metrika yandex

WhatsApp'ın Yeni Versiyon Turing Testi

İsa ÖZÇELİK

09.01.2021

Toplumsal hayatı dizayn ederken özgürlük ile güvenlik arasında denge kurma meselesi kadim tartışma konularının başında yer alır. Siyasal sistemlerin tanımlanması, bu ikileme verdikleri cevaplara göre şekillenmiştir.

Modernizm, insanı özgürleştirme iddiasını bayraklaştırdığı halde paradoksal, daha doğrusu tabii bir sonuç olarak insanı çok daha fazla denetim altına alan mekanizmalar üretmiştir.

Daha önce siyasal sistemle askerlik, toprak paylaşımı ve vergi hukuku gibi sınırlı alanlarda yolları kesişen insanlar, modernizm sonrası dönemde özellikle şehirlerde, hayatın her alanında kurulu düzenle karşı karşıya gelmek zorunda kalmıştır. 

Özel hayat ve kamusal hayat kavramları daha fazla tartışılır hale gelirken iki alanın sınırları birincinin aleyhine belirsizleşme temayülü göstermiştir.

Ulaşım ve daha da önemlisi iletişim alanında yaşanan olağanüstü gelişmeler insan ve toplum ilişkilerini radikal değişime uğratacak karmaşık bir yapı üretmiştir.

Bilişim teknolojileri, internet ve sosyal medya alanındaki gelişmeler yeni bir insan ve yeni bir dünya inşasının kuvvetli emareleri olmuştur.

Şu an için adına sanal dünya denilen ve postmodern sonrası söylemin belirsizliğini üzerinde taşıyan dijitalizm olgusu, modernizmin kaba ideolojik tahakkümünden çok daha farklı bir süreci insanlığa dayatırken, kısa bir süre önce fantastik denebilecek tartışma konularını insanlığın varoluşsal tartışma meselesi haline getirmiştir.

Son olarak dijitalizmin vitrine sürdüğü prenslerinden olan Zuckerberg’in daha önce satın almış olduğu WhatsApp'ı kullanmak isteyenleri yeni bir sözleşme ile baş başa bırakmış olması, herkes tarafından bilinen gizli sırrı artık aleni olarak konuşma vaktinin geldiğini göstermesi bakımından ilginç bir gelişmedir.

WhatsApp'ı yıllardır hiçbir ücret ödemeden kullanan bireyler olarak burada bir tuhaflık olduğunun farkındaydık.

Geniş yığınlar bu durumu gündemine bile almadan bedava ve konforlu iletişimin keyfini sürmeye devam ederken bazı kişi ve kurumlar bu tuhaflığın arkasındaki nedenleri anlamak için çeşitli soruları gündeme getirse de değirmene su taşımaktan kendini alıkoyacak bir çıkış yolunu bulamamıştı.

Reklamlar ve ilanlar gibi hiçbir geliri olmayan WhatsApp'ın, sahip olduğu bilgileri istihbarat birimlerine sunduğu ya da milyonlarca kullanıcının kişisel verilerini ticari kuruluşlara satarak büyük karlar sağladığına ilişkin çok sayıda iddia bulunmaktadır.

Zuckerberg’in sahibi olduğu Facebook'un siyasal denklemin şekillenmesinde önemli roller üstlendiği, farklı ülkelerde kirli operasyonlara zemin hazırladığı yönündeki haberler basına yansımış, bazı olaylar ise mahkemeye taşınmıştı.

Bahse konu sözleşme, kişisel verilerimizin kendi onayımızla paylaşılmasını yasallaştıran bir içeriği dayatsa da yapılmakta olanı meşrulaştırmaktan öte bir şey de değildir.

Bu garip durumun “herkes tarafından bilinen sır” olduğu dikkate alındığında, ortada büyütülecek bir şey olmadığı düşünülebilir. 

Malumun ilanı bu durum, ülkede büyük tepkilere neden olurken, zikrettiğimiz özgürlük ve güvenlik denklemine üçüncü bir unsur olarak mahremiyet de katıldı. 

Mahremiyet konusu, dijitalizm ve sonrası sürecin inşasında aşılması gereken önemli bir bariyer olarak değerlendiriliyor.

Mahremiyet, klasik biyolojik insan doğasına ait, ilerlemeyi engelleyen bir dogma olarak tartışmaya açılıyor.

Sağlık alanında görece daha kolay kabul gören mahremiyet ihlalleri tüm insan ilişkilerini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmak isteniyor. 

Transhümanizmin hedeflerine ulaşabilmesi için biyolojik evrimi, biyoteknoloji yoluyla laboratuvara taşıma isteği yalnızca bir ara durak olarak önem taşıyor.

Posthümanizme ulaşmak için teknolojik evrim sürecinin hızlanmasına ihtiyaç duyulurken, bu hedef doğrultusunda dijitalizme büyük görevler yükleniyor. İnsanlık, yakın geleceğin büyük kırılma noktası olarak planlanan tekilliğe psikolojik olarak hazırlanırken, bizzat mevcut insanın kendisi de bir veri olarak hizmete sunuluyor.

Aslında WhatsApp gibi platformların son tahlilde en büyük işlevi ve misyonu big data için insanlığı veri madenine dönüştürmekten ibaret gözüküyor.

Dijitalizm, söz konusu sözleşmeyle insanlığı son versiyon bir Turing testine mi tabi tutuyor? 

Bir bilgisayarın düşünebilmesinin mantıksal olarak mümkün olup olmadığını belirleyen sorgulama yöntemi olarak tanımlayabileceğimiz Turing testinde, yapay zeka yapısında bir  bilgisayar, iki de insan yer alır.

Test sırasında sorgulayıcı rolü üstlenen kişi, görüş alanı dışındaki diğer kişi ve bilgisayarı belirli bir format ve bağlam kullanarak sorgular.

Bilgisayar, sorgulayıcıyı insan olduğuna inandırırsa onun artık düşünebilen bir bilince ulaştığı ve yapay zeka testini geçtiği var sayılır.

Şu an karşı karşıya olduğumuz test ise bundan öte Ex Machina filminde konu edilen Turing testine benziyor.

Filmde testi deneyimleyen mühendisin arama motorlarından takip edilerek seçilmesi de bahsedilen WhatsApp sözleşmesi ile reel hayata taşınıyor.

Bu mühendis, robotu başka bir odada değil direkt karşısında buluyor.

Yani meydan okumanın çıtası yükseltilip yapay zekanın  kendini perde arkasında tutmadan biyolojik insanı manipüle edip edemeyeceği  test ediliyor.

Filmin sonunda robot kendi "yaratıcısı" olan deha mühendisi ve denek olarak gelen diğerini alt etmeyi başarıyor.

WhatsApp’ın yeni sözleşmesi üzerinden dijitalizm bu kadar pervasız bir şekilde diktatörlüğünü ilan ederken, zaten gizli olarak yaptığı operasyonları legalleştirerek tekilliğin tanrılığını ilan etmesinin yollarını adım adım inşa ederken bunun önündeki mahremiyet gibi engeller birer birer bertaraf edilmek istenmekte.

Böyle ahlaksız bir teklif karşısında her yönden kuşatılmış olan insanlığın önüne çözüm sunacak farklı aktörler var mıdır?

WhatsApp yerine diğer platformları öneren samimi tepki çeşitleri belki ilk anda uygulanması gereken bir pratik olarak değerli olsa da devasa meydan okumanın özüne ilişkin kayda değer bir alternatif barındırması mümkün müdür?

Bütün kadim değerleri ve insanlığın geleceğini tehdit eden dijitalizm ve bileşenlerinden oluşan bu futurist meydan okumanın, onu besleyen paradigma içi tepkilerle aşılamayacağı kabul edilirse, daha köklü tercihlerde bulunmak ve testin kendini anlamsız kılacak çıkış yolları bulmak için yoğunlaşıp, bu yöndeki çabaları birleştirmek gerekmez mi?

Yorum Ekle
Yorumlar (6)
Nur | 12.01.2021 22:51
Bu tarz platformlarda özgürlük ve güvenlik gibi kişisel haklarımızın ihlaliyle karşı karşıya gelmekteyiz. Gizliliğin kalmadığı, verilerin kolayca ulaşıldığı ve paylaşılabildiği, mahremiyet kavramının da yok olduğu dijital dünyaya karşı temkinli ve dikkatli yaklaşmak elzemdir. Herkesçe bilinen sır, şimdi herkese kabul ettirilerek alenen ortaya koyulmaktadır. Bu durum karşısında sessiz ve tepkisiz kalmayarak bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederiz.
Yakup efe Demir | 11.01.2021 19:57
Ücretsiz yapılan bu uygulamanin sonunda bir şey çıkmasını bekliyorduk ve oldu da maalesef
Osman Kudu | 10.01.2021 15:09
Yaşantımızın bir parçası giderek olmaya devam eden dijital hayata farklı açılardan bakmamıza sebep olan bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık hocam.
Mehmet Yetim | 10.01.2021 01:04
Dijitalizm, mahrumiyetler ve mahremiyet. Zihinlerimizi yoklamamıza sebep olan bir yazı.
Ömer Budak | 09.01.2021 23:33
Peygamber Efendimiz hadisinde kalb ile buğz etmeyi imanın en zayıf mertebesi olarak zikrediyor kötülük karşısında. Çünkü kalple buğz bile edemedikten sonra, iyilik ve kötülük sınırlarında bir bulanıklık oluşuyor. Bu durumda imanımızda da bir bulanıklık meydana geliyor. Aynı durum bu meselede de geçerli. Zira insana özgü değerlerin fütürsuz bir şekilde değersizleştirilmesinden sonra, aslında insanlığımız bulanıklaşıyor ve transhumana geçiş için aslında çok verimli bir ortam oluşturuyor. İşin daha kötü tarafı insanların kendi kişisel bilgilerinin peşine düşmüş olması. Zira klasik mantık tabiri ile ifade edecek olursak, burada meydan okunan kişi tikel anlamda bir insan, zeyd ya da amr değil tümel manada bir insan. Dolayısıyla tümel bir meydan okumaya tümel bir duruş ve direnişle cevap verilebilir. Öte yandan ne de saklı kalması gereken şeyler varmış! Diyor insan kendini alamadan. Bu da Müslümanların kendilerinin ne kadar çok İhsana sahip olduğunu tartışmaya açıyor. Rabbimiz bizi doğru yolundan ayırmasın.
Ömer Budak | 09.01.2021 23:32
Peygamber Efendimiz hadisinde kalb ile buğz etmeyi imanın en zayıf mertebesi olarak zikrediyor kötülük karşısında. Çünkü kalple buğz bile edemedikten sonra, iyilik ve kötülük sınırlarında bir bulanıklık oluşuyor. Bu durumda imanımızda da bir bulanıklık meydana geliyor. Aynı durum bu meselede de geçerli. Zira insana özgü değerlerin fütürsuz bir şekilde değersizleştirilmesinden sonra, aslında insanlığımız bulanıklaşıyor ve transhumana geçiş için aslında çok verimli bir ortam oluşturuyor. İşin daha kötü tarafı insanların kendi kişisel bilgilerinin peşine düşmüş olması. Zira klasik mantık tabiri ile ifade edecek olursak, burada meydan okunan kişi tikel anlamda bir insan, zeyd ya da amr değil tümel manada bir insan. Dolayısıyla tümel bir meydan okumaya tümel bir duruş ve direnişle cevap verilebilir. Öte yandan ne de saklı kalması gereken şeyler varmış! Diyor insan kendini alamadan. Bu da Müslümanların kendilerinin ne kadar çok İhsana sahip olduğunu tartışmaya açıyor. Rabbimiz bizi doğru yolundan ayırmasın.