metrika yandex

Vahyin delili olarak “ayet ve hadis farkı”

Osman KAYAER

Bugün 7.5 milyar insanın sadece 1.5 milyarı Kur’an’ı Kerim’in vahiy olduğunu, Hz. Muhammed’in de peygamber olduğunu kabul ediyor. Geriye kalan 6 milyar insan ise tersini söylüyor. Bu durumda Müslümanlar iki sebeple bu mesele üzerinde düşünmek ve iblislerin vesveselerine cevap vermek durumundadırlar. Birincisi kendilerini ikna etmek, ikincisi ise tersini söyleyen insanların sorularına cevap vermek suretiyle yine kendi inançlarını muhafaza etmek.

Benim de cevap bulmak zorunda hissettiğim bir soru var. Bizden 1500 sene önce ve 1825 km uzakta yaşamış hiç görmediğim bir kişinin Allah’tan vahiy aldığına ve son peygamber olduğuna nasıl inanıyorum? Böyle olduğuna nasıl kani oluyorum, beni buna ikna eden nedir?

Pek çok insan, Hz. Peygamberin mucizeleri olarak anlatılanlara istinaden inanmaktadır. Ama bu gün yaşayan insanların hiçbiri bizzat o anlatılanlara şahit olmamıştır. Dolayısı ile bunlar bizim için artık mucize değildir. Mekkeli müşriklerin önceki peygamberler ile ilgili olarak inen ayetlere “eskilerin masallarını toplamış onları anlatıyor” diyerek itiraz etmeleri gibi bir durumun içindeyiz.

Yine pek çok insan inanmasının gerekçesi olarak Kur’an’ı göstermekte ve onun inanması için yeterli delil olduğunu söylemektedir. Milyarlarca insan ise Kur’an-ı Kerim’i okuyor lakin onda herhangi bir olağanüstülük göremiyor.

İnanmak için pek çok neden bulunup sıralanabilir elbet. Geçmişte âlimlerimiz bunları sistematik biçimde yazıp çizmişler. Ama yine de benim (buradaki ben şahsım değil, bugün yaşayan her ferttir) ikna olmam gerekmektedir. Ve bence herkesin ikna edici karinesi ancak kendi kalbindedir. Geçmişte ve günümüzde Müslüman olduğu halde Kur’an’ın lafızlarının yani sözlerinin Hz. Peygambere ait olduğunu söyleyenler de çıkmıştır. Lakin bunlar, Kur’an’ın manasının Allah tarafından vahiy edildiğini kabul etmekten de geri durmamaktadırlar. Bu yüzden iman esasları konusunda herhangi bir problem teşkil edecek durum yoktur ortada. Sonuç itibarı ile hem peygamberin vahiy aldığına hem de Kur’an’ın Allah tarafından vahiy ediğine inandıkları için kolayca iman dairesinin dışına gönderilmeye kalkılmamalıdır. Zaten buna kimsenin hakkı da yoktur.

Ben makul çoğunluk gibi Kur’an ayetlerinin hem mana hem de lafız olarak Allah’a ait olduğuna kani olanlardanım. Çünkü ben, ayetler ile hadisler arasındaki belirgin farktan hareket ile hem Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna hem de Kur’an ayetlerinin Allah tarafından vahiy edildiğine ikna oluyorum. İnanmak özü itibarı ile kalbi bir ameliyedir. Ama onun aynı zamanda aklı da kendi safına çekerek birlikte hareket etmeyi sağlaması gerekmektedir.

Ben, ayetler ile hadisler arasındaki apaçık fark münasebetiyle hem Hz. Muhammed’in peygamberliğine hem de Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna ikna oluyorum. Şöyle ki: Cuma namazlarında imamlar, hutbeye bir ayet ile bir hadis okuyarak başlarlar. Biraz Arapçadan anlayan biri olarak her hutbede okunan ayet ve hadisi dinlediğimde ikisi arasında, üslup, ahenk, fonetik, derinlik vs. bakımından apaçık bir fark olduğunu müşahede ediyorum. Dikkat ederseniz eğen, siz de aynı farkı hissedersiniz. Hocalar ayetleri okurken dilleri yağ gibi kayar. Ama hadisleri okumaya başladıklarında o akışkanlık kaybolur. Ayetler okunurken ondaki yüksek belâgatı, Arapça bilmeyenler ve edebiyattan anlamayanlar bile kolayca fark eder. Ama aynı şeyi hadislerde görmek mümkün değildir. Yanlış anlaşılmasın ya da kaş yapayım derken göz çıkarmayalım. Hadisler de edebi bakımdan vazıhtırlar. Yani meramı anlatma bakımından Hz. Peygamberin dili de apaçıktır. Ama ayetler ile karşılaştırıldığında itibari olarak daha az edebidirler.

Bu durumu denemek için birkaç kez önüme bir Kur’an-ı Kerim, bir de hadis kitabı aldım. Rastgele ayet ve hadisler seçerek okumaya başladım. Vardığım sonuç şudur iki metnin aynı varlığa ait olması mümkün değildir. İsterseniz siz de deneyin. Hatta hadisleri de ayetler gibi makamlı ve tecvidli okumaya çalışın bakalım ne göreceksiniz?

Eğer bazılarının iddia ettiği gibi ayetlerin manaları Allah’tan, lafızları Hz. Peygamberden olmuş olsaydı ayetler ile hadisler arasında zahiri bir dil farkı olmazdı. Çünkü bu durumda ikisi de aynı kişiden yani Hz. Peygamberden sadır olmuş olacaktı. Hâlbuki biz, her ikisini de ilk Hz. Peygamberden duymuş olmamıza rağmen aralarında belirgin bir fark olduğunu kolayca anlıyoruz.

Şayet, ayetlerin lafızları yani kelimeleri Hz. Peygambere ait ise bu durumda o insan sözü demektir. İnsani bir sözün de benzeri yapılabilir. Bu iddiada olanlara şunu söyleme hakkımız var. Madem öyle, hadi siz de bir sureyi başka kelimeler ile söyleyin. Kur’an’ın manası bellimi? Belli. Siz bunu biliyormusunuz? Biliyorsunuz. Üstelik Hz. Muhammed’in söylediği misal de önünüzde duruyor. O halde ne duruyorsunuz?

Toparlayacak olursak, inkârın kol gezdiği ve milyarlarca insanı etkisi altına aldığı günümüzde beni hala Hz. Muhammed’in peygamberliğine iman üzere tutan karinelerden biri de işte bu, ayetler ile hadisler arasındaki belirgin farktır. Çünkü biz ikisini de Hz. Peygamberden işittik. Eğer o yalan söylemiş ve Allah’tan bir şey almamış olsaydı ayetler ile hadisler arasında bir fark olmazdı.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
ŞÜKRÜ SAVAŞ | 28.12.2020 08:53
Konuya geniş bir perspektiften bakmışsınız. Okuyanın bakış açısını da genişlettiği için istifade edilecek bir yazı olmuş. Eline sağlık, sağliklı günler dilerim.