metrika yandex
  • $31.3
  • 33.91
  • GA2162

"TÜRKİYE YÜZYILI" NA DAİR BİRKAÇ SÖZ

İSA ÖZÇELİK
13.07.2023

 

İnsanlık tarihi bir yönüyle güç ve iktidar mücadelesi olarak da ele alınabilir. Bu durumu insan ilişkilerinden aileye, küçük kabile ilişkilerinden devletlerarası diyaloğa kadar genişletmek mümkün. Bu mücadele, kimi zaman güvende kalma endişesi kimi zaman ise refah ve zenginlik hırsıyla alevlenir. Söylem ya da güç sahipleri belli bir kıvama geldiklerinde etraflarına doğru yayılma isteği baş gösterir. Bu kadim mücadele alanında bazen ekonomik sıkıntı, kıtlık ve iklim değişikliği gibi nedenler, kimi zaman ise sahip olunduğu düşünülen bir ideal yahut hakikatin tüm insanlığa ulaştırılma arzusu etkin rol oynar...

İlk Müslümanlardaki fetih ruhunun özünü, kutsal mesajın ve hak davanın tüm insanlığa ulaştırılmasına duyulan inanç oluşturdu. Daha sonraki dönemlerde bu ana motivasyona ganimet, güvenlik endişeleri, iktidarın genişletilmesi arzusu eklense de Müslüman devletlerinde İslam sancağının ileri taşınma arzusu hep baki kaldı.

Emevilerin, Endülüs’e kadar ulaşan çabaları, Abbasilerin, Horasandan Çin'e kadar gösterdikleri gayretler, Selçuklularda bulunan alperenlik ve gaza ruhu, Osmanlıların, Viyana önlerine kadar yürüyüşü, bahsedilen konseptin farklı sentezlerinin birer ürünüydü.

Osmanlı'da "Nizamı Alem" ve "İlayı Kelimetullah" fikri, ele almaya çalıştığımız meseleyi ifade eden önemli bir söylemdi. Osmanlı'nın çöküş döneminde Rusya'da çarlığın devrilmesinin de etkisiyle alevlenen "Turan" ideali ise başka bir vecheye tekabül etti. Kemalizm ideolojisi ise ideal olarak "Muasır Medeniyetler" seviyesine ulaşmayı yani Çağdaş Batı medeniyetini taklit etmeyi benimseyerek içe kapanma ve uydu devlet olma modelini seçti.

Hilafetin kaldırılması sonrası ümmetin tekrar dirilişini hedefleyen İslami Hareketler; Müslüman toplumları, suni olarak çizilmiş sınırları aşan bir uyanışa, eylemliliğe davet etti. Bu diriliş çağrısı onları uzun sürecek bir mücadelenin içine çekti.

Sovyetler Birliğinin dağılıp soğuk savaş döneminin sona ermesiyle, Kafkas ve Orta Asya'daki Türk unsurlarının da dinamize edilmesini öngören söylemler gündeme geldi. Özal, 21. yüzyılın "Türk Asrı" olacağını söyledi. Demirel ise "Adriyatik'ten Çin Seddi" ne kadar Türk dünyası söylemiyle gündemde yer aldı. Erbakan "Büyük Türkiye" söylemiyle bir heyecan oluşturmak istedi. D8 projesiyle İslam birliği hedefini somutlaştırmaya çalıştı. Daha sonra Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya'yı da aşan biraz da Osmanlı hinterlandını işaret eden "Gönül Coğrafyamız" söylemi yaygınlık kazandı. "Yeni Osmanlıcılık" tartışmaları bu dönemlerde alevlendi. Ak Parti, Erdoğan liderliğinde önce "Yeni Türkiye" kavramını kullandı. Daha sonra 2023, 2053 ve 2071 hedefleriyle yeni bir vizyon ortaya koydu.

Son dönemde ise "Türkiye Yüzyılı" sloganıyla daha iddialı bir hamle yaparak hem kurumları hem de kitleleri mobilize etmeye çalışıyor.

AK Parti, 15 Temmuz sonrası koalisyon kurduğu MHP ve devletin diğer bileşenleri ile farklı bir yol çizmeye başladı kendisine. Daha önce her türlü milliyetçiliği ayakları altına aldığını söyleyen Erdoğan, birden yüksek dozajlı bir milliyetçilik söylemiyle karşımıza çıktı. Artık çözüm sürecindeki o kuşatıcı dil kayboldu. Erdoğan'ı böyle bir dil ve koalisyona zorlayan iç ve dış dinamikler ayrı tartışılması gereken bir husus. Bizim burada dikkat çekmeye çalıştığımız nokta ise kendi düşünce kökenlerinden ciddi bir sapma gösterdiği konusu. Zira milliyetçi muhafazakar koalisyon son dönemde Kemalizm'le harmanlanarak ulusalcı ve seküler bir yöne doğru evrilmeye başladı.

Belki mevcut koalisyona katılan Yeniden Refah ve Hüda-Par bileşenleri yaptığımız bu tespiti gözden geçirmemiz için bir argüman olarak öne sürülebilir. Ancak, resmi ortak olmamakla birlikte Ulusalcı-Laik-Kemalist Doğu Perinçek'in oynadığı rolü ve son seçimlerde ikinci turda Türkçü-Ulusalcı-Kemalist Sinan Oğan'ın koalisyona katıldığını göz önünde bulundurursak mesela daha da karmaşık bir hale geliyor.

Türkiye Yüzyılı projesi bir hedef olarak Ak Parti stratejisi olmaktan öte devlet projesine daha yakın duruyor. Zaten tartışılması gereken bir hususta devlet, parti ve toplum ilişkilerindeki karmaşıklık.

Cumhurbaşkanının Türkiye Yüzyılı olarak basına tanıttığı şemada, on altı Türk devletini temsilen on altı başlık yer aldı. Kalkınmadan iletişime, istikrardan temel değerlere kadar çok farklı başlık bu vizyon belgesinde kendine yer buldu. Ancak tanıtım görsellerinde daha çok, yirmi bir yıl boyunca yapılan savunma sanayi, teknoloji ve ulaşım alanlardaki yatırımlar ve bazı sosyal-kültürel eserler ön plana çıktı. Bazıları Türkiye Yüzyılı söylemini içi dolu olmayan ve seçimlere dönük alelacele hazırlanmış bir propaganda malzemesi olarak görse de bu hamlenin kamuoyunda bir karşılık bulduğu ve heyecan uyandırdığı da inkar edilemez gözüküyor.

Son seçimlerle daha bir perçinleşen husus, Türkiye Yüzyılı vizyonunun milliyetçi-ulusalcı ve devletçi bir bakış açısıyla altının doldurulacağı yönünde.

İslami değerler burada "işlevsellik" gösterdiği oranda ön plana çıkma riskini taşıyor. Mesela; son dönemde yüksek sesle dile getirilen LGBT eleştirileri, değer merkezli bir söylem mi, yoksa mevcut iki cephenin karşıtlığını besleyen bir argüman mı? Sorusu derin bir analizi gerekli kılıyor. ( Ak Parti kadrolarının bu sapkınlığa karşı olması ayrı bir mevzudur). Aslında muhafazakar bir partinin üzerine titreyeceği aile konusunda bile retoriği aşan esaslı hamleler yapılmadığı Ak Parti tabanında uzun süredir konuşuluyor. Bu konularda geniş muhafazakar kitlenin beklentilerini karşılayacak hukuki düzenlemelerle ilgili ciddi adımlar atılmış gözükmüyor.

Eğitim konusunda; seküler Kemalist Batılı paradigma hala egemenliğini sürdürüyor. Kültür sanat ve medya alanlarında çok daha köklü hamleler bekleniyor. Aile, gençlik, eğitim ve kültürle ilgili çok radikal hamleler yapılmazsa, dile getirilen tüm kalkınma hamleleri ve elde edilen başarılar, yeni nesiller tarafından İslam'ın değerleri aleyhine kullanılabilir.

Türkiye Yüzyılı vizyonu kalkınma ve teknolojiye odaklı yönünü adalet, kardeşlik ve değerlerimize dönük daha sahici hamlelerle dengelemelidir. "Dünya beşten büyüktür" sözü, "Ömerler arıyorum"  nidası, öncelikle iktidarın kendi etki alanlarında samimi karşılık bulmalıdır.

Bu bağlamda son seçim sonrasında yukarıda zikredilen bazı figürlerin meclise girmesi ve birtakım isimlerin kabinede yer alması halkta olumlu bir değişim beklentisini oluşturmuş olabilir. Bu isimler içinden çıktıkları çevrelerin duyarlılığını bulundukları makamlara yansıtmak konusunda daha kararlı ve cesur davranmalıdır.

Seküler kesim ve onun etkisi altında kalan çok geniş bir kitle yalan ve öfkeden beslenen bir kurgu aleminde yaşıyor. Post-truth çağı denilen yalan, algı ve sanallık üzerine kurulu bu gerçeklik ötesi pozisyona, iktidar ve muhalefet cephesi beraber soluk veriyor. Küresel hegemonya, yapay zeka ve internet odaklı dijitalizm olgusuyla böyle bir zemin üzerinde geleceği inşa ediyor. Ne yazık ki, bahsedilen ortamdan beslenip karakteri buna göre şekillenen, akıl sağlığı ve ahlaki duruşu dumura uğramış bir kitleyle beraber yaşamak durumundayız ve bu yeni insan tipi hızla yaygınlaşıyor...

Artık, seküler kesim içindeki yeminli İslam düşmanlarıyla vakit kaybedilmemeli ve onlarla kriminal bir süreç takip edilmeli. Kirli bağlantıları olmayan ve örgütlü kötülük peşinde koşmayan sekülerlere dönük ise "Beraber yaşama kültürü" odaklı, yeni, etkin ve sahici bir hamle başlatılmalı. Önyargıları besleyen bir iklim yerine birbirini daha iyi tanıma ve anlama fırsatları inşa edilmeli. Aynı ülkede yaşayan insanlar olarak eğer gemi batarsa bundan herkesin etkileneceği gerçeğiyle daha makul bir dil kullanarak yüzleşilmeli. İslami çevreler bu sağlıklı iletişim ortamını oluşturmak için çok daha fazla gayrette bulunmalı.

Zira, uzunca bir zamandır askıya alınan tebliğ ve davet çalışmaları ancak böyle bir zeminde sıhhatli bir şekilde yürütülebilir. Mevcut milliyetçi blok ile PKK sorunu belki daha kolay çözülebilir. Kürt kardeşlerimizle ümmet merkezli ama sahada karşılığı olan yaygın ve uzun soluklu bir strateji oluşturulmalı. Sekülerlereliyle Kürtlerin ve bölgenin self sömürgecilik politikalarına meze yapılmasına izin verilmemeli.

Yeniden Refah ve Hüda Par'ın İslami değerler endeksli siyaset güderken çok güçlü bir alt yapı ve argümanlarla kamuoyu önüne çıkması gerekiyor. İslami talepler gündemleştirilirken kendilerine karşı yapılması muhtemel haksız saldırılar ve algı manipülasyonlarına karşı çok yönlü hazırlıklar yapmaları zorunlu.

İslami Hareketler ilke ve adalet merkezli bir yol yürümekten asla vazgeçmemeli. Bu asil yürüyüş ve hikmetli duruşun tüm ülke için çok kıymetli olduğu gerçeğinin, muhafazakar ve seküler çevrelerce iyi anlaşılması sağlanmalı.

Bu pozisyonun korunması ise ancak özgün ve bağımsız bir örgütlenme ve söylemle gerçekleştirilebilir. Tüm İslami yapılanmalar bu toplumun temel taşı oldukları bilinciyle, iktidar-devlet ve muhalefet ekseninin ötesinde daha varoluşsal bir duruşu tahkim etmeli.

Böyle bir duruş ve bütünlük gösterildiğinde, devleti yöneten aktörler değişse bile ülke sathında etkili olmaya devam edilir. Bundan ötürü İslami Hareketler güncel politikaya ve iktidarın söylemlerine tamamen angaje olmamalı.

Türkiye Yüzyılı vizyonunun ‘’ilkelere’’uygun yönü ile çelişmek gerekmediği gibi ona tamamen eklemlenmek de doğru değil. Tüm STK ve cemaatler öncelikle kendi içinde hep beraber adalet, ahlak, kardeşlik, eğitim, aile, tebliğ davet, yolsuzluk ve yoksulluk gibi temel konularda tüm ülkede gündem oluşturup bir rüzgar estirmeli.

Türkiye Yüzyılı söylemi içeriye verdiği mesaj kadar uluslararası arenaya da bir mesaj verdiğine göre bu strateji bölgemizde ve dünyada dikkatle takip edilecek. Ülkenin geleneksel düşmanları her zamanki tutumunu sürdürecek. Ancak, "Dünya beşten büyüktür" cesur çıkışına kulak kesilen dünya halkları ve görece bağımsız, bağlantısız kurum ve devletler için bu çığlık, bir umut ve dayanışma hamlesine de dönüştürülebilmeli.

Özellikle İslam dünyasındaki halklar için yeni bir motivasyon kaynağı olabilmesi ve coğrafyamızdaki diğer bölgesel aktörlerde bir tedirginlik oluşturmak yerine güven vermesi için dış dünyada, hassaten İslam dünyasında "Türkiye Yüzyılı" söylemini genişletecek tamamlayıcı şiarlar üretilmeli.

Teknofest festivalleri bu bağlamda önemli bir organizasyon. Benzeri faaliyetler; sanat, kültür, ekonomi, medya, spor vb. alanlarda, kendi değerlerimize uygun bir şekilde modellenmeli. Bu noktada İslami hareketler, İslam dünyasının birikimini, tüm ümmetin hayrına olacak bir şekilde organize edebilecek yolları bulma noktasında büyük bir sorumluluğu üstlenmeli.

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Enes Furkan | 16.07.2023 21:57
İnsan merak ediyor, önümüzdeki süreçte islami hareketler rüzgarın estiği yönü ne kadar takip etmeye devam edecek ve ne zaman islami bir modelleşme ortaya koyabilecek? Teknofest gibi çığır açma yolunu gösteren organizasyonların da sanat ve spor alanlarında yapılması şuan çok mümkün gözüküyor ayrıca medya noktası da her ne kadar kolay gözükmese de büyük bir ihtiyaç.
B.y . İzmir | 14.07.2023 15:41
Davet çalışmalarınızın başarılı ve bereketli olmasını diliyorum... İsa kardeşimiz bir dava adamı şuuruyla hareket ediyor, müslümana yakışan da budur zaten... milliyetçilik belası İslami hareketlerin bünyesinde bir virüs gibi yayıldığına şahit oluyoruz... İslami bilgi ve şuurdan yoksun olan yeni nesil İslami gençlik gelecek vadeden bir yapı arz etmiyor....ama biz yine de umudumuzu diri tutmalıyız,zira bu davanın asıl sahibi yüceler yücesi rabülalemindir..