Parçalarla oluştu insanoğlu… Hep yarım, eksik kaldı. Önce çamur, sonra ruh… Ne kadar bütünleştirilse de arada bir ayrım, kırık kaldı. Bir parça içinde binlerce parça… Yaşarken bu parçalar birbiriyle iç içe geçmeye, sürtünmeye, çatışmaya başladı. İnsan artık içinde taşıyamayacağı bir enerji doğduğunda bunu dışarı atıyordu. Bazen bir yanardağ, deprem, çeşme, söz veya öfke gibi… Duygu, düşünce, hırs, arzu, özlem gibi binlerce fay hattı arasında sürtünme, ardından ayrışmalar, bölünmeler... Bu fay hatları üzerinde hayat inşa etmeye çalışıyorduk. Yıkılanların yerine yenileri…
Önceleri güvendeydik. Her türlü nimetler önümüze serilmişti. Ölümsüzlük umuduyla ne zaman hırslarımızın, çıkarlarımızın peşine düştük. İşte o zaman kaydı ayağımız. Çatışma, sürtünme başlamıştı. Düzeltmeye, tamir etmeye çalıştıkça yarıklar, hatlar keskinleşmeye başlamıştı. Bozulma, çözülme birbirini takip etti. Zemini bozuk yerler olduğunu düşünmeden hayal kurup satıyorduk. İdealler gösterip serap peşinde koşar gibi dolanıp durduk çölde yıllarca… Biliyorduk yıkılacak, altında kalacağını bile bile satmaya devam ettik. İnandırmaya çalıştık yıllarca insanlık kadar eski yalanlarımıza…
Yaşıyoruz; nerede, hangi zaman ve zeminde olduğunu bilmeden. Kalbimizin– aklımızın içinden geçen yüzlerce- binlerce fay hattının farkında olmadan... Yıkılacağını bile bile rantçı arayışlarla insanların emeklerini çalarak fay hatları üzerine hayatımızı kuruyoruz. Ya da gerekli araştırma yapmadan kuruveriyoruz yurdumuzu. Her gün binlerce deprem yaşıyoruz içimizde. Kurduğumuz düzenler, artık yıkılmayacağına kesin gözüyle baktığımız hayallerimiz bir anda ortadan kaldırıveriliyor. Bu depremler ve artçı şoklarının yarattığı enkazları kaldırmaya kimse koşmuyor. Çığlığımızı duyacak, el uzatacak bir dost eli arıyoruz bulamıyoruz. Modernizme, zamana kurban ettiğimiz binlerce dostlarımızı. Bir enkaz içinde büyütmeye çalışıyoruz umudumuzu, sevincimizi. Çıkmaya çalışıyoruz her şeye rağmen…
Güvenli yerlere gitmek istiyoruz. Yüksek yerlere çekiliyor, zemin etüdü iyi yapılmış yaşam alanları tesbit etmeye çalışıyoruz.
Artık hayata kaldığımız yerden devam edebiliriz.
Tehlike geçmiştir.
Sağlam olduğunu düşündüğümüz evimizi tekrar kuruyoruz.
Ama tedirginiz, daha önceki depremlerde yitirdiğimiz; umutlarımızı, emeklerimizi, sevincimizi tekrar tekrar hatırlıyoruz.
Zaman unutturuyor bize dün yaşadıklarımızı...
Gevşemeye başlıyor aklımız.
Tedbirleri elden bırakıyoruz.
Dünyanın bazı yerlerinde fay hatlarını olmadığı, sağlam meskûn bölgeler, yerler olduğunu söylüyorlar.
Ama insan hayatının içinde fay hattının olmadığı yer var mı?
Zemini üzerine bin yıllık yurtlar inşa edeceğimiz…
Sığınacak güvenli limanlarımız…
İsyanlardan, çıkmazlardan, zulümlerden kurtulup sığınacağımız Medine’miz…
Yaşadığımız zeminin ne kadar güçsüz, dayanaksız olduğunu bile bile sevgiden, umutlardan, fedakârlıklardan çalarak, iyi bir projelendirme yapmadan kurduğumuz hayatlarımız ne kadar dayanabilir; içimizdeki depremlere…
Bülent Akyürek vefat etti
09.02.2026
Uber, Getir'i satın alıyor
10.02.2026
İran ve Biz YUSUF YAVUZYILMAZ 08.03.2026
RAMAZAN, İRAN’A SALDIRILAR ve 8 MART AYTEN DURMUŞ 08.03.2026
ramazan ay’ı - 3 RESUL UZAR 08.03.2026
Surelerin Mesajları: ÂLÂ SURESİ - 8 OSMAN KAYAER 09.03.2026
evlada mektup MUSTAFA AKMEŞE 12.02.2026
Bir “Şeye” Dönüşmek FEYZULLAH AKDAĞ 08.02.2026
İRAN VE BÖLGESEL TAHLİL SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 22.02.2026