metrika yandex

NE OLACAK BU MUHAFAZAKARLARIN HALİ

Vedat KAHYALAR

08.07.2021

Türkiye Müslümanlığının perişan halinin köklerini geçmişte aramanın doğru bir yaklaşım olacağını düşünüyorum.
 
Çürümüş, özünden oldukça uzaklaşmış Osmanlı İslam'ının üzerine bina edilen Cumhuriyetin, aslında devrimden ziyade ıslah edilmiş Osmanlı modelini sürdürdüğü bilinen bir gerçektir.
 
Özellikle  dini hayat ,ticaret ve bürokraside osmanlı izleri halen silinmeden devam etmektedir.
 
Ne adalet, ne ahlak, ne ana omurga olan Tevhid ve Şirk kavramları gereği gibi anlaşılamadı.
 
Haliyle bu ve bağlı hayati emirler tam anlamıyla anlaşılamadığı gibi, layıkıyla uygulanamadı da.
 
Bizans yönetim ve ordu sistemini örnek alan ve uygulayan Emevilerin zalim ve gasıp kralları, İslam gömleğini tersinden giyip sadece zulmü devam ettirebilmek için, dini gere gere kullandılar.
 
Dinin vazgeçilmezleri bir bir terkedildi ,ayaklar altına alındı.
 
İlk Emevi Sultanı Ebu Süfyan oğlu Muaviye, Devlet yönetiminin başına hristiyan bir Bizanslı  olan Sercun bin Mansur, din hayatının yönetimin başına hristiyan bir keşiş olan Yahya Dimeşki, Siyaset danışmanlığına Yemenli haham, Ka’bu’l-Ahbar gibi karanlık birini getirmişti.
 
Devletin  alt kadroları da  bunların organize ettiği bir yapıydı.Ihtiyaç hasıl olduğunda ısmarlama hadisler uydurmak sıradan hadiselerden olmuştu bu dönemde.
 
Bu model daha sonra kurulan tüm islam ağırlıklı  imparatorluk, krallık ve cumhuriyetlerde aynı şekilde örnek  alındı.
 
Emevi krallığından sonra gelen Abbasi kralları döneminde zulüm uygulamaları bazı istisnalar dışında aynı şekilde devam etti.Peygamber torunları Emevi şeytanları tarafından nasıl zehirlenerek,arkadan vurularak kalleşçe, vahşice ,kinle şehid edildilerse Abbasi zalimleri aynı yolu izlediler.
 
Bunun ana sebebi; Peygamber torunları ve Kur'an takipçilerinin dosdoğru yolu hatırlatmaları ve zulme itiraz etmeleriydi.
 
"Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir."
 
"Haksızlık yapanlara imrenmeyin , yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur; sonra, yardım da göremezsiniz." Hud 112-113
 
Bu iki ayet zalim Emevi ve Abbasi krallarını çıldırtıyordu.
 
Maalesef , Mısır seferiyle halifeliğin İstanbul'a savaşsız hediye edilmesi ve yanlış bir kararla, binlerce selefi Suud/Emevi kökenli mezhep görevlilerinin Osmanli'ya hakim olmasıyla yanlış uygulamalar devam etti.
 
Son Abbasi halifesinin,  Sultan Yavuz Selim'e önerisi selefi olmayan unsurların yok edilmesi şeklindeydi. Başta; İmam Cafer Sadık takipçileri olmak üzere, tüm akıl, felsefe ve analitik düşünce sahipleri bertaraf edilerek selefi yol (?) hakim kılındı.
 
Peygamber ve raşid halifeler döneminde olmayan bidatler bir bir onaylandı.
 
Saraylar yapılıyor, içerisi yüzlerce cariye,erkeklikleri sonradan yok edilen harem ağaları,oğlanlar,kızlar ile dolduruluyordu. İsraf, şatafat hat safhadaydı.
 
Saraylar binlerce türlü haz ve  entrika ile çalkalanıyor, halkın eğitimi,üretimi, gelişimi,fakirliği umursanmıyordu.
 
En şerefli  meslekler; saray kökenli çalışanlar ile ordu mensuplarının  işleriydi. Uretim, hizmet, tarım hak ettiği değeri hiç görmedi.
 
Sarayın hanımları genellikle hristiyan slav ırkından,bürokrasi Avrupa  kökenli hristiyan seçkinlerden, ordu ise Avrupanın garip,sahipsiz hristiyan köylülerinin devşirilen/ koparılıp alınan gençlerinden oluşuyordu. Yeniçeri ocağında ne doğru dürüst bir Türk, Kürt, Arap..vardı ne de çok kutsanan, adeta dinin yerine bina edilen srlefi/sünni müslüman vardı.
 
Ana omurga devşirme hristiyan çocuklardı.Bunlara bektaşilik uygun görülmüştü.Bektasi tekkeleri Yeniçeri ordusunun  ana karargâhlarıydı.
 
Eğitimin, üretimin ıskalandığı Osmanlı İmparatorluğunda gelişim ve büyüme fetihler yoluyla gerçekleşiyordu. Ancak devletin ayakta durabilmesinin  en önemli şartı içeride güçlü bir devlet yapısı, dolu biir hazine  ile sadık bir halkının olmasıydı.
 
Fetihler, ulufeler, ganimetler azaldıkça  ülkenin birliği bozuldu.Irk,din,mezhep,bölge farklılıkları.
 
Çatışma sebebine dönüştü.Ulus devletlerin kurulma dönemi başlamıştı.Osmanlının sadık  ulusları  bir bir kopmaya başladı.Ve yıkılış gerçekleşti.
 
Yeni  Cumhuriyet aslında büyük bedellerle kuruldu. Ancak çürümüş dini yapının gerçeğiyle değiştirilmesi yerine laik,seküler bir yapı tercih edilerek, din ihtiyacını mutlak gören halkın eski/köhnemiş din anlayışına sahip olması pek te önemsenmedi.Cumhuriyet, maalesef dini alanda hataya düştü.
 
Şeyhülislamlık makamı,Diyanet işlerine aynı şekilde dönüştürüldü.
 
Emeviler Abbasiler döneminde İslam coğrafyası genişledi, ama İslami öğreti de içselleştirilip  yaygınlaşmadı ?  
 
Sadece görünüşte ve yüzeyde kaldı büyüme.
 
Bunların  anlaşılması için, tarihi objektif ve  eleştirel bir gözle okumak araştırmak incelemek şarttı oysa!
 
İslam'da mezhep ayrımının nedenleri derin incelendiğinde : 
 
İşin inanca ilişkin tarafı çok küçük boyutta, asıl sorun ise "Kim egemen olacak, kim ümmeti yönetecek, kuralları kim koyacak?" soruları ayrılığın ve kanlı mücadelelerin temelini oluşturuyor. Özetle din değil, siyaset insanlanları yönlendirmiş ve bölmüştü. 
 
Günümüzde siyasal islam denilen modelin başarısızlığının  ardında, yukarıdaki detaylar gizli aslında.
 
Cumhurbaşkanlığı koltuğu dahil şu an islamcı denenlerin oturmadığı koltuk kalmadı. 
 
Koltuğa islamcının oturması ile yıllardır konuştuğumuz sorunlar, şikayetler değişmedi maalesef.
 
Önce; o koltuklar ilkesel olarak değişmeliydi. 
 
Sonuç koltuk kimsenin mülkü  değil.
 
Biz mücadelemizi koltuğa oturmak için mi harcadık ?
 
100 yılı bunun için harcamış olmak ne acı.
 
Gelin bu yanlışı görelim , ve önümüzdeki 100 yılı kaybetmeyelim.
 
Koltuğu değiştirmek için değil sadece sahip olmak için uğraş verildiği ortada.
 
Ne demişti ilmin kapısı, Hz Ali; "Sakın koltuk sana binmesin,sen koltuğa bin,hakim ol."
 
Sorun koltuk tanımında mi gizli?
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş