metrika yandex

ÜRDÜN PARÇALANACAK MI?

Süleyman ARSLANTAŞ

11.04.2021

Ürdün Krallığı Osmanlı sonrası oluşan bir krallıktır. Osmanlı 1516’da Mercidabık Seferi sonrası Ürdün topraklarını kendi egemenlik sınırları içerisine almıştır. 1516-1918 yılları arasında Ürdün toprakları, Osmanlı yönetiminde tıpkı diğer topraklar ve ahalisinin huzur ve güven içerisinde yaşadığı gibi Ürdün ahalisi de Şerif Hüseyin ve oğullarının ihanetine kadar 400 yıl huzur içerisinde yaşamıştır. Batılıların Levant dedikleri, Osmanlı zamanında Biladüş-Şam denilen coğrafyanın önemli bir parçası olan Ürdün, konumu itibariyle stratejik bir ülke sayılır.

Başkent Amman yedi tepe üzerine kurulu bir şehir. 1985 Ağustos’unun sıcak bir akşamı görkemli bir tepeden seyrettiğim bir şehir. Sanıyorum bölgenin her şeye rağmen huzurlu yerlerinden birisi Ürdün. İsrail’in kuruluşu ardından (14 Mayıs 1948) Ürdün’e yoğun bir şekilde Filistinliler göç ettiler.Bugün için Yaklaşık 10 milyonluk Ürdün’de 2 milyon 100 bin Filistinli mülteci olarak yaşamaktadır. Ürdün nüfusunun %97’si Araplardan, %2’si Çerkez ve Çeçenlerden oluşmakta. Ürdün Krallığı’nın neredeyse güvenlik ve kozmik birimleri Çerkez ve Çeçenlere emanet.

Ürdün her ne kadar krallıkla yönetilmiş olsa da çeşitli İslami akımlara da ev sahipliği yaptığı muhakkak. Başta İhvan hareketi olmak üzere Hizbut-Tahrir ve Selefi akımları kontrol altında tutmayı başarıyor. Aslında yönetimin tüm İslami akımlarla belirli bir mesafesinin olduğu muhakkak. Zira bir taraftan ıslahatçı ve örgütsel yapısı sağlam İhvan hareketini kontrol ederken, diğer yandan halifelik kurumunu ikame etmeye çalışan Hizbut-Tahrir hareketini de tolere edebiliyor. Sufi hareketler, Tebliğ Cemaati, Tevhidi mücadeleyi özne haline getiren, tağuti sistemlere meydan okuyan selefi hareketleri bile kontrol altına almasını becerebilen bir ülke. Tüm bunların yanında Mısır, Suriye, İsrail, Suud-i Arabistan gibi komşuları arasında kendini ve toprak bütünlüğünü korumaya özen gösteren bir politikaya sahip. İsrail ile sadece 1948 savaşında karşı karşıya geldi. 26 Ekim 1994’de de Araba Çölü Antlaşması ile Mısır’dan sonra İsrail’i tanıyan ikinci Arap ülkesi oldu. Söz konusu olan o antlaşmada maktül  Rabin’in;’İbrahim’in çocukları nihayet barıştılar.’sözü kayda değer bir sözdü.

Tüm bu anlattıklarımızın ardından Ürdün’ün bu gününe gelecek olursak, her şeye rağmen Ürdün Ortadoğu’da, İsrail-Filistin anlaşmazlığında topun ağzında görünen bir ülke. Zira 29 Kasım 1947’de BMGK’nın 181 sayılı kararı ve sonrası kararları Filistin sorununun halli için iki devletli çözüm önermektedir. Ne var ki bugün İsrail’in işgal ettiği topraklardaki Yahudi yerleşimciler nedeniyle Filistin Devleti için yeterli toprak yok. Zaten İsrail’in kuruluşunda önemli katkısı olan I.Abdullah b.Hüseyin  1948 savaşı ardından o dönemin İsrail yetkilileri ile anlaşmalı olarak Batı Şeria, Doğu Kudüs gibi yerleri ilhak ederek 6 Haziran 1967 savaşına kadar bu topraklar Ürdün’ün işgali altında kaldı. 67 Savaşı’nda ise bu topraklar İsrail tarafından işgal edildi.

Yani Dünya Düzeni formülünün bir gereği olarak bölge ülkelerinde yeniden siyasi ve coğrafi yapılanmalar söz konusu olacak gibi. Hatırlanacağı üzere bölgesel olarak Hilafet, saltanat, sömürge ve ulus devlet modelleri ardından bu kez de küresel güç odakları başta ABD olmak üzere İsrail’in güvenliği ve geleceği için butik devlet modelini inşaaya çalışmaktadırlar. İran, Irak, Suriye, Türkiye, Mısır gibi nüfus ve toprak bakımından büyük devletler istenmiyor. Arap Baharı’da zaten bu istemin alt yapısını oluşturmaya yönelik bir tertip idi. Tertip gayesine de ulaşmadı değil. Zaten Hizbullah-İsrail Savaşı’nın devam ettiği(Temmuz 2006) bir zamanda dönemin ABD Dış İşleri Bakanı Condoleezza Rice bunun sinyallerini vermişti. Hatırlanacağı üzere Irak, 17 Ocak 1991 Körfez Harekâtı sonrası üçe bölündü. Erbil merkezli Kuzey Irak, Bağdat merkezli sünnî Irak ve Basra merkezli şii Irak olmak üzere. Suriye derseniz onlar da şu an da paramparça oldular. Muhtemelen Beşer Esed sonrası toprak bütünlüğünü koruyabilen bir Suriye göremeyeceğiz. Mısır sıkıştırılıyor. Türkiye direniyor. Bölgemizdeki kaotik ortam Mısır ve Türkiye’yi yeniden yakınlaştırıyor. Umarım İran’da aklını başına toplar bu ikiliye katkıda bulunarak yayılmacı emellerinden vazgeçer ve bölgesel olarak İsrail’in güvenliği için oluşturulacak emperyal projelere yardımcı olmaz.

Evet, görünen o ki  İsrail işgal ettiği yerleşim birimlerini terk etmeyecek. Şimdilik öyle gözüküyor. 5 milyon 900 bin Filistinli mülteci konumunda. Filistinli mültecilere toprak lazım. İşte bu toprak muhtemelen Ürdün’den temin edilecek. Batı Şeria’nın bir kısmı, Ürdün toprakları yeni Filistin Devleti’nin toprağını oluşturabilir. Zaten Trump’ın 6 Aralık 2017’de ABD’nin Büyükelçiliği’ni Batı Kudüs’e taşıması ve yine 13 Aralık 2017’de İstanbul’da Türkiye Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda İslam ülkeleri ekonomik işbirliği dönem başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleşen zirvede “Doğu Kudüs Filistin’in ebedi başkentidir.” kararı kayıtlara geçti. Zaten Erdoğan bu karar öncesinde de: “Buradan bir kez daha ifade ediyorum ki Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir.” Yani artık iki devletli çözüme gidilirken taşlar da yerinden oynamaya başladı. Her ne kadar Ürdün Kralı II.Abdullah şimdilik ortaya çıkan krizi bastırmış gözüküyorsa da; baba bir anne ayrı kardeşi Hamza’nın çıkışı rastgele bir çıkış değil, kontrollü bir çıkış gibi gözüküyor. Keza krizin bastırılmasında Hüseyin b. Tallal’ın veliahtı olan kardeş Hasan b. Tallal, arabuluculuk rolü  almış gözüküyorsa da onun da kuyruk acısı var. Zira 1999’da ABD’de tedavi gören Kral Hüseyin apar-topar Ürdün’e gelerek ölümünden bir hafta önce oğlu II.Abdullah’ı veliaht ilan etti. Oysa bugün 41 yaşında olan Hamza  b.Hüseyin çeşitli eğitim aşamalarından geçmiş deneyimli bir kimse olarak belki de Hüseyin b.Abdullah’tan veliahtlık makamına daha layıktı, ne var ki Kral II.Abdullah 26 yaşındaki oğlu Hüseyin b.Abdullah’ı veliaht ilan etmesiyle fincancı katırlarını ürküttü.

Her halde fincancı katırları da bugünleri bekliyorlardı. Ürdün’deki tüm aşiretlerle ciddi bağları olan ve Kral Hüseyin b.Tallal’ın 4. Karısı Nur’dan doğan Hamza göz hapsinde olsa da, bu, Ürdün’deki olayların bastırıldığı anlamına gelmez. İngiltere ve Amerika bunu kaşımaya devam ederler. Bu kavga her ne kadar Ürdün Kraliyet ailesinin iç kavgası olarak gözükse de, asıl hedef İsrail’in güvenliği ve geleceği için kurulacak olan Filistin devletine toprak temini bakımından Ürdün’ün parçalanması ya da topraklarından bir kısmının mutasavver Filistin devletine tahsisi ile sonlanabilir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş