metrika yandex
  • $32.01
  • 34.77
  • GA17200

Diziler, Dindar Kadın Profili ve Hesaplaşma

YUSUF YAVUZYILMAZ
24.03.2024

Dizilerde özellikle dindar kadınların olumsuzlukların yönelik gösterimler muhafazakar dindarlar da tepkiye yol açıyor. Bu olayın sosyolojik anlamda analiz edilmesi gereken iki yönü var: İlki, gerçekten diziler üzerinden dini değerleri dışlamaya ve ötekileştirmeye dönük bir amacın olduğu düşüncesidir. Bu düşüncenin tümüyle yanlış olduğunu söylememiz imkansızdır. Klasik Türk sineması üstünkörü bir bakışla bile incelendiğinde bu gerçek görülebilir. Kuşkusuz işin ucu Türkiye modernleşmesinin ürettiği "modern kadın" imgesine kadar geri götürülebilir. Türkiye modernleşmesinin diğer alanlarda olduğu gibi, kadın üzerinden de ideal bir model üretmeye gayret etmiştir. Bu anlamda Türkiye modernleşmesinin kadın bedeni üzerinden yürüdüğünü kabul etmek gerekir. Devlet memurlarının kılık ve kıyafetlerini düzenleyen kanunlar bu amaca dönüktür. Televizyonun üzerinde devlet tekelinin olduğu yıllarda, yapılan programlarda bunu görmek mümkündür. Kadın bedeni üzerinden yapılan çağdaşlık tanımlaması, bu tanıma uymayan kadınları dışlamaktaydı. Dışlanan kadınlar ise giyimleri bu kapsama girmeyen dindar kadınlardı. İleriki yıllarda, bastırılan İslami kimliğin geri dönüşüyle, özellikle üniversitelerde başlayan toplumsal itiraz, 28 Şubat döneminde giderek bir rejim krizine dönüşecekti. Türkiye modernleşmesi sürecinde devlet hayatından tamamen, toplumsal hayattan ise olabildiğince dışlanan İslam, 1980’li yıllardan itibaren geri döndüğünce, yıllardır üstü örtülen birçok konuyu da gün yüzüne çıkardı. Kemalist modernleşmenin temellerinden biri olan laiklik, esasında dinin yerini tayin etmeye yönelik kaygının neticesi olarak ortaya çıkmıştır.

Türkiye modernleşmesi, kadının giyimi üzerinden tanımladığı “çağdaş kadın” imgesi, dindar kadınların en önemli görünürlüğü olan örtünmeyi kapsamıyordu. Bu nedenle tartışma özellikle, “başörtüsü” ya da “türban” sorununa kilitlenmiştir.

Dizilerde gösterilen kadın anlayışına ikincisi ise çok daha önemli bir soruna işaret ediyor. Muhafazakar dindarlar zaaflarıyla yüzleşmeyi sevmiyor. Aslında gündelik hayatlarında dindar görünümlü olanların zaaflarına tanık olmalarına karşın bununla yüzleşmek yerine tepkisel davranıyorlar. Bu durum oları sorunu analiz etmek yerine tepkisel davranmaya itiyor. Oysa dizi yapımcılarının İslam'a oryantalist ve ötekileştirici yaklaşımları dindarları ahlaklı kılmaya yetmiyor. Öte yandan yıllar boyu yaşanan mücadele sonucunda laik modernleşmeciler ve muhafazakar dindarlar birbirlerine güvenmiyorlar. Bu yüzden laik modernleşmeciler, dindarların en masum taleplerinin altında bir gizli günden aranıyor. Oysa dindarlar, mazeret üretmek yerine, din adına ortaya konan sorunlarla cesaretle yüzleşmelidir. Nitekim yaşadığımız günler sarıklı, Cübbeli, çarşaflı insanların önemli bir kısmının ahlaki yönden son derece sorunlu olduklarını gösteriyor. İçerikten( ahlak ve irfan) yoksun formel( biçimsel ve kural eksenli) dindarlık oldukça yaygındır. Dahası formel ibadetlerini büyük bir titizlikle yerine getirenlerin ahlaki konularda neden bu kadar duyarsız davrandıkları analiz edilmesi gereken bir sorundur. Zaten dindarları diğerlerinden ayıran ahlak konusundaki titizlikleri olmalıdır. Ahlak konusundaki üstünlük kaybolduğunda, hayatı anlamlı kılan ilkeler de kaybolacağından, dindarların diğerlerini etkilemesi mümkün değildir.

Her geçen gün, yaşadığımız olaylar, içerik azaldıkça formun kutsanıp yüceltildiğini gösteriyor. Görüntünün baskın egemenliği ahlaki görünmez hale getiriyor. Bu durum dinin istismar edildiği gösterişçi bir dindarlık üretiyor.

Müslümanların önderi, "Ben güzel ahlaki tamamlamak için gönderildim” diyerek ahlakın önemine vurgu yapıyor. Bütün ibadetlerin amacı insanı ahlaken daha yüksek bir standarda taşımaktır. Formel ibadetlerini ihmal etmeyen ancak ahlaki davranışları sorunlu insanlar dinin istismar edilmesine açıktır.

Dini pratiklerin siyaset, bürokrasi ve toplumda iyi bir mevki elde etmek için kullanılması buna uygun bir ahlakın üretilmesi ile sonuçlanır. Bu ahlak, tevekkül, hileyi şeriye, kader gibi kavramlara semantik müdahale yapılarak oluşturulan dini söylemin üstüne oturur. Dinin temel ahlaki kavramlarına yönelik semantik müdahale, gündelik hayatta karşılaşılan olumsuz olayların meşrulaştırılmasını sağlıyor. Söylem dini terimlerden oluşmasına karşın, davranış giderek dinden uzaklaşıyor. Bu da sonuç olarak dini, Allah’ın rızasını kazanmak amacından uzaklaştırıp, siyaset ve bürokratik alanda yer kapmanın aparatına dönüştürüyor. Siyaset ve bürokraside dini araçsallaştırarak bir yer edinen insan, yaptığının tam tersine, görünürde dinin araçsallaştırılması ve istismar edilmesine karşıt bir söylem üretir. Bu söylem onun samimiyetinden değil, elde ettiği konumu kaybetme ihtimalinin yarattığı gerginlikten kaynaklanır. Dini istismar ederek bir konum elde eden kişinin korkusu, bir başkasının aynı yöntemi kullanarak kendi yerine geçmesi ihtimalidir. Bu durumda kendi liyakatsizliği ve başarısızlığına dönük her eleştiriyi dini kimliğinden dolayı yapıldığına kamuoyunu ikna etmeye çalışır. Çünkü yakın geçmişte, özellikle 28 Şubat sürecinde,  bunu yapıldığına dair örnekler bulmakta zorluk çekmez.

Öte yandan, özellikle muhafazakar dindarların iktidarına sahne olan dönemlerde görülen yozlaşma, dinin istismar edilmesi, yolsuzluk ve adam kayırmacılık, din ve dinle ilgili konuların daha derinlikli incelenmesini gerektiriyor. Özellikle dinsel yaşamla ilgili olumsuzlukların ortaya çıkması, dindarları rahatsız ediyor; ancak bir kısmı bununla yüzleşmek yerine üstünü örtmeye çabalıyor. Gündelik hayatta din adına sergilenen olumsuzlukları eleştirmekte zorlanıyorlar. Bu durumun en önemli nedeni, dindarlığın gerektirdiği ahlaki seviye ile gündelik hayatta karşılaşılan durumların örtüşmemesidir. Dindarlar kendilerine yönelik eleştirilerin haklı nedenleri olabileceği varsayımını gözden uzak tutmamalılar. Bugün dini yaşantıda görülen ahlak- form farklılaşması, üzerinden ciddiyetle durulması gereken konuların başında gelmektedir. Toplumda dindarların yaptıkları hukuk ihlalleri, yolsuzluk ve yozlaşmaları tepkisel bir davranış koduyla çözemeyiz.

Dinin gerektirdiği ahlaki titizliğin neden sokakta, toplumda, siyasette yaşanan yozlaşmanın önüne geçemediği önemli bir konudur. Çünkü yaşadığımız günlerde eleştirdiğimiz çok sayıda olumsuzluğun bizzat biçimsel olarak dindar görünenler tarafından yapıldığını görmezden gelemeyiz.

Dindarlar, kendilerini özeleştiri süzgecinden geçirmelidir. Karşılaştığımız sorunları, kendi dışımıza transfer ederek çözme anlayışı iflas etmiştir. Dindarlar arasında, siyasetten sosyal hayata, bütün yaşamlarını etkileyen derin bir ahlak krizi söz konusudur. Dindarlar, kendi eleştirilerini yapmak yerine, başkalarını suçlamakla içine düştükleri derin krizden çıkamazlar. Her sorunun nedenini dış faktörlerde aramak, kendi zaaflarını örten ideolojik bir körlüğe neden olur.

Muhafazakar dindarların, var olanı değiştirmek üzerine yola çıktıkları siyasal serüven, var olanı ne pahasına olursa olsun korumaya yönelmiştir. Her dönemin kendi dilini ürettiği gerçeğinden yola çıkarsak, bu dönem dindarlığı var olanı korumak yönünde bir fıkıh anlayışı üretmektedir. Bu fıkhın en temel ilkesi, başkaları iktidarı ele geçirdiğinde olacak olumsuzlukları göstererek, var olan olumsuzluklara ses çıkarmama eğilimidir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş