metrika yandex

Öğretmenler Rahata Mı Alıştı?

Feyzullah AKDAĞ
Alıntı Yazı

18.01.2021

Öğretmenlik mesleği ülkemizde her dönemde her açıdan tartışılan belki de tek meslektir. Tatili, çalışma saatleri ve maaşı hep tartışılır. Öğretmenlik, özellikle bu konularda genelde haksız ithamlara maruz bırakılarak tahkir edilen bir meslek grubudur. “Öğretmenlik kutsal meslektir” cümlesini sarf eden birinin aynı zamanda “öğretmenler yatıyor” dediğine şahit olabilirsiniz.

 Her mesleğin kendine ait zorlukları, sorumlulukları ve avantajları olduğu benimsenirse aslında bu tartışmalar biter ve öğretmenler de hedef tahtasında oturtulmaktan kurtulmuş olur. Ancak, insanımız bu benimsemeyi sadece belli meslek grupları için yapıyor. Örneğin lise mezunu bir uzman çavuşun aldığı maaş, üniversite mezunu olan öğretmenin maaşından çok daha fazla iken askerlerimizin çektiği sıkıntıların ve tehlikeli işinin farkında olan insanımız onların aldığı maaşa ses etmiyor ki zaten doğrusu da budur. Ya da mesleğe yeni başlayan lise mezunu bekçinin maaşı yine mesleğe yeni başlayan bir öğretmenden daha fazla ancak bu konu gündeme gelmiyor ve zaten gelmemeli de.

 Her mesleğin maaşı, tatili ve çalışma saatleri yaptığı işin mahiyetine göre değişir ve değişmeli. Eğer siz kazancınızın artmasını istiyorsanız bunu meslek ve iş açısından farklı alandan bir grupla karşılaştırmadan dile getirmelisiniz. Örneğin bir vezne memuru maaşının daha fazla olmasını isteyebilir elbette; ancak bu talebinin nedenini asker maaşlarının vezne memuru maaşlarından fazla olmasına dayandırmamalıdır. Yine bu vezne memurumuz daha fazla tatil/yıllık izne sahip olmak isteyebilir ancak; bu talebine gerekçe olarak öğretmenlerin tatil süresinin fazla olmasını göstermemelidir. Zira işlerin ve mesleklerin mahiyeti çok ama çok farklıdır. Buna en güzel örneklerden biri mesleği gereği sürekli radyoaktif ışınlara maruz kalan sağlık çalışanlarının yıllık izne ilave olarak bir aylık şua izni haklarının olmasıdır.

 Mesleğinin getirdiği özel durumlardan dolayı gerek maaş gerek izin gerekse de çalışma saatleri her meslek için farklıdır ve bu da çok doğal bir durumdur. Burada önemli olan her meslek grubunun insanlık onuruna ve emeklerine yaraşır biçimde gelire sahip olmasıdır. Bu noktada en önemli göstergelerden birisi de aynı meslek grubuna dâhil olanların dünyada ortalama kazandıkları para ve yıllık izinleridir. Eğer bir kıyas yapılacaksa en doğru ve hakkaniyetli kıyaslama aynı meslek gruplarının dünya çapında kendi içindeki kıyasıdır. Bununla beraber, her daim şükrün ve kanaatin nimete bereket getireceğini de hatırlatıp lafı fazla uzatmadan asıl konumuza geçelim.

 Gazeteci Nagehan Alçı “öğretmenler de öğrenciler gibi uzaktan eğitimdeki rahata alıştı galiba hiç ses etmiyorlar” dedi. Ardından tepkiler üzerine düzeltme yazısı yazdı kendince ama orada da “meğer tüm öğretmenler okulların açılmasını istiyormuş; madem öğretmenler de okulların açılmasını istiyor hep beraber bunu dile getirelim” diyor.  Yani açıkça yazmasa da öğretmen camiasının samimiyetini test etmek adına “hadi hep beraber talebimizi dile getirelim” diyor. Ben her iki yazısını da okuduğumda derinlerde bir yerde Nagehan Hanım’ın yukarıda bahsini ettiğim “öğretmenler yatıyor” fikrine sahip olduğunu hissettim. Zira böyle yazabilmesinin başka bir açıklaması olamaz.

 Nagehan Alçı, bir gazeteci olarak farklı bir iş tanımı ve farklı sorumluluklara sahipken öğretmenler de çok daha farklı sorumluluklara sahiptir. Nagehan Hanım’ın göremediği en önemli ayrıntı budur. Kendisi bir gazeteci olarak çeşitli delillere dayanıp okulların açılmasını yüksek sesle dile getirebilir ancak bunun aynısını öğretmenlerden isteme hakkına sahip değildir. Zira okullar açıldığında okul ortamında binlerce öğrenciyle muhatap olacak olan ve evlatlarının yerine koyduğu öğrencilerinin sağlığından birinci derecede sorumlu tutulacak olan kişiler öğretmenlerdir. Yani davulun sesi uzaktan hoş geliyor Nagehan Hanım’a. Öğretmenlerin sesinin çıkmaması işte tam da bundandır. Bir öğrenciye bulaşacak virüsün hesabı Nagehan Hanım’dan sorulmayacak; bizzat veli tarafından öğretmene sorulacaktır. Bununla beraber virüse yakalanıp atlatmış olsa bile dersine devam eden öğrencinin virüse yakalanmayan öğrenciler ve veliler tarafından maruz kalacağı dışlanma ve linç ihtimalini saymıyorum bile.

 Nagehan Hanım mesleği gereği kendini izole ederek yazılarını evinden yazabilir ancak okulların açılması durumunda öğrencileriyle aynı sınıfta aynı havayı soluyacak olan öğretmenin koronaya yakalanma ihtimalini pek önemsemiyor anlaşılan. Ve yine izole olduğu evinden tüm öğretmenlere “okulların açılmasını öğretmenler de istiyorsa hadi hep beraber talep edelim” diyebilir. Ancak aklıselim ile hareket eden hiç kimse Nagehan Hanım’ın yöntemini doğru bulmaz.

 Bununla beraber Nagehan Alçı’nın isabetli bir tespiti var: Evet, öğretmenlerin neredeyse tamamı yüz yüze eğitime geçmeyi tüm risklerine rağmen çok istiyor. Çünkü uzaktan eğitimde öğretmenler eski sisteme göre çok daha fazla yıpranıyor ama emeklerinin karşılığını alamıyorlar. Öğrencilerin konuları öğrenme düzeyleri çok düşük. Bu durum bir öğretmen için resmen felakettir. Öğrencileri üzerinde nice emekleri olan bir öğretmen, uzak ekranlardan evlatlarının sıcaklığını hissedemeden bir şeyler öğretmeye çalışıyor lakin bu pek mümkün olmuyor. Mevcut durumda öğretmenlerin mesleki anlamda doyumları da gittikçe düşüyor. Nitekim emeklerinin karşılığını alamıyorlar. Her öğretmen öğrencisine faydalı olmayı ve bir şeyler öğretmeyi ister. Öğretmeni mesleki anlamda ayakta tutan temel konu budur. Öğrencisinde yeterli öğrenmeyi sağlayamayan öğretmen, mesleki anlamda çöküntüye doğru sürüklenir.

 Sahadaki gözlemlerime göre veli ve öğrenciler de okulların açılmasını dört gözle bekliyor. Zira tüm düzenleri alt üst olmakla beraber evlatlarının tüm gün ekran başında zaman geçirmesi, arkadaş ortamından uzak kalması, oyun oynayıp enerjisini boşaltamaması velileri çok üzüyor. Bu duruma bağlı olarak evlerde disiplin sorunları ve istenmeyen davranışlar ciddi oranda yükselmiş durumda. Öğrenciler de arkadaşlarını ve okullarını çok özlediler. Bu özlemde sokağa çıkma yasaklarının etkisi büyük. Evde kalmak zorunda olan çocuk dışarıya özlem duyuyor. Zaten betonların içinde büyüttüğümüz çocuklarımız yeterli olmasa da okulda arkadaşlarıyla oyunlar oynayabilirken şimdi o imkân da ellerinden alınmış durumda.  Tüm bunlara şahit olan öğretmenlerin büyük çoğunluğu elbette okulların açılmasını canı gönülden istiyorlar. Fakat sırtlarında taşıdıkları yumurta küfesinden dolayı bir gazeteci rahatlığıyla bağıra çağıra okulların açılmasını talep etmiyorlar. Zira taleplerinin nelere gebe olduğunu çok iyi biliyorlar. Temkin ve tedbir sahibi öğretmenler gaza gelmemeleri gerektiğini çok iyi biliyorlar. Okulların gerekli tüm tedbirlere riayet edilerek tekrar açılmasını dört gözle bekleyen öğretmenler, o güne kadar asla rahat edemeyecek ve asla rahata alışmayacak.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş