metrika yandex

SORU-YORUM !

19.10.2020
Süleyman ARSLANTAŞ

Sanıyorum Türkiye’nin, Türkiye insanının en önemli eksikliklerinden birisi de tarihi ile yüzleşmemek. Oysa tarihini, edebiyatını, folklorunu, geleneklerini bilmeyen, bilmek de istemeyen toplumlar bir süre sonra aidiyetinden, benliğinden uzaklaşır. Doğru, birileri haydi adını da koyalım Kemalistler ve Kemalizmi din olarak tavsif edenler, keza M.Kemal’i de Peygamber gibi görenler, hatta ona vahiy geldiğini iddia edenler, dahası ‘NUTUK’ kitabını vahiy mertebesinde görenler yeni din algısını ikame ile asıl din algısının ve imanın yer ile yeksan etmek isteyebilirler. Nitekim öyle de olmuştur. Dilerseniz hemen bir-iki örnek verelim. M.Kemal’in hizmetlisi olan Cemal Granda hatıratında: ‘Atatürk üç kadeh içtikten sonra vahiy geliyordu. Hepsi de isabetli şeylerdi. (Cemal Granda Atatürk’ün uşağı idim, Hürriyet yayınları sh.255 tarih 1973)

CHP’nin IV.Büyük Kurultayı’nın kapanışında verilen iki önergeden birinin metni şöyle: ‘Açılış günü yüce varlığı ile kurultayı şenlendiren, her şeyi yaratan ve yapan Atatürk’e onun izine candan ve yürekten bağlılığımızın karar altına alınmasını … ‘ der. (Cumhuriyet 17 Mayıs 1935 sh.13)

M.Kemal 1932 yılında dinde reform yapmak için bir araya geldiği ‘aydın’ hafızlara şunu söyleyecektir: ‘’Evet, ben de bilirim ki, insan dinsiz olmaz. Fakat Türk’ün dini tabiattır. Bunu size münevversiniz diye söylüyorum.’’ (Türk’e Tapmak, Onur Atalay İletişim yayınları sh.140)

Meşrutiyet Dönemi’nden beri yeni bir din anlayış, savunma ve ikamesi için canhıraş bir çaba gösteren Dr. Abdullah Cevdet, M.Kemal’i ‘büyük bir müceddit’, ‘büyük el’, hatta ‘bu günün peygamberi’ olarak tavsif eder. Dr. Abdullah Cevdet’in 1925’de yazdığı bir kitapta şöyle der: ‘Bu günün peygamberi’ Mustafa Kemal’dir… Onda bir nefes var ki, hem uzaklara gidiyor, hem de uzakları gösteriyor… Bu medeni ve asri peygamber, peygamberi bir akılla geliyor. Onu gönderen sema değildir. Onu gönderen, Türk kavminin başlangıç devrindeki ruhunun ilk meyl-i perestişini ancak güneşe göstermiş olan asıl Türk uşak, köle kalmaya istidatsızlığının, efendi olmaya, efendi ölmeye liyakat ve azminin neticesidir.’ (Bknz. Onur Atalay, Türk’e Tapmak sh.130)

Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren İslam dini, cami vb. kavram ve kurumlar yok hükmünde kabul edilir. Nitekim 1928’deki Dini Islah Beyannamesi’nde din, din algısı, camilerin yeni dönemi ve keza dinin dili gibi kavramlar adı geçen beyanname ile karar altına alınır. 1927 ile başlayan ama esas 1935 tarih ve 2845 sayılı kanunla kapsamı epeyce genişletilen kadro harici camiler nitelenmesine uyduğu gerekçesiyle, mevcut camilerin yüzde elliye yakını yıkılır, satılır ya da kapatılır. 1928’e kadar ilk ve ortaokullarda verilen din eğitimi ortaokul müfredatından çıkartılır. Din artık rejimin payından kılınan haliyle bile sadece köy okullarında öğretilmektedir. 1938-1939 öğretim yılında o da sonlandırılacaktır. Bu bağlamda 1924’de açıldığı zaman 29 okula ve 2258 öğrenciye sahip İmam Hatip Mektepleri 1928 yılında iki okula ve 278 öğrenciye düşer. 1930’da da öğrenci yokluğu nedeniyle kapanır. (Bkz. Onur Atalay A.G.E sh.81)

Elbette Cumhuriyet’in ilk yıllarına ilişkin ve hatta 1950’ye kadar tek parti iktidarının M.Kemal ve arkadaşlarının dine, dini değerlere bakış açı ve ifadeleri bir hayli fazladır. Ancak bu ifadelerin arka planı belki de bu ifadeden daha önemlidir. Zira o dönem dikkate alınırsa dünyada dört lider öne çıkmaktadır; Stalin, Mussolini, Hitler ve M.Kemal. Aslında dördünü de etkileyen 1789 Fransız İhtilali’dir. Bu dörtlünün üç aşağı beş yukarı önemli ölçüde din ve gelecek konusunda ve keza ırk ve ırkçılık konusunda benzer ifadeleri ile birbirlerine özenmeleri de vakıadır. Cumhuriyet tarihinde karşılaşılan birçok sorunların temelinde Osmanlı sonrası ikameye çalışılan yeni din anlayışı, toplum, ırk, tabiat (doğa) vb. kavramların yeniden ve pozitivist bir yaklaşımla ele alınması yatmaktadır. Dün, yani adı geçen dönem öncesi bu ülkenin insanları farklı din, mezhep, meşrep ve ırk farklılıklarına rağmen bir arada yaşayabiliyorlardı. Mesela Osmanlı Dönemi’nde Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap ayrımına rastlamıyoruz. Osmanlı bu hususa azami hassasiyet gösteriyordu. Osmanlı’da ilk defa Türk kavramını telaffuz eden Mehmet Emin Yurdakul olmuştur (1897 bkz.Türk’e Tapınmak sh168/26). Tabiki bu ifadelerimizden Osmanlı, Türk’ü yok saymıştır sonucu çıkartılamaz. Osmanlı’nın bu hassasiyetine rağmen M.Kemal Dönemi’nin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt şu ifadeleri söylemekten çekinmemiştir: ‘Bu memleketin efendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır; o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır.’ (Bkz. Onur Atalay, A.G.E sh. 207-208)

Şimdi soruyorum, şayet bu ülkede Kürt Sorunu varsa bunun müsebbibi kim ya da kimler?

Yine soruyorum: Mevlana ve benzerlerini çeşitli tarikat ve tarikat liderlerini İslam’ın banisi gibi gösteren ve bugün bir yığın sahte şeyh ve mürit oluşumuna katkıda bulunan/bulunanlar Anadolu’nun saf insanları mı, yoksa sahte tarikat ve şeyhlerin, din bilmezlerin Kuran’dan nasibini almamışların, menfaat odaklı cemaatlerin adeta din baronları ya da ekonomi tröstleri gibi arz-ı endam etmelerinin mucidi/mucitleri kimlerdir?

Soruyorum, Kuran ile aklın arasına giren engelleri herhangi bir ayrım yapmaksızın ne zaman tagut olarak değerlendireceğiz?                                                                                                                     

Soruyorum, gerçek cihadın akıl ile vahyin arasına giren engelleri kaldırma operaryonu olduğunu ne zaman idrak edeceğiz.

Soruyorum, Ne zaman İslami kimliklerine rağmen İslam dışı rejimleri tatbike çalışanların, tatbikine çalıştıkları sistemin İslami olmadığını, keza demokrat ve laik kimlikli insanların da mücahit olmadıklarını, dine hizmet etmediklerini ne zaman itiraf edeceğiz?

Soruyorum, zor karşısında kalmadıkları halde yani vücutlarının bir kısım azalarının veya tamamının yok olma tehlikesi söz konusu olmadığı halde din ve dine dayalı kavramları, Allahın sıfatlarından bazılarını reddetmekten  ne zaman vazgeçeceksiniz?

Soruyorum, İslami manada kendilerini cemaat ya da kanaat önderi olarak görenler Allah’ı, Peygamberi, kutsal değerleri reddeden kişi ve kurumları rahmetle anmaktan ne zaman utanacaklar?

Ve soruyorum, Kemalistlerin kendi ifadeleriyle Kemalizm’i bir din olarak gördükleri gerçek iken, halen Kemalizm’e ve Kemalistlere sempati duymaya devam edecek misiniz?

Ve soruyorum, bu çarpık zihniyetle, tarih ile, tarihi gerçekler ile yüzleşmeden gerçekle buluşup gerçeğe inanmadan ve yaşamadan yarın Allah’ın huzurunda ne hesap vereceksiniz?

Son söz; geliniz yol yakın iken, ecel kapımızı çalmadan Kur’an aynasından yeniden kendimizi, aidiyetimizi, bulunduğumuz konumumuzu, anlayışımızı, yaşayışımızı yeniden gözden geçirelim.

19 EKİM 2020

Yorum Ekle
Yorumlar (6)
Ankaralı Yusuf

29.10.2020

Servet Polat Bey, Sahte şeyh, demekle, esası varmış gibi anlaşılmasın sözünüz doğru. Ancak şeyhlerin hepsi sahtedir. Kur\'an\'dan uzak olan bu tarikatlar ve cemaatlerin, İslam\'a hiçbir katkıları yoktur. Sadece kamu kurumlarında müridlerini kadrolaştırmak, onları sömürerek, onların sırtından da baronluklarını devam ettirmek vardır.
Ankaralı Yusuf

29.10.2020

Yazınızı bir solukta okudum, taktir ettim. Önceki dönemlerdeki siyasete olan ilginiz ve hatta meclis üyesi seçilmeniz nedeniyle, size karşı olan ;İslami duyarsızlık güvensizliğim bu yazı ile ortadan kalkmıştır. Tebrik ederim, gerçekten anlamayan kafaların artık kafaları dank edecek şekilde öyle net açıklamışsınız ki, o kişiler bir sizin yazınıza, bir de aynaya baktıkları zaman; eyvah ben kendimi Müslüman sanıyormuşum diye düşünür veya artık ben Müslümanım diye Müslümanları kandıracak durumum kalmamıştır düşüncesine kapılır. Allah razı olsun Süleyman Bey.
ahmet babur

20.10.2020

Siz, o \" soruyorum \" ile başlayan durumların itirafını yapın bir hele . Devamında bizimki kolay. Bizim gibi sıradan insanların itirafları kolaydır.
MehmetAli

19.10.2020

\"Soruyorum, Kuran ile aklın arasına giren engelleri herhangi bir ayrım yapmaksızın ne zaman tagut olarak değerlendireceğiz? Soruyorum, gerçek cihadın akıl ile vahyin arasına giren engelleri kaldırma operaryonu olduğunu ne zaman idrak edeceğiz.\" Yüreğine saglik, ağabey..
Servet Polat

19.10.2020

Süleyman abi hepsi güzelde. Sahte şeyh, demekle, esası varmış gibi anlaşılmasın. Selamlar
Recep Ünlü

19.10.2020