metrika yandex

Olayları Doğru Okuyabilme

Mustafa YILDIZ

20.08.2021

Son yıllarda (2020-2021) yaşanan bu üzücü olaylar ülkemizin yakın tarihinin belki de en ‘’hüzünlü yılları’’ olarak tarihteki yerini alacaktır. Ülkemizde yaşanan depremler, hemen akabinde dünyayı kasıp kavuran salgın(Covid-19), ardından dünyaya etkileri belki de yıllar sonra ortaya çıkacak belkide iklim değişikliğine neden olabilecek orman yangınları, yetmedi, ardı sıra yaşanan sel felaketleri, sanki kıyametin tarihini öne çekmek için insanoğlu tanrıyı kıyamete zorlamaya çalışıyor. ‘’hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin’’, olanlarda sizin de payınız var, der gibi ikazlarla ihtar yapılıyor, uyarılar veriliyor şeklinde de anlamakta mümkündür.

Bu gün için belki abartılı olarak gördüğümüz bu olaylar, bundan böyle daha büyük afatların olmayacağı anlamına gelmez tabi. Şu güne kadar vukua gelen afatların yapılan kronolojik tarihlerine baktığımızda bu günkü afatlar tarihte kayda geçenlerin en büyük ve en dramatik olanları olarak görülmektedirler.

Felaketler geniş coğrafyalarda yaşandığından, insanların birbirlerine yardım etmek için koşacak zamanları, başkalarına üzülecek vakitleri dahi olmadı. Her yerde aynı anda benzer acılar yaşandığından, herkes ancak kendi acısını/telaşını bertaraf etmeyle meşgul olabildi. Karşı koyma insanın bireysel gücünün üzerine çıkınca da, zaten aciz kalmış insan, çaresiz oturup dua etmekten başka çözüm yolu da bulamadı. Zira ‘’biz her şeyi biliriz Tanrı işimize karışmasın’’ dedikleri tanrıları her şeylerine karışmıştı, adeta verdiklerini geri istiyordu.

Olanları böyle tahlil edip yorumlayanlar ‘’Dönüş sanadır. Yapılanlar bizden kaynaklanıyor, bizi bağışla inşallah hatalarımızı telafi etmenin yollarını arayacağız’’ demelerini, özellikle marka müslümanlarından da ‘’Sonucu belki hakkımızda daha hayırlı olur’’ diyerek, olanları kendilerine yapılmış bir nasihat, bir uyarı olarak kabül edip, geleceği tasarlamada daha duyarlı ve tutarlı olmaları beklenirken, maalesef başka tam aksi şeylere şahit olmaya başladık.

İnsanların bu haleti ruhiyesinde bile elinde imkanı olanlar bu kaostan yararlanmaya, hatta duyumlara göre bu hengameyi bile fırsat bilerek menfaat devşirme peşinde koşmalarına şahit olmak insan onuru açsından incitici oldu. Bazısı da felaketi, iktidarı değiştirme gerekçe yapmanın tam zamanı deyip bu acziyeti fırsat bilerek halkı dezenformasyona tabi tuttu. Çıkar ve menfaatın böylesi bir zamanda bile bu kadar ön plana çıkmış olmasını görmek, afatlar ortak yaşanmasına rağmen bir araya getiremediği insanı nasıl Esfel-i safilin (aşağıların en aşağısı, hayvandan daha aşağı olma hali) konumuna düşeceğini/düşebileceğini gösterdi. İnsandan hala ümidi kesmeyenler ise, insanı yakinen tanıma açından menfaat için gelebileceği son noktayı bizzat görme imkanına şahit oldu. İnsanlığın geldiği son derece vahim bu durumda test edilmiş oldu.

Aslında insanın değil, gerçekte insanlığın öldüğünü gösteren bu durum, böylesi günlerde bile kasabın hala et derdinde olduğunu görmek, şahit olmak insanın geldiği ve düştüğü noktayı tahmin etmekten ziyade bizzat görmek, müşahade etmek onuru ve gururu kalmış her insana son derece acı verdi. Halbuki insan kendi işlediği hatta sebebini kendi hazırladığı musibetlerden kendi payına düşeni görüp kahrolacağına, bu yaşanan dramda bile hala rant beklentisi içinde olması, bu kadarına da pes dedirtti gerçekten. Üsttelik, insanlar arasında belkide azda olsa kalmış kimi umutlarında tükenmesine, ümitlerin azalmasına, güven duygusunun zayıflamasına ve herkese artık bir şüphe ile acaba! deme gereği duyulmaya başlamasına da sebep olundu.

Halbuki, ‘’İnsanların kendi işledikleri sebebiyle karada ve denizde düzen bozuldu. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazısının sonuçlarını onlara tattıracaktır.’’[1], ‘’Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır, ne kötülükte gelirse nefsindendir. (Ey Muhammad!) seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeter.’’[2] ikazı bizlere bildirilmesine rağmen. Çoğunluk ya burayı görmedi ya da görmek istemedi. Bu olanlardan sonra fazlaca insanın bir sorgulama içine girdiğini de göremedik.

Kur’an’ın bu yazılı ayetlerine kimse müdahalede bulunup değiştiremediği için insanların kur’an’la bir problemi olmadı. Çünkü o’na gücü yetmiyor. Ancak, Kur’an’ın kainat ayetleri üzerindeki tasarruf hakkı, yeryüzü halifesi olması hasebiyle insana verildiğinden, dengeleri bozan, sistemi nefsani arzularına göre yontarak ayarları alt-üst eden insan, gerçekte felaketlerin baş sorumlusu kendi olduğunu bilmek ve kabullenmek istemediği gibi hep başkalarını suçladı.

İnancımıza sonradan giren hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmış ya müslüman, bütün olumsuzlukları faili meçhul kalmasınlar diye olanları gücü yetmediği Allah’a yükler ve kendisini dışarda tutarak vicdanını rahatlatır. Nasıl olsa kimsenin gücü Allâh’a yetmeyeceğine göre, kardeşimi artık kimse suçlayamazda. İşte asıl o zaman suçlar hep faili meçhul kaldıkları için, gerçekte herkes işlenen bu suçlara bir şekilde ortak olur. Ancak suçlar toplu işlendiği için kimse suçu üstlenmez herkes başkalarına, özellikle de Allah’a havale ederek kendini temize çıkarır ve rahatlar.

Bu bize şunu gösteriyor; yaratılmış mahlukatlar bir dengeyi koruma adına formüle edildikleri için, insan yeryüzünde var olan bütün canlıların hayatiyetini sürdürmesi ortamını korumak ve denge üzere kurulu bu düzeni muhafaza etmesi insanın asli görevi olduğunu çoktan unuttu. İnsan tekrar bu asli görevlerini bilmeli ve bir an önce de bu şuurla gereğini yapmalıdır.

Yıllardır kontrolsüz yapılan yerleşim birimleri, kirletilen çevre ve denizlere akıtılan atıklar, kirletilen hava ve su havzaları, geri dönüşümü yapılmayan çöpler vs.gibi tabiatın doğal dengesini bozan işlemler devam ettirildikleri sürece, tabiat elbette yapılanlara karşılık olarak sevmediğimiz olumsuzlukları ve felaketleri dünyamıza geri dönüşüm olarak ortaya çıkarması kaçınılmaz olur ki, bu da tabii karşılanmalıdır.

1-Rum Suresi: 41.yet, 2-Nisa Suresi: 79.Ayet.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş