka dayanağınız yok. Ama geçecek. Biz bu yolu aştık. Okulların önünde çok bekledik. Şunu öğrendik: O kapılar, gün gelir kapatanlara kapanır. Bundan eminiz.
Çünkü qardaşlar, haqq nazilər, amma üzülməz!
* Çünkü kardeşler, hak incelir ama kopmaz!
Yeni Şafak / Ersin Çelik
"Savaşa Hayır" İnisiyatifi Kuruldu
23.09.2026
Ümmetin Çocukları Husiler / Mehmet TAŞDÖĞEN
10.10.2026
Kur’an dervişi Kemal Kelleci vefat etti
16.09.2026
Kintsugi Ruhsal Yenilenme AHMET GÜRBÜZ 12.10.2026
fesleğen gibi bir dindarlık MUSTAFA AKMEŞE 08.10.2026
Ümitlerin Tükendiği Vakitlerdeyiz FEYZULLAH AKDAĞ 08.10.2026
Sahte Sorular YUSUF YAVUZYILMAZ 12.10.2026
ÇATIŞMA VE BARIŞ ARASINDA BOSNA RÜSTEM BUDAK 11.10.2026
Mekke İttifakı Test mi Ediliyor? AHMET GÜRBÜZ 23.09.2026
DEVLET VE YÖNETİM SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 30.09.2026
sahi “sen kimsin?” MUSTAFA AKMEŞE 24.09.2026