metrika yandex

Olguların Algılara Etkisi

Mustafa YILDIZ

12.09.2021

 

Hikmeti esas almış, insanı tanımada uzman, toplum yararına insanımıza faydalı olmayı kendine görev saymış kişiler topluma bilgi sunduklarında, kendilerini dinleyenler arasında fikri seviyesi farklı, anlama kabiliyeti yüksek insanların da olabileceğini düşünerek sunum yaparlar. Herhangi bir mevzuu hakkında bilgi sunacakları zaman, bu hususlar göz önüne alındığından, öğretme metotlarını harmanlayarak anlatımlar yaparlar. Zira, dinleyenler arasında kategorik olarak farklı insanların olabileceği, anlatılanların da herkes tarafından rahatlıkla anlaşılabilmesini sağlamak için bilgi sunanlar; kimi zaman örnekler verir, bazen kıyaslamalar yapar, bazen de konuyu hikaye ederek, bazen de teşbih (Benzetme) yapmak suretiyle, bunlar da yeterli görülmüyorsa şayet intak (Canlı veya cansız varlıkları konuşturma) yaparak dinleyenleri ikna etmeye çalışırlar.

Bu anlatım biçimini aynı zamanda peygamber stili olduğunu rivayet edenler de vardır. Söz gelimi, peygamber bir topluma hitap ettiği zaman, dinleyen her seviyedeki insan sanki kendine hitap ediliyor gibi anlaması önemli bir meziyettir. Bu da ancak muhataplarını yakından tanımayla gerçekleşecek Allah vergisi bir durumdur. Bu anlatma metodunu test etme anlaşılır bir durumdur. Mesela; hemen her insan mutlaka bir şekilde sohbet veya konferans dinlemiştir. Konuşma bitiminde katılımcılara ‘’Biraz özet verir misiniz?’’ diye sorsak! inanın katılımcıların çoğunun hafızasında kalan ya anlatılan bir fıkra olur, ya da anlatılmış bir hikayenin olduğunu görürüz. Çünkü; insan hafızasında uzun süre kalan, konuyu hatırlatan, mevzuun dağılmasını önleyen en yararlı anlatım şekli de galiba bu tür anlatım biçimidir. Diyebiliriz.

Yapılmış bir anket çalışmasında; öğretmen, sınıfın ilk sırasında oturan öğrencinin kulağına ‘’Kapı’’ demiş. Her öğrenci bir sonraki sıradaki öğrencinin kulağına aynı kelimeyi söyleyerek işlem devam ettirilmiş. Son sıradaki öğrenciye: ‘’Kulağına söyleneni yüksek sesle söyle’’ demiş öğretmen. Çocuk ayağa kalkarak ‘’Keçi’’ öğretmenim, demiş. İşte sözlü rivayetlerde böyle yanlış anlaşılmaların olabileceği her zaman ihtimal dahilinde olduğundan, bu nedenle bir çok müslüman bilim insanı yazılı metinlerin insan hafızasında daha kalıcı kalması ve anlatımda anlam kaymasını en aza indirmek gayesiyle ‘’Hikaye ederek anlatma’’ veya ‘’Çarpıcı örnekler vererek anlatma’’ metodunu çok sık kullanmışlardır.

Bizde yıllar önce yüzlerce sayfası olan bir kitaptan okuduğumuz, yazılı bir hikayeyi yıllar sonra hafızamızda kaldığı kadarıyla hatırlamaya çalışalım inşaallah.

Sofi meşrep bir müslüman tacirin yurtdışına ticaret için gitmesi icap eder. Evden ayrılacağı gün, evdekilere gideceği memleketten bir taleplerinin olup olmadığını sorar. Ev ahalisi de kendilerince birtakım siparişleri kendisine takdim ederler. Evden ayrılan adam fazla uzaklaşmadan bir anda sahibi olduğu papağanı aklına gelir. İçinden; ’’evdekilerin taleplerini sordum, hayvanlarında üzerimizde hakları olduğuna göre, evdeki papağanında üzerimde hakkı vardır mutlaka, öyleyse ona da bir sorayım’’ demiş.

Fazla uzaklaşmadan tekrar geri dönerek papağana; ‘’bir talebinin olup olmadığını’’ sorar. Papağanda; sahibine bu inceliğinden dolayı teşekkür ederek derki: ‘’gittiğin memleketteki hemcinslerime selâm söyle. Onlara deki; ‘’evdeki papağanım size selâm söyledi. Dedi ki; oradaki kardeşlerim benim de hürriyetime kavuşmam için bana dua etsinler’’ der. Adam, bunu basit bir istek olarak görür ve içinden hay hay diyerek evden ayrılır.

Gittiği memlekette günlerce süren alış-veriş işlerinden sonra evdekilerin taleplerini de tedarik ederek dönüş hazırlıkları yapar. Birden evdeki papağanın kendisine söylediği emanet sözler aklına gelir. Onun da emanetini yerine getireyim bari! demiş. İçinden: ‘’en yakın bir yerde bir papağan bulup ona söylersem görevimi yerine getirmiş olurum herhalde’’ diyerek o yerleşim alanına en yakın bir ormana gider. İlk rastladığı papağana selam vererek der ki: ‘’evimizin kafesindeki papağanım size selam söyledi. Burdaki hemcinslerim hürriyetime kavuşmam için bana dua etsinler dedi.’’ Der. Bunu duyan ormandaki papağan boğuk sesler çıkararak bir nara atar ve çırpınarak sırt üstü dönerek düşüp ölür.

Bunu gören tacir buna bir anlam veremediği için son derece üzülür. Evdeki papağanına sitem dolu sözlerle söylenmeye başlar. Burdaki bir papağanın ölümüne neden olduğu için, buraya geldiğine de, söylediklerine de bin pişman olur. Ancak, yapacak bir şeyi yoktur. Çaresiz söylene söylene gerisin geriye döner.

Evine döndüğünde karşılama ve hal-hatır sormadan sonra, evdekilerin siparişlerini kendilerine takdim eder. Ormanda şahit olduğu manzara kendisini çok üzdüğünden, olanları hatırlar ve papağana doğru yönelir. Papağana olan kızgınlığı ve kırgınlığı geçmediği için, hırsla papağanın yanına gelir. ‘Ya hu sen ne uğursuz bir hayvanmışsın, taa buradan binlerce kilometre uzaklıktaki bir papağanın ölümüne sebep oldun’’ der. ‘’Hayırdır ne oldu?’’ Diye sorar evdeki papağan. Adam: ‘’Senin söylediklerini oradaki papağana aynıyla ilettim. Ordaki papağan bunu duyunca boğuk bir sesle nara atarak sırt üstü düşerek can verdi.’’ Der. Adam sözünü bitirir bitirmez, bu defa evdeki papağanda aynı şekilde boğuk sesler çıkarıp nara atar ve o’da çırpınarak sırt üstü düşer ve ölür.

Evin ahalisi olanları şaşkınlıkla izler ve bir anlam veremezler. İki hayvanın ani ölümlerine son derece üzülürler. Olanları: ‘’Hayvanların karşılıklı muhabbetleri galiba’’ diye yorumlarlar. Burda da yapılacak bir şey yoktur onlar için. Adam; ‘’Bu bizim için bir imtihandır galiba, yapılacak bir şey yok.’’ Der. Hanıma seslenerek: Hanım: ‘’Hayvanı kapının önüne koyda alıp güzel bir yere götüreyim bari’’ Der. Hanımı papağanı kapının önüne koyar koymaz papağan pırrrr diye uçarak evden uzaklaşır. Hikayemiz bu kadar.

Meğer taşradaki papağan evdekine mesajı göndermiş. Bizim sofi mesajı alamadığı için sadece hayvanlar arasında aracılık yapmış. Halbuki evdeki papağan gönderilen mesajı ilk etapta doğru anlamıştı zaten. Aynı numarayı o’da sahibine yaparak şansını denemiş ve isabetli karar verdiğinden hürriyetine kavuşmuş. Yani; hemcinsi hiç konuşmadan yapması gerekeni hemcinsine göstererek hayati bir sorununu çözüme kavuşturmuş oluyordu. (Mesneviden)

Yunusun dediği gibi; Söz ola kese savaşı/Söz ola kestire başı/Söz ola oğulu aşı/Bal ile yağ ede bir söz.

Bir de şu ayeti dinleyelim. İbrahim’in(a.s) Allah’a ‘’Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster!’ sorusuna cevaben, Rabbi O’na: ‘’Yoksa inanmıyor musun?’’ demesi üzerine İbrahim: ‘’Hayır inanıyorum, kalbim mutmain olsun diye’’[1] cevabını vermişti. Her iki anlatımda bize verilen mesajlardan biri de şu olabilir. Demek ki; İnsan tabiatı gereği anlatımlardan ziyade pratik hayattaki uygulamaları gözleriyle müşahade edince daha fazla etki altında kalabiliyor. Yani insan: çoğu zaman gördüklerine daha fazla itibar ediyor. Halbuki ki, ‘’Müminler o kiselerdir ki, gayba da inanırlar’’ [2] denildiği bilindiği halde yine de peygamberi olanları gözleriyle görüp mutmain olmak istiyor. Nihayetinde onların da insani yönleri ağır basabiliyor.

Gerçekten de hakikatleri son derece veciz bir tarzda anlatan/anlatabilen, ‘’Ayaklı kütüphane’’ dediğimiz çokça sayıda kabiliyetli insanımızın bulunması, yetmedi, binlerce Camii kürsüsünden fasih bir şekilde hak ve hakikatlerin anlatılmasına rağmen, hala olumsuz ve kötü alışkanlıklarda sürekli artışların olması, bunu evde, caddede, sokakta, iş yerlerinde aleni görebiliyor olmamız, artık samimi olarak bu olanlar kaşısında kendimizi samimi olarak sorgulamalı, geçte olsa makul ve mantıklı çerçevede çözümler üretme zamanı geldiğini de unutmamalıdır.

Kanaatimizce; inandırıcı, ikna edici ve başkalarına gururla takdim edeceğimiz, örnek alınacak bir yaşam tarzımız, tavsiye ederek ve numune olarak sunabileceğimiz fotoğraf tablolarımızın son derece kısıtlı olması, hatta yok denilecek kadar az olmasının büyük oranda payı var. Kabül etmesekte anlatılanlara parelel olarak insanlara karşı sergilenen tutum ve davranışların da ınsanı ikna etmede son derece etkili oldukları, tebliğden daha fazla temsilin insanı daha fazla etkilediğini artık kabül etmemiz gerekir.

Merhum Ali Şeriati’nin ‘’Bana İslâmı anlatma, göster.’’ Diyerek özetlediği gibi. Aslında anlatılacak çok şeyimiz, anlatabilecek çokta kaliteli elemanlarımız var. Ama, son yüzyıllarda söylenenler hep söylemlerde kaldıkları için, inandırıcılığımızda gittikçe zorlaşıyor maalesef.

 

!-Bakara Suresi: 260.Ayet, 2-BakaraSuresi: 3.Ayet.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş