metrika yandex
  • $31.81
  • 34.54
  • GA15470

Her İmkân Bir İmtihandı

MUSTAFA ATILGAN
03.06.2023

 

İbadet için yaratıldığımız ve imtihan üzere olduğumuz bir dünyada yaşıyor, imkânlar veya imkânsızlıklar ile sınanmaya devam ediyoruz.

Hiç bitmeyen ne bir imkân vardır ne de bir imtihan. İmkânlar veya imkânsızlıklar karşısında sergilediğimiz tavırlar, imtihanlarımızın şekillerini belirleyip sonuçlarına zemin hazırlıyor.

Değişmez tek ilkesi ilkesizlik olan sistem sizi hiç sevmediği halde,  insanlar size meyletti ve kendilerini sizin yönetmenizi istedi ise, kavuşulan bu imkânın bir imtihan olduğu, her imkân gibi sürekli olmayacağı, imkânlar en doğru ve güzel şekilde kullanılmazsa günlerin insanlar arasında çevrileceği ve imkânların kaybedileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

Siyasi iktidarın, yeni sonuçlanan seçimlerin normal süresi ile birlikte bakıldığında 26 yıl süren/ sürecek imkânlar ile imtihan edildiği/ edileceği görülmektedir.

İmkânların şimdiye kadar nasıl kullanıldığının ciddi  murakabesine ve yapılmayan/ yapılamayan doğruların yapılması, yapılan/ yapılmak zorunda kalınan yanlışlardan vaz geçilmesi  için yol haritasının belirlenmesi bir zorunluluktur.

Faydalı olması ve dikkate alınması umuduyla alanım olan yargı konusundan başlayarak bazı tespitler yapacağım; 

Yargı, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri hep sorunlu oldu. İstiklâl Mahkeme’lerinden tutun da Sıkıyönetim Mahkemeleri ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ ni saymak, brifingleri hatırlamak bile “sorunlu yargı” tespitini yapmaya yeter. 

Mevcut mevzuat ile adaletin sağlanmasının mümkün olmadığını biliyorum. Ama olabildiği kadar sağlanması ve yargının sorunlarının azalması “Yeni Türkiye” söyleminin öncülerinden beklenen bir şeydi. Maalesef bu konuda beklentilerin çok uzağında kalındı.

Evet, 15 Temmuz travması yargıya çok büyük darbe vurdu. Tamam, yeterli iyileştirmenin yapılamamasının anlaşılabilir mazeretleri olabilir. Ama çözüm üretme konusunda yeterli çalışmanın yapılamamasının mazereti bulunamaz. Bizim mazeretlerimiz insanların mağduriyetini ortadan kaldırmıyorsa sorumluluğun bize yazıldığı bilinen gerçektir.

Darbe sonrası, ilk zamanlarda anlaşılabilir olan “torba yasa”ların hiç hukuk tekniğine uymadığı biliniyordu ve ara dönem uygulaması olarak kalması gerekiyordu. Yazık ki, usule dönüştü, kötü ve izahı yapılamayan bir miras olarak üzerimizde kaldı.

Kanunlar kötüydü. Yeni yapılan düzenlemelerin iyi olması beklentimizdi. Ama çıkarılan kanunlara kötünün iyisi bile diyememek bizleri çok yordu.

Yerleşmiş içtihatların değişen şartlara göre değiştirilmesi anlaşılabilirdi. Ama aynı dairenin aynı yıl içerisinde içtihat değiştirmesi asla anlaşılmadı. Bir uygulama birliği oluşturulamadı.

İnsan yapısı hiçbir kanun mükemmel olamazdı, şartları oluştuğunda değiştirilebilirdi. Mükemmel olmayan hiçbir şey  “kırmızı çizgi” de olamazdı. Doğulu duygusallığına sahip topluma batı merkezli düzenlemenin uygulama eksiklikleri olduğunu kabul ve bunları gidermek için gayret edileceği söylemini tercih etmek dururken, “kırmızı çizgi” savunması inciticiydi.

Borçlunun korunması için çalışmalar yapılmalıydı. Ancak, borçluyu acze düşürücü icra baskısı engellenirken borcunu da ödemeye zorlayıcı düzenlemeler şeklinde olmalıydı. Alacaklının elini kolunu bağlayan  ve ülkeyi adeta borçlular için safiye yerine çeviren mevzuat değişiklikleri ne anlaşılabildi ne de hakkaniyete uygun oldu. Mevzuatta “kıymetli evrak” olarak sayılan evrakların zaten olmayan kıymetleri daha da olumsuza evrildi. Bu evrilmeyi engelleyici çabalar yapıldı ise de tatmin edici uygulama ortaya çıkmadı.

Tutuklamalarda uygulama birliği sağlanamadı. Sosyal medya tepkilerinin yargı üzerindeki baskısını ortadan kaldırıcı çalışmalar eksik kaldı. Adeta bir sosyal medya yargısı oluştu. Bu durum olmayan adalete olmayan güveni daha da sarstı, güvensizliği artırdı.

Faizin olmadığı bir ekonomik düzen arayışı heyecan vericiydi. Faiz oranın her düşürülüşü tamamen kaldırılmaya doğru giden adımdı ve desteklenmeliydi. Lakin faiz ile bu kadar mücadele edilirken, faizle çalışan bankacılık sektörünün kayıt dışı ile mücadele adına tüm iktisadi hayatın merkezi haline getirilmesi bir çelişki olarak ortadaydı ve hem kayıt dışı ile hem faiz ile mücadelenin başka bir yönü mutlaka bulunmalıydı.

Gündemde olan fahiş kira artışlarına yönelik düzenleme, (bu konunun bu kadar gündemi meşgul etmesinin ekonomideki dalgalanmalar ile ilgili de olduğu ve ekonomi düzelme yoluna girdiğinde bu sorunun da büyük oranda hallolmuş olacağı  göz ardı edilmemek kaydıyla) sadece kiracılar dikkate alınarak yapılırsa eksik olacak ve haksızlığı içinde barındıracaktır. Ülkede bulunan toplam kiracı sayısı kadar da mülk sahibi vardır. Kiracıyı ezdirmeyecek, mülk sahibini de “hakkım haram olsun” çizgisine getirmeyecek bir düzenlemenin yolu bulunmazsa yeni mağduriyetlerin oluşması kaçınılmazdır. 

Milli Eğitim ayrı bir konu olarak karşımızdaydı. 

Yargıda olduğu gibi eğitimde de istikrar önemliydi. Siyasi iktidarın bir milli eğitim politikası olmalıydı ve hangi bakan gelirse gelsin bu politikaları uygulamalıydı. Sık sık değişen bakanlar ve gelen her bakanın farklı program uygulamaya kalkması kabul edilemezdi.  Maalesef öyle oldu.

Milli Eğitimde başarısızlığın kabulü önemliydi elbette. Bu teşhisin hemen arkasından tedavi için gerekenin yapılıp yapılmadığı daha da önemliydi. Lakin,  “dindar gençlik” veya “teknofest gençliği” kavramlarının altını dolduracak teorik ve pratik çalışma ihtiyacı devam ediyor.

Keza, devlet üniversitesi sayısının 208’ e çıkarılması güzel olabilir. Ama sayısal çokluk kalite artışı getirdi mi  sorusuna olumlu cevaplar bulunabiliyor mu emin değilim.

Çok güzel adliye sarayları, üniversite kampüsleri, orta öğretim kurumları, derslikler… yapıldı. Fiziki şartlarda hemen fark edilen olumlu değişiklik kaliteye de yansıtılırsa bir anlamının olacağı da bilinen gerçek. Burada stadyum örneklerini de hatırlarsak,  Dünyanın en güzel stadyumlarını yapmak futbol kalitesini artırmadı, bizleri bu statlarda başka ülke takımlarının maçlarını izlemek zorunda bıraktı.

Bir de bakanlığı olan ama politikasının ne olduğunu hala deklare etmemiş “Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” var. Ayrı bir bahis ve “aile” olgusunun yok edilmeye çalışıldığı böyle bir dönemde mutlaka üzerinde durulması, yenilenmesi, aktifleştirilmesi elzem.

Bahsettiğim konuların neden istenilen şekilde yapılamadığının mutlaka gerekçeleri ve mazeretleri vardır. İnsana yönelik çalışmalarda insan kalitesinin çok önemli olduğu, güzel çalışmalar yapması beklentisiyle göreve getirdiğiniz kimi bürokratların koltukları koruma endişesi ve makam sefasını öncelikledikleri, aziz davaların ise ancak izzetli insanların omuzunda yükselebileceği tartışmasız bir gerçektir. Lakin görev biz de ise bütün mazeretlere rağmen sorumluluğun da bize yükleneceğini ve hesabında bizden sorulacağını unutmamak lazım.

2. Abdülhamid Han’ın tahtan indirilmesine destek olan dindar insanları anlayamıyoruz, eleştiriyoruz, yerden yere vuruyoruz. Hakkımızda. Ama Abdülhamid Han’ın hatalarını konuşmak ve O’nun kimi hatalarında neden ısrar ettiğini sormak, bu ısrarının meydana gelen sonuçta ne kadar etkisi olduğunu da araştırmak daha doğru yol alınmasını sağlayabilir.

“Ömer’ler aramak” bir yöntemdir, risklidir, asla “Ömer” bulamama ihtimali vardır. “Ömer” olmaya çalışmak ise herkesin niyetine alıp gayret edebileceği, olamasa bile çabasının dahi ödülünü alacağı garantili bir yöntemdir.

Geçmişe ilişkin okuduklarımız, duyduklarımız ve bizzat yaşadıklarımız baz alındığında, son 21 yılda Cumhuriyet döneminin tamamından fazla insan odaklı, doğru ve isabetli işler başarılmıştır, karşılığı da alınmıştır. Lakin, başarıyı  herkes sahiplenir yanlışlardan herkes kaçar. Sadece kendine güvenen ve güçlü insanlar yanlışlarını kabullenmekten korkmayarak ve onları düzeltmeye çalışarak farklarını göstermiş olurlar.

Kim ne yaparsa kendisi için yapar ve yaptığının karşılığını mutlaka görür.

Yorum Ekle
Yorumlar (3)
Ayşegül EROĞLU | 04.06.2023 21:16
Çok güzel ve yerinde tespitler. Allah razı olsun. Kaleminize sağlık...
Mustafa YILDIRIM | 03.06.2023 20:46
" Sadece kendine güvenen ve güçlü insanlar yanlışlarını kabullenmekten korkmayarak ve onları düzeltmeye çalışarak farklarını göstermiş olurlar." ,,Kim ne yaparsa kendisi için yapar ve yaptığının karşılığını mutlaka görür.,,"
Arif Aydın | 03.06.2023 12:03
Maşallah. Tebrik ediyorum. Çok güzel tespitler.