metrika yandex

Modernite ve İnsanlığın Tükenişi

21.04.2020
Mehmet Yavuz AY

 

Batı toplumlarının modernleşme süreçleri, Kilisenin otoritesine başkaldıran düşünürlerin öncülüğünde, Kilise cemaati üyesi insanların ve geleneksel toplum yapısının başka bir düzleme taşınmasıyla hız kazanmıştır. İnsan aklının alabildiğine özgürleştiği, her şeyin sorgulanır olduğu vasatta; insanlardan topluma, toplumdan insanlara radikal etkileşimler vücut bulmuştur.

 

Aşkın değerlerle, kutsalla, ahlâkî normlarla bağı kopmuş/koparılmış insanın önüne konan çerçeve ilke “değişim” olmuştur Değişim, modern toplumda mecburi bir hedeftir. Değişim rüzgârı, Kilisenin otoritesinin azalmasının yanında bilimin artan otoritesini getirmiştir.(B. Russell, 1972) Değişim baskısı insanı “özerk birey”, cemaati “toplum” olmaya götürmüştür.

Rönesans’ın dini olan Hümanizm, Erasmus’un (dine savaş açmış bir düşünür) ifadesiyle “her şeyi katıksız insanî ölçülere indirgeme, metafizik ilkeleri safdışı bırakma, göklerden yüz çevirme” meselesidir. Kilise gitmiş yerine “İnsanlık” putu gelmiştir.

Tanrısı “İnsanlık” olan modern Batı uygarlığı, bu Hümanistlikle, A. Toynbee’nin deyişiyle “dünyada yaşanan diğer el değmemiş yerlere korkunç bir şekilde ve insafsızca dokunan dış bir etki” ile adeta canavar hâline gelmiştir.

17. yüzyılda, Kepler (1571-1630), Galilei (1564-1642) ve Newton (1642-726) evrenin temel kanunlarını keşfederler. Rasyonel düşünce ile “ilim ve felsefede metod” tartışmaları başlar. Bacon’ın “Yeni Organon”u, Descartes’ın(1596-1650) “Metod Üzerine Konuşma”sı, 17. Yüzyılın “Metod Çağı” ya da “Akıl Çağı olarak isimlendirilmesini sağlar. Cemil Meriç, Rasyonalizmin modern kurucusu Descartes’in “Metod Üzerine Konuşma”sının bir ihtilâl beyannamesi olduğunu, çağdaş Avrupa insanının/ Batı kafasının bu beyanname ile başladığını ifade eder.

Batı düşünce tarihinde XVIII. Yüzyıl, “Aydınlanma Çağı” kabul edilir. Aydınlanmanın öznesi insan aklıdır. Aslında Aydınlanma, aklın inanca başkaldırışıdır. Aydınlanma akımı, XIX. yüzyılın pozitivist, bilimci ve materyalist akımlarıyla işbirliği içinde, akılüstü  şeyleri inkâr ederek, modern zihniyete kavramsal bir çerçeve sunacaktır.

19. yüzyıla, “Endüstri Çağı”, “İdeolojiler Çağı” ya da “Varoluşçuluk Çağı” isimleri verilmiştir. Diğer taraftan 19. yüzyıldaki makineleşme sosyal ve ekonomik değişmeleri bünyesinde barındıran “Sanayi Devrimi”ne yol açmıştır.

 20. yüzyıl, insanlık tarihinin sosyal kültürel ekonomik ve siyasi bileşenlerinin topyekün değişim ve dönüşüm dönemidir. “Atom Çağı”, “Uzay Çağı”, “Sibernetik Çağ” ve “Bilgi Çağı”  olarak adlandırılmıştır. Küreselleşme ve uzayda egemenlik mücadeleleri 20. Yüzyılın temel karakteristiği olarak öne çıkmaktadır.

Max Weber, modern Batı uygarlığının en önemli özelliklerinden olan kapitalizmin doğuşunu Protestan ahlâkının yarattığı zihniyetle açıklar… Bu dönemin önemli yeniliklerinden biri de hukuk ve siyasette ortaya çıkar. Feodalite ve  Kilise etrafında şekillenen Hıristiyanî birlikten, millî ve laik devletlere geçiş süreci başlar.

Diğer yandan 20. Yüzyıl, Batı uygarlığının derin bunalımlarının su yüzüne çıktığı bir zaman dilimidir. Küreselleşmeyle beraber sözkonusu bunalım sadece Batı’ya ait  olmaktan çıkmıştır.. Bütün dünyayı içine alan bir buhrandır artık…

Dinî, kültürel, geleneksel değerlerin etken olduğu ülkeler;   modern Batı uygarlığının topyekûn değişim ve dönüşüm dayatması karşısında sosyal çözülmelere, kimlik buhranına, iç savaşlara, kardeş kavgalarına, kültürel çekişmelere maruz kalmaktadır. Batı dışı toplumlarda azımsanamayacak kitleler, pagan Batı uygarlığının gönüllü temsilcileri haline gelmiş durumdadır…

Rene Guenon (1886-1951) bunalımın sebeplerini, “Batı’nın teknolojik üstünlüğüne rağmen, zihnî gerileyişinde” bulur (Modern Dünyanın Bunalımı, 1980).

Maddî Batı uygarlığı yıkıcılığının hayatta bıraktığı derin izler, vicdan sahibi düşünürleri olduğu kadar sanatçıları, yazarları da düşünmeye sevk etmiştir.

Dr. Alexis Carrel (1873-1944)’e göre, “Kriz, bizzat Batı uygarlığının yapısından ileri geliyor. Bu bir insan krizidir. (…) Teknolojinin nimetleri, onları akıllıca kullanamayacak kadar kendini bilmeyen bir toplumun üzerine sağanak gibi yağmıştır. Bundan dolayı da nimetler yıkıcı faktörler halini almıştır. (…) İnsan kendini tanımadan önce madde dünyasına hakim oldu. Böylece modern toplum ilmî buluşların tesadüfü ile, ideoloji kaprislerine göre, vücut ve ruh kanunlarını hiç dikkate almadan kurulmuştur. Biz, feci bir hayalin kurbanları olduk (İnsan Denen Meçhul, 1979, s. 13-15)

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra İngiliz uygarlık tarihçisi Arnold Toynbee (1889- 1975) Batı uygarlığını ve geldiği noktayı şöyle değerlendirir: “ İnsanın maddî dünyası ne kadar düzeltilirse düzeltilsin, bu, insanın sosyal adaleti isteyen ruhunu teskin etmeyecektir”. O’na göre “Böyle bir uygarlığın faturası ahlâkî çöküntüdür. Zira Batı uygarlığı ruhî boşluğu dolduramamaktadır. Batı’nın oluşumunu sağlayan Yunan zekâsı Roma iradesi ve Hıristiyanlık ahlâkı artık ona hayat verememektedir”.

İşbölümü, bireycilleşme ve akılcılaşma ile öne çıkan “Modern Batı Toplumu” ve “Medeniyeti” tarihe, dine, Yüce Yaratıcı’ya, bütün kültürlere, meydan okudu ve okumaya devam ediyor.

Modernitenin son aşaması, tarihin sonu değerlendirmeleri yapılalı fazla zaman geçmedi.

Bugün, Koronavirüs salgını üzerinden yeni bir çağın başlayacağı yüksek sesle dillendiriliyor. Hiçbir kutsalı, kısıtlayıcısı, erdemi kalmamış, putlaştırılmış modern aklın/insanın, yeni küresel operasyonuyla karşı karşıya insanlık…

Artan dünya nüfusunun seyreltilmesi için savaşlar, hastalıklar çıkarmak…

Irkçı Batı kafasının yük kabul ettiği yaşlı ve zayıf insanların hayattan elenmesi

Tarihin sonunu getiremeyen karanlık odakların, bitmek bilmeyen egemenlik savaşları

Asıl önemlisi “İnsan sonrası” bir dönemin deneme adımlarının atılması.

Batı Medeniyeti’nin tektipleştirdiği insan üzerinden, insan-tabiat-evren-Yaratıcı ilişkilerini formatlama girişimleri.

Yapay zekâ, robotik uygulamalar, akıllı çipli ilaçlar, beyin kontrolü, gözetim ve denetim ağları.

Tanrı’ya meydan okumasını daha ileri götürüp, dünyayı yöneten Tanrısal Güç Merkezi oluşturma çabaları…

Batı uygarlığını egemen kılan putlaştırılmış insan aklı, insanlığı tehdit noktasına gelmiştir. İnsan kalmak için verilecek savaşlar dönemine giriyoruz.

Tarih sahnesinde özne olamayan toplumlar, olaylara dışardan bakarlar. Yönlendirme güçleri yoktur. Etkileyen değil etkilenen, değiştiren değil değişen olurlar. . En fazla “edilgen iyi” olabilirler. Bugün Müslüman toplumların moderniteye bakışı da dışarıdandır.

Moderniteyle gerçek anlamda yüzleşmedik. Modernitenin temel değerlerinin her alandaki sonuçlarıyla uğraştık. Modernitenin inşa ettiği madde uygarlığının araçlarından istifade etmek daha çekici geldi. Modernite üretimi her şey bağımlılığa da neden oldu.

Modernite ya da Modernizm, bağlamı içinde bir anlamlar bütünü, bir ideoloji, bir tasavvur, bir sistemdir.

Modernite, merkezinde aklın/insanın olduğu düşünme, inanma, sosyal ortam oluşturma, örgütlenme modelidir.

Modernitenin kendi içinde tutarlı tasavvurları karşısında; Müslüman toplumlar kendi dünya görüşlerini, sistemlerini, “Zamanın ruhuna ve idrakine” göre güncelleyemediler.

Değerler bütünümüzü, vahiy/Allah merkezli algı, anlayış, kanaat, iman ve eylemle destekleyecek entelektüel, âlim, münevver, sanatçı, düşünür, aksiyoner eksikliğini hep hissettik, hissetmeye devam edeceğiz gibi görünüyor.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde en aydınlarımızın geldiği yerde: “Batı’nın ahlâkını değil tekniğini alalım” cümlesi vardı. Oysa bir medeniyet; ideolojisi, teknolojisi, ürünleri, inancı, tasavvuru, ahlâkı ve diğer kültürel verileriyle bir bütündür. Ürün kime aitse kendi ahlâkî ve kültürel kodlarını dayatır.

Akıllı cep telefonları ve internet ile modern teknolojinin birçok haram/mekruh uygulamaları dünyanın her yanına, ışık hızıyla yayılmaktadır. Günahlardan korunmak son derece zorlaşmıştır.

Müslümanların kendilerine ait bir zaman tanım ve uygulaması yoktur. Miladi takvim kullanma modern dünyanın belirlediği günlerin takibini dayatmıştır. Yılbaşı/ Noel, Hıristiyanların dinî günleriyken Müslümanların da kutladığı bir ritüele dönüşmüştür. İbadetler, özel geceler, günün başlangıç bitiş saatleri, Ramazan, zekât hesaplama, tarih tespiti gibi birçok faaliyet Hicrî takvime göre olduğu için; takvim ikiliği zaman kavrayışımızı altüst etmiştir.

 Değerlerimize uygun bir mekân anlayışımız kalmamıştır. Bunu bilen mimarlarımız çok azdır.

İslam’a uygun bir tarih anlayışı da kendine bir yer edinememiştir.

İnsanın yaratılışı, hakikatın kaynağı gibi temel hususlarda mevcut eğitim sistemi Batı uygarlığının seküler, pagan referanslarını dayatmaktadır.

Hasılı; varoluştan hakikate, eğitimden hukuka, kılık kıyafetten eşyaya, takvimden mesai düzenine, kadın erkek ilişkilerinden sosyal ortamlara, sanattan medyaya, anayasalardan ideolojiye, güvenlikten savaşa, üretimden ekonomiye, modernitenin inşa ettiği ve hakim olduğu fizikî ve sosyokültürel bir ortamda yaşıyoruz. Müslüman kalmanın zor olduğu bir zaman ve mekân…

Modernite, dini, metafizik alana kapatmak ister. Fizik alana dinin müdahale etmesini istemez. Fizik alanda, dinin, kendi gerçekliğine yani pozitivizme uyum sağlamasını ister.

Hıristiyanlığı kadükleştiren Modernizmin müdahalelerini, İslâm kabul etmez. İslâm, varlığı ve anlam bütünlüğünü kendi kalıpları içinde sunar. Başka kalıplara sığmaz.  

Bir seçim yapmamız gerekiyor.

Modernitenin ışıltılı ürünleri, pornografisi, eğlencesi, nefse hoş gelen hayat tarzı, her türlü konforu ile  bütünleşmeye razı mı olacağız?

Biraz Müslüman, biraz Hıristiyan, biraz  Modern (pozitivist), biraz Hümanist; kulluk mertebesinden vazgeçmiş özerk birey mi olacağız?

Yoksa…

İmanı eylemlerine yön veren, onurlu, değerlerini bir bedelle değiştirmeyen, ilkeleri için bedel ödeyen, hayatın orta yerinde iyilikleri çoğaltmak isteyen, kendisinden emin olunan, işlerinde orta yolu tutturan, Allah’a samimiyetle teslim olmuş, Cenneti arzulayan, bir  “mümin kul” olmayı mı tercih edeceğiz?

Şeytani güçlerle savaşta Rabbimizin yardımına muhtacız. Hüküm ve hikmet, güç ve kudret sahibi Rabbimiz en büyük teminatımızdır...

İnsanın, insan eliyle imha noktasına getirildiği bir dünyadayız. Teknoloji Diktatörlüğü inşa etmek isteyen şeytani güçlere karşı Müslümanlara düşen yeni bir görev var: İnsan kalma adına, İnsanlığı müdâfaa!

 

21.04.2020, Kardelen / Ankara

Mehmet Yavuz AY

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar (14)
HALİL çakır

25.04.2020

Ramazanın mübarek olsun dilige sağlık
Abdullah Aydın

24.04.2020

Kaleminize sağlık, teşekkürler. Ramazan\'da hayırlara ulaşmamız ve dinimizin idrakinde olmamız dileğiyle.
Hidayet ÇELİK

23.04.2020

İçerik olarak oldukça yüklü ve anlamlı bir yazı olmuş. Teşekkür ediyorum...
Arif bilgin

22.04.2020

Teşekkürler
Salih Özsagır

22.04.2020

Teşekkürler
Mehmet Yavuz AY

21.04.2020

Bahattin Bey, Yazdığınız yorumu bir kez daha okumalısınız. Hüküm cümleleri kurmak insana ağır yük ve sorumluluklar yükler. İslami düşünürler baz alınmadan yazılan yazılar makale olmaz diyorsunuz. Bu konuda delillerinizi bilmek isterim. Modernite, modernizm, Batı uygarlığının anlatıldığı bir yazıda kaynak kişiler ve eserlerin batılı olmasından daha doğal ne olabilir.İkinci cümleniz tam bir facia : \"Batılı batıl düşüncelerle yazmak\". Haddini aşan, utanç verici bu ifadeniz tam bir iftira. Teessüf ediyorum...
Bahattin özcan

21.04.2020

İslâmî düşünürler baz alınmadan yazılan yazılarla makale olmaz.Batılı batıl düşüncelerle yazmak ,anlayışlı oluyor herhalde.
Celâl Yurtsever

21.04.2020

süper bir kalem. yorumlarını büyük bir ilgi ile takip ediyorum. Tesekkurler
Fatih Eren Yahya

21.04.2020

Bir güneş doğmalı artık ülkemde, dünyada. Nurun sahibi olan Allah aydınlatmalı önümüzü. Tebrik ederim
osman a. yılmaz

21.04.2020

Geldiğimiz aşamada çare ve çözüm, Kuran ve sahih sünnetin öğretilerine uygun bir tavır ve davranışla başkaldırıda...
Mehmedali

21.04.2020

Çip takmamayi basarabilirsek umud var!
Mahmut AY

21.04.2020

Tıp çağı da diyebiliriz.
Muzaffer Çoban

21.04.2020

Çağımızda diliyle müslüman olduğunu iddia edenler tarafından orucun ertelenmesini öneren insanlarımızın bu hale gelmesinin arkasındaki saikleri son üç asırın bizi ve değerlerimizi nasılda erezyona uğrattığını güzel bir şekilde özetlemişsiniz Rabbim istifade etmeyi nasip etsin inşallah Elinize yüreğinize sağlık
Türkan Bakacak

21.04.2020

masallah cok guzel bir metin olmus.ilmine kalemine kuvvet.hep aglayan zavalli musluman gormekten biktim.gelecek umit eylem sunan dogru dusunen ve dusuncelerini guzel ifade eden siz gibi insanliga tarihi ozetleyen birileri olsun diye dusundugum zamanda hislerime tercuman olmussunuz.tebrik ederim