metrika yandex

yakaya yapışanların kiri!

Mustafa AKMEŞE

24.09.2021

Mustafa Akmeşe
ey dost
söze değer katan 'yaşanmışlık'tır.

öyle işte…
yaşanan hayatın izleri kazınır insanın üzerine
siner adeta.
bilirsiniz değil mi?

ey sevgili
sen üzülme, allah seni mahcup etmez,
sen ki;
fakirleri doyuran, mazlumların hamisi, yetimlerin koruyucusu olansın
...
diyen
peygamber eşi  annemiz hatice (rh)

diğer yanda
“şu dağın arkasından düşman orduları var ve şehre  geliyor desem,
ne dersiniz? sorusuna;
“ey muhammed seni emin olanlardan biliriz.
öyle diyorsan, öyledir”
diyen  
şehrin müşrik ahalisi...

aziz peygamberin
şehirde geçen 40 yılına şahitlik ediyorlardı.


bir de:
ah!, olmasaydı,yapmasaydım dediğimiz ne varsa yaşanan
yakasını bırakmaz insanın.
paçasından çeker durur bir yerlere.
tahtaya çakılan çivi misali söksek dahi
izi kalır ya!
öyle bir şey işte...

mesala
birlikte yürüdüklerimiz olur. onlarla tanınırsınız,
yol arkadaşlarımız, oturup kalktıklarımız işte.
sonra, muhitimiz!
evet evet! nerede oturduğumuz diyorum.
bulmak için aradığımız
kendi ellerimizle ücretini verdiğimiz evimiz ve çevresinden bahsediyorum.
sonra, kimlerle takılırız mesela...
sahi hangi "takımın" bayrağı var elimizde. sallarız.
hangi kafenin hangi köşesinde kimlerlerle oturur kafa dağıtır ki kişi.
hangi markanın logosu göğsümüzde çakılı dururken
yürüyüşümüzü değiştirir, bedenimizi ısıtır.

hangi "mahallenin" adamıyız, onu derim

günlük hayatımızda
takıldıklarımız veya bize takılanlar olur,
bizimle anılan arkadaşlarımız, gidilen mekanlar yapıp ettiklerimiz, marka yaptıklarımız var ya!
hani bizi "onlarla" çevremize hatırlatan
alt alta sıralayalım hepsini
önceleri
iyi ki yapmışım dediğimiz, iyi ki taşıdım dediğimiz,
sonraları yüke dönen
yaka silktiğimiz ve nereden bulaştık dediğimiz şeyler öyle önemli ki…

olmadı mı?
o zaman şöyle diyelim dost...

gönlümüzün düştüğü, peşi sıra gittiğimiz ne varsa
hiç beklenmedik bir zamanda adamın yüzünü önüne düşürür!
o sırnaşık olan var ya!,
gitse de kurtulsak dediğimiz, ısrarla eteğimizden tutanların hikayesi ayrı bir bahis esasında.

benim canımı sıkan esas şey;

peşimize kendi elimizle sardıklarımız!
ne söylediğimizi anlaşılmaz yapan sebep oluverir

ben bu kısmı daha çok önemsiyorum.
 
üzerimizde görülen,
bizi işaretleyen ne varsa
hangi telaşın adamı olduğumuzu gösterir ve
öyle sırıtır ki.
onların bağırtısı nedeniyle feryadınız, sözümüz duyulmaz.
o ara dilimize dökülen "sözün en güzeli" bile değersizleşir.
duyulsa da kıymetsizdir dost
onu derim...

çünkü: üzerimize adeta yapışanlar
iç dünyanın sözcüklere dökülmüş halidir.
dillerin söylediği anlaşılmaz sırf onun için, değersiz olur.

sık sık müslümanca düşünmek diyoruz ya! dost
işte en önemli olanlardan biri de;
davranışlarımızın veya
üzerimizde taşıdıklarımızın dilimize düşenle olan uyumu
o kadar hayatidir ki bu konu;

sosyal medyada sayısız hoca veya benzeri saatlerce konuşmasına rağmen,
yüz binlik imam ordusunun vaazı ve irşadı malumken,
cemaat, tekke, tarikat tv, radyo
bangır bangır allah, kitap, hesap, mizan, cennet, cehennem derken
bu kalabalıklar niye duymazlar, anlamazlar ki?
niye?
diyorsak eğer;
duymayanlara kabahat bulmadan önce
bi üzerimize baksak diyorum dost…
bi baksak!
belki de sesimizi duyulmaz yapan
kalibremizin ortaya saçılması
olamaz mı?
olur, bal gibi olur...

o ara
mahallenin ökkeşi söylenir;
meczup olan benim.
meczubum ya!
onun için sözüm kıymetsizdir
duyulmaz.
sahi ey siz akıllılar!
sözünüzü duyulmaz yapanın
ne
olduğunu
merak mı ettiniz?
yakanıza yapışanların kiri olmasın sakın!


ey yolcu

öyle diyor bizim ökkeş
akıllı mı ne?
işte...


Not;  yazılarımın, dilediğiniz kısmı dahil, dilediğiniz şekilde dostlarınıza ikram etmeye açıktır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş