metrika yandex

AFGANİSTAN VE TALİBAN ÜZERİNE

Süleyman ARSLANTAŞ

31.08.2021

Süleyman Arslantaş

11 Eylül 2001 terör saldırısının ardından dönemin ABD Başkanı George W. Bush, Taliban’ın Afganistan’da El-Kaide örgütüne yardım ve yataklık yaptığı gerekçesi ile Afganistan’ı işgal kararı aldı. Ve: ‘El-Kaide’nin Afganistan’da kalmasına izin verilemez.' dedi. Dikkat edilirse o gün itibarıyla direkt Taliban’ı suçlamadı. İşgal nedenini Taliban’ın El-Kaide’ye yataklık yapmasına bağladı. Zira Sovyetlerin Afganistan’ı terk etmesinden sonra (Şubat 1989) medrese eğitimi alan talebelerden oluşan ve bilahire ‘Taliban’, ismi ile şöhret bulan örgütün İslami ilim tahsilinden, siyasi misyonuna ve hatta Afganistan yönetimine gelmesine kadar CIA ve Pakistan Askeri İstihbarat Birimi ‘ISI’ ‘Taliban’a destek vermiştir. 1996 yılı itibari ile de Taliban Afganistan’da yönetime adı geçen istihbarat örgütleri tarafından getirilmiştir.

Yaklaşık beş yıl Afganistan yönetimini elinde bulunduran Taliban, aslında Afganistan halkının ve İslami değerlerin ihyası için iş başına getirilmemişti. Önemli birkaç nedenden bahsetmek gerekirse, bunların başında soğuk savaş sonrası gelişen, yaygınlaşan Çin etkenliğine karşı bir BARİYER oluşturmak, ikincisi belki de, Latin Amerika’dan sonra dünyanın en büyük uyuşturucu trafiğini denetlemek veya yönlendirmek. Üçüncüsü ise eski Afganistan Devlet Başkanı ve Afganistan’ı 40 yıl neredeyse sorunsuz yöneten Zahir Şah’ı (D. 15 Ekim 1914- Ö. 23 Temmuz 2007) yeniden Devletin başına getirmek.

1996-2001 yılları arasında iş başında bulunan Taliban, 1990’ların sonlarına doğru Amerika’ya rağmen kimlik arz etmeye başladı. Çin’e karşı bir BARİYER oluşturmak yerine ticari ilişkilerini geliştirdi. Uyuşturucu trafiğini Amerika adına değil, kendi adına kontrol etmeye başladı. Zahir Şah konusunda ise verdiği sözü tutmadı. Bu ve benzeri nedenlerle muvazaalı bir şekilde iş başına getirilen Taliban, getirenleri tarafından görevden uzaklaştırıldı.

11 Eylül sonrası Afganistan’ı işgal eden Amerika yirmi yıl boyunca tüm askeri, istihbari ve hatta kendine özgü kültürel eğitimine rağmen Afganistan’da huzuru sağlamadığı gibi (ki Amerika’nın girdiği yerlere demokrasi götürmek ya da huzuru sağlamak gibi bir derdi hiçbir zaman olmamıştır.) isteklerinin hiçbirisini de gerçekleştirmemiştir. Zira Afganistan’da etnik milliyetçilik o kadar had safhadaki, başlarındaki sarıkta bile bunu belirtmekten geri durmazlar. Özellikle 40 milyonluk Afganistan nüfusunun %42’sini oluşturan Peştunlar adeta ‘Afganistan Peştunlarındır’ inancına sahiptirler. Peştunları Tacikler %27 ile takip ederler, Özbekler %9 , Hazaralar %9 oranındadırlar.

Yaklaşık 10 yıl süren Sovyet işgali sırasında bile Afganistan’daki etnik milliyetçiliğe dayalı kavgalar bir türlü bitmemiştir. Ruslar 1989’un Şubatı’nda Afganistan’ı terkederken bir Rus yetkili şöyle demişti: ‘Bizler Afganistan’dan askerlerimizi çekersek, korkunç bir boşluk ve kaos oluşur. Afganistan’da hizip ve çatışmaları baş gösterir. Mücahid hizip liderleri bizim bıraktığımız boşluğu dolduramazlar.’’ (Girişim Dergisi Kasım 1989)

Netice itibariyle aradan geçen bunca zaman Rus yetkiliyi maalesef doğruladı. Bilhassa Hizb-i İslami lideri Peştun Hikmetyar hiçbir gün Afgan halkının mutluluğu adına Peştun kimliğinden taviz vermedi. Tacik kökenli Penşir Arslanı ünvanına sahip Ahmed Şah Mesud’a karşı neredeyse şehid edildiği güne kadar (9 Eylül 20019) hasımlığını sürdürdü. Bağram yakınlarında Tang’i Forahan’da Şah Mesud’un komutanları Kuzey’e doğru ilerlerken bir Hizb-i İslami komutanı olan Seyyid Celil onlardan 36’sını şehid etti. Sonrasında Celil yakalandı ve Şah Mesud’un huzuruna getirildi. Seyyid Celil oldukça bitkin ve dağınık bir halde iken; Mesud, onu getirenlere hitaben; ‘Neyiniz var sizin? Bu adam bir grubun komutanıydı. Siz onu küçük düşürmüşsünüz. Yıkansın, giyinsin öyle getirin. Bu yaptığınız doğru değil.’der. (Mesud-Marcela Grad Matbuat Yayınları sh.188) Şah Mesud buna benzer nice insani davranışları Hikmetyar’a da gösterdi. Ama ne var ki Hikmetyar; kâh Şah Mesud’u Amerikan ajanlığıyla, kâh Rus, Fransız, Suudi vs. ajanlığı ile suçladı. Sanırım şimdilerde Taliban’ın Afganistan’ı yeniden ele geçirmesiyle mutludur. İlerleyen zaman dilimlerinde onlara karşı da bir tavır ortaya koyması muhtemeldir.

Hikmetyar ile Şah Mesud arasındaki fark nedir diye sorulsa buna hemen şu cevabı verebiliriz: Şah Mesud Afganistan’ın işgalinden şehid edildiği 9 Eylül 2001 gününe kadar hep Afgan halkının vahdeti ve mutluluğu için çalıştı. Hikmetyar ise o ğünden bugüne kadar hep Peştunların vahdeti ve onlara lider olmak için çalıştı. Afgan cihadının ve ilim camiasının önemli simalarından Mevlevi Nasrullah Mansur ile şehadetinden kısa bir süre önce (Aralık 1987) bir sohbetimiz olmuştu. Sohbet konusu Afgan cihadının dünü ve bugünü üzerineydi. Hanefi Fıkhında önemlide bir yeri olan Üstad mukayeseli bir şekilde Afgan cihadının önderlerini anlattı. Bilhassa Hikmetyar’a ilişkin anlatımında hiçbir zaman için Afgan halkının vahdeti için çalışmadığını, Şah Mesud’un ise başından sonuna kadar Afgan halkının vahdeti ve mutluluğu için çalıştığının altını çizmişti.

Amerika 11 Eylül 2001 sonrası Afganistan’ı işgal etti. Aradan 20 yıl geçti. NATO bünyesindeki kayıplarla birlikte yaklaşık 4000 asker öldü. Kendi deyimleri ile iki trilyon dolar harcadılar. Peki! 300 bin kişilik Afgan ordusunun eğitim, harb araç ve gereçlerini karşılamak başta olmak üzere bunca gayret sarfeden Amerika niçin Afganistan’ı terk etti?

Elbette bu soruya çeşitli cevaplar verilebilir. Ancak kısaca ifade etmek gerekirse Amerika son on yıllarda fiili savaş yerine vekalet savaşlarını tercih ediyor. Yani denizin taşı ile denizin kuşunu vurmayı yeğliyor. Keza Irak ve Suriye’de de aynı taktiği uyguladığı gibi. İkincisi gerçekten Afgan halkı tarihinde uzun bir süre kimsenin işgaline izin vermemiştir. Zira direniş ruhu zengin bir halktır. Amerika; Afganistan’ın da içerisinde bulunduğu coğrafyayı Afganistan gibi netameli bir yerden kontrol etmek yerine daha sağlıklı ve istikrarlı Katar’ı tercih etmektedir. Bir üçüncü hususa gelince, soğuk savaş sonrası (1945-1990) İslam, kapitalist dünya için tek alternatif idi. Ama öncesinde 11 Şubat 1979’da İran’da İslam adına bir devrim gerçekleşti. Soğuk savaş yıllarının devam ettiği (1979-1989’da) Humeyni hayattaydı. Onun idealinde gerek İran gerekse İslam dünyasında mezhepte vahdet değil, Tevhid’de vahdet ön plandaydı. Ne var ki Humeyni’nin vefatının ardından Tevhid’de vahdetin yerini mezhepte vahdet aldı. Bu nedenle de, bugün itibariyle Şii İslam anlayış ve uygulamaları Kapitalist dünya için tehdit olmaktan çıktı. Ama Sünni İslam anlayışı için aynı şey söylenebilir mi?

Elbette bu sorunun da bir cevabı olmalı. Öncelikle bu cevap için Cezayir ve Türkiye örnekliğini göz önüne almamız gerekir. Cezayir’de FİS’in 1990 yılındaki seçim başarılarının arka planında Batının kutsadığı demokrasi söz konusu olduğu halde ve Cezayir’deki seçimlerin tam da onların istediği gibi gerçekleşmesine rağmen Batı buna razı olmadı ve Cezayir’deki askeri darbenin öncüsü oldu. Zira onlara göre demokrasi kendileri gibi düşünen ve yaşayanlar içindir.

Türkiye laboratuvarında ise Ak Parti iktidarı Batı için fazla bir anlam ve endişe ifade etmedi. Şöyle ki; Ak Parti iktidarı on dokuz yıl boyunca sadece ıslahatçı bir yaklaşımla, daha önceki iktidarların mağdur ettiği kesimlerin mağduriyetini önlemekle yetindi. Toplumun kültürel ve İslami eğilim ve ihtiyaçlarına yeterince önem vermedi. Bilakis toplumun çeşitli katmanlarında var olan ve İslami aidiyeti bulunan cemaat, STK ve bireylerin ekonomik, bürokatik ve siyasi isteklerini tatmin etti. Ve toplum öyle bir hale geldi ki değerli bir sosyoloğun ifadesiyle: ‘İmanımız amellerimize hükmedemez hale geldi.’

Şimdi, Sünni dünyanın en yaygın olan fıkhi mezhebi Hanefiliğin adeta öncülüğünü yapan ve fakat İmam Ebu Hanefi Hazretlerinin nezaket ve nezahetinden yoksun olan Taliban örgütü ve onların iktidarı ile Sünni dünya da alternatif olmaktan çıkartılmak isteniyor. Taliban’ın 1996-2001 uygulamalarından vazgeçtiği tezi ne kadar doğru bilemiyorum, bunu zaman gösterecek. Her ne kadar Taliban sözcüsü Hakkani; ‘herkes için af ilân ettik, geçmişteki şeyler bizim için önemli tecrübelerdir, kimseden intikam alınmayacaktır.’ demekte. Buna mebni olarak şunu ifade edebilirim ki 2021 ve sonrası Taliban yönetimi eskisinden daha barışçıl ve başarılı olabilir. Türkiye ve Pakistan başta olmak üzere halkı Müslüman olan ülkelerle de iyi ilişkiler geliştirebilir. Özellikle Hint alt kıtasındaki Müslümanların kahir ekseriyetinin Hanefi olması nedeniyle onları da etkileyebilir. Tüm bunların ardından Taliban, Afgan halkının imanlarının amellerine hükmedemez hale gelmesine de vesile olabilir. Endişem odur ki maalesef gidişat ve gelişmeler onu gösteriyor. Aliya İzzetbegoviç adeta bütün zaman dilimlerine hitaben şöyle haykırıyor: ’Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi Müslüman olarak düşünmeye başlayın. Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.’

Yarın Afganistan’ın Mücahid ruhlu gençliği bugünkü İran gençliği gibi olursa bu da şaşırtıcı olmaz. Sonuç olarak Taliban iktidarına destek veren, göz yuman, yetiştirdikleri Afgan askerlerle birlikte sahayı terk eden güç ve güç odakları anlaşılan Sünni İslam anlayışını da alternatif olmaktan çıkartmak istiyorlar. Küresel güç odaklarının da eğilimi bu yönde gözüküyor.

31 AGUSTOS 2021

Yorum Ekle
Yorumlar (9)
Süleyman ARSLANTAŞ | 20.09.2021 10:28
Şükrü Savaş Bey'e!Hatırlatmalarınıza katılıyorum.Hatta daha fazlası da var.Belki yeterince izah edememiş olabilirim,benim asıl anlatmak istediğim Hz.Resul'un Mekke döneminde yani gelmiş olduğu,içerisinden çıktığı şirk toplumunda yaptığı en temel iş;önce TEVHİT akidesini ortaya koymak,ikincisi de o toplumun davranışlarına hükmeden kavramları değlştirmek idi.Zira toplumlar hayat hakkındaki sahip oldukları kavramlara göre hareket ederler.Dikkatleri bu noktaya çekmek istemiştim.Beceremedim ise elbette kabahat benim.Selamlar
şükrü savaş | 16.09.2021 11:12
Külliyeye 125.000 m2 ve 4 milyondan fazla kitap barındıran devasa kütüphaneyi açan Ak Parti mi kültüre önem vermemiş. İslami çalışmaların önünü açan, ilahiyat, imam-hatip, kuran kursu sayısını artıran ve bu kurumlara önem veren, teşvik eden. İslami dernek ve vakıflara destek veren , "Andımız" Denilen müşrik andını dahi popülist yaklaşmayıp cesaretle kaldıran Ak Parti mi islami eğilim ve ihtiyaçlara cevap vermemiş, yoksa halk mı çok gerilerden gidiyor. Eşine ve çocuklarına dahi sahip çıkamayan müslüman! halkımız sizin gibi hükümeti suçlama kolaycılığına sığınıyor.
Ömür Çelikdönmez | 06.09.2021 15:10
Analizlerinize katılmamak mümkün değil, üstat, kaleminize sağlık, aklı olan düşünür vesselam
hasan tahsin | 05.09.2021 10:53
katı eleştirilere cevaben yazma gereği duydum.akademisyenlik yapanlar iyi bilirler.bir makale konuyu kısaca ele alır.sizin o konu ile ilgiliniz varsa oradaki bir iddia veya tezi araştıracak bir çok kaynakçalarınız vardır.araştırırsınız,ya çürütürsünüz ya da geliştirirsiniz.yoksa sırf eleştirmek için eleştiri yapılmaz.süleyman bey mutlak doğruları yazacak diye bir şey olamaz.bunu nezaket çerçevesinde yazmak,eleştirmek ve tartışmak gerekir.ki kendisi eleştiri ve uyarıya açık bir insandır.saygılarımla
Hüsnü Sefer | 03.09.2021 21:58
İyi demiş has demişte birçok şeyi de boş demiş. Dese ki ben Taliban'ın içinde bir iki yıl geçirdim, önderleri ile oturdum kalktım. Durum böyle böyle teşekkür edelim. Fakat hariçten akıl oyunları ile yapılan değerlendirmeler zanna uyma örneği olabilir. Boş laflar yıllardır yoruyor insanı. Selamlar.
Ayla Koyuncu | 02.09.2021 10:06
Tarafgir bakmazsak mürekkebin denizleştiğini görebiliriz. Ama insanlar istiyor ki onların görüşlerini destekleyen yazılar okusunlar. Farklı, yeni görüşler insanı düşünmeye sevk eder... Bu nedenle çok kıymetlidir, diye düşünüyorum..
Y izzeddin karakan | 01.09.2021 00:09
Süleyman abi dökdüğün mürekkep artık denizi kirletiyor
D. Yeşilyurt | 31.08.2021 23:52
Yarın Afganistan’ın Mücahid ruhlu gençliği bugün ki İran gençliği gibi olursa bu da şaşırtıcı olmaz. ' Bu cümle üzerine düşündüm acaba 1980'lerin 90'ların Türkiye'nin Müslüman gençliği şimdi ne oldu? Varlar mı? Kaç kişi kaldılar? İran'la kıyaslanınca demek ki çok da bir fark yok.
D. Yeşilyurt | 31.08.2021 23:47
19 yılın özetini sayın yazar şöyle yapmış: 'toplumun çeşitli katmanlarında var olan ve İslami aidiyeti bulunan cemaat, STK ve bireylerin ekonomik, bürokatik ve siyasi isteklerini tatmin etti.' Peki acaba biz bunun için mi mücadele etmiştik?