metrika yandex

KUR’AN’I ANLAMA YÖNTEMİ HAKKINDA ÖNEMLİ BİR ESER

Yusuf YAVUZYILMAZ

21.03.2021

Mustafa İslamoğlu’nun “Kur’an’ı Anlama Yöntemi” adlı çalışması, Tefsir usulüne yönelik önemli bir kaynak eser olma niteliğine taşımaktadır. Eser İslamoğlu’nun yazacağı tefsir çalışmasına bir ön hazırlık niteliğindedir.

Bilindiği gibi tefsir çalışması, felsefi terminolojide hermenötik çalışmalarına denk düşer. Hermenötik metinlerin yorumlanması üzerine yoğunlaşır ve yazarın niyetinin okur tarafından doğru olarak anlaşılmasının imkanlarını konu alır. Kuşkusuz her yorumlama faaliyeti yazar, okur ve aracı olan metin üçgeni arasında gerçekleşir.

Kur’an söz konusu olduğunda yorumlama faaliyetinde taraflar Allah, Kur’an ve Kur’an’a muhatap olan zihindir. Bu noktada anahtar sorular “Allah bize ne dedi?” ve “Allah ne demek istedi?” sorularıdır. Kuşkusuz bu soruları konu alan ve yorumlamanın ilkelerini konu alan ilim dalı tefsirdir.

Günümüzde hiç kuşkusuz, Kur’an üzerine yapılacak çalışmalar ve özellikle Kur’an’ın yorumlanması, Müslümanların durumu açısından merkezi bir önem taşımaktadır. Burada merkezi nokta, İslam ile İslam adına üretilen İslam kültürünün birbirinden ayrılmasıdır. “Müslümanların ürettiği kültüre ‘kültür’ olarak bakıldığı sürece hiçbir beis yoktur. Kültürsüz bir medeniyet olmaz. Fakat o kültür dine dahil edilip dinleştiğinde, adet ibadetleşir, atalar putlaşır, bidat imanlaşır, taklit kutsallaşır, beşeri olan ilahi olana karışır ve din yozlaşır. “ (1) Kuşkusuz bahsedilen bütün sakıncalar, İslam tarihi seyrinde gerçekleşmiştir. İslam’ın sınırlarının genişlemesi ile ilişki kurduğu dini ve felsefi miras, yeni İslam’a giren kavimlerin taşıdığı gelenek, cahili Arap düşüncesinin mirasının zamanla yeniden canlanması dini özellikli bir kültür üretmiştir. Üretilen kültür zamanla dini doğru anlamanın önündeki en büyük engellerden biri olmuştur.

Gelenek ve ondan tevarüs edilen bilgi, Kur’an’ı doğru anlama ve yorumlamanın önündeki en büyük engeldir. Bundan dolayı insan üretimi olan geleneği merkez alarak Kur’an’a yönelmek sorunlu bir yaklaşım olacaktır.

İslamoğlu’nun Kur’an yorumunu merkeze alan hermenötik çalışması beş bölümden oluşmaktadır: Bağlam, Vahiy, Anlam, Dil-Lafız-Maksat-Mana ve Yorum.

Kur’an yorumunda ve anlaşılmasında temel parametrelerden bir kuşkusuz nüzul sebebidir. Nüzül sebebi ayetin tarihle buluşma anında gerçekleşen olaydır. Nüzul ortamı Kur’an’ın anlaşılmasında önem taşımasına karşı bazı riskleri de barındırmaktadır. “ Nüzul ortamıyla ilgili biri ifrat diğeri tefrit olmak üzere iki yanlış göze çarpmaktadır. İfrat, Kur’an’ı nüzul ortamından koparmak; tefrit, Kur’an’ı nüzul ortamına mahkum etmektir.”(2) .Kur’an’ı nüzul ortamından koparmak keyfi ve Batıni-tasavvufi yorumlara kapı aralarken, Kur’an’ı nüzul ortamına mahkum etmek ayetlerin maksatlarını ve onlardan çıkarılabilecek evrensel ilkeleri ortadan kaldırır.

Burada temel ilke nüzul zamanını dikkate alarak, ayetin genel ahlaki ilkelerini günümüze taşıyabilmektir. Kuşkusuz bunu gerçekleştirmek önemli bir zihinsel çaba gerektirmektedir. Kuşkusuz Kur’an’ın indiği sosyal, kültürel ve siyasal ortamı bilmek, anlamak konusunda merkezi bir rol oynar. “İddia ediyoruz ki, Kur’an’ın nüzul ortamında gerçekleştirdiği tevhide dayalı inkılabı, Kur’an’ın indiği toplumun ahlaki çürümüşlüğünü ayrıntılı olarak bilmeden asla anlaşılamaz.(3) . Kur’an indiği sosyal ortamın sorunlarına bir cevap ise, hangi ayetin hangi olaya cevap olarak verildiği Kur’an’ı anlama bakımından son derece hayatidir. Kur’an’daki emir ve yasakların hikmetleri o dönem Mekke’sinde yaşanan hayat şartlarıyla doğrudan ilgilidir.

Ne yazık ki, zaman içinde nüzul sebeplerinin üstü kasıtlı bir biçimde örtülmüştür. İslamoğlu’na göre bu iki şekilde gerçekleştirilmiştir; Nüzul sebeplerinin üzerini örtme ve sahte nüzul sebeplerini gerçeğin yerine koyma. Nüzul sebepleri üzerinde yürütülen saptırmanın sebepleri ise mezhepçilik, kabilecilik ve siyasal tarafgirliktir.

Bireylerin bağlı bulundukları etnik grupları, mezhepleri ve siyasal eğilimleri meşrulaştırmak için ayetlerin nüzul sebeplerini bozma ve yeniden tanımlama ile uydurma hadisçilik en çok başvurulan yöntemlerdir.

İslamoğlu’na göre nüzul sebebi “olayların zamanlaması, kavramların zamanlaması, örneklerin zamanlaması ve önceliklerin zamanlaması “ açısından son derece önemlidir.

Burada önemli bir zorlukta nüzul sebepli bir Kur’an üzerinde anlaşılamamış olmasıdır. Kuşkusuz her nüzul sebepli yazılan eser belli kıstaslara göre yazılmıştır. Mustafa İslamoğlu kendi nüzul kıstaslarını şöyle açıklamaktadır.:

“1- Bir sure içinde başka surede yer alan ayete atıflar ve suale cevaplar.

2- Surenin muhtevası ile nüzul ortamında yaşananlar arasındaki uyumluluk

3- Siyer kaynaklarında nakledilen olayların kronolojik sıralaması.

4- Kur’an’ın nüzul sürecine paralel olarak gelişen üslup ve dil özellikleri.

5- Surelerin ilk tertiplerindeki yeri ve sırasından yardım almak”(4) Kuşkusuz bu ilkelere sadık kalmak en doğru nüzul sıralamasını sağlayacaktır.

Mustafa İslamoğlu’na göre olgu-vahiy ilişkisi sebep-sonuç ilişkisine benzer; Bu yüzden Kur’an’ı doğru olarak anlamak için nüzul sebepleri hayati önem taşımaktadır. Bu yüzden Kur’an okumaları mutlaka nüzul sebepleri üzerinden yapılmalıdır. Nüzul sebepli okumanın diğer okuma düzeninden farkları şunlardır.

“1-Nüzul sırasına göre okuma, Kur’an’ı kendi doğal süreci içinde okumaktır. Mushaf sırasına göre okumada doğal süreç kısmen kaybolmaktadır.

2- Vahyin 23 yıllık iniş tarihinin bir inşa süreci içerdiği, ancak nüzul sırasına göre okuma sonucu anlaşılır. Mushaf sırası bize bu konuda pek bir şey söylememektedir.

3- Vahiy, ilk muhataplarını bir yerden bir yere taşımayı hedeflemiş ve bu hedeflemiş ve bu hedefini başarıyla gerçekleştirmiştir. Bu taşıma sırasındaki içerik ve üslup değişimleri, nüzul sırasına göre okuma sonucu anlaşılmalıdır.

4- Nüzul sıralamasında içerik, ahlak-akaid- ibadet- muamelat olarak tezahür eder. Fakat Mushaf sıralamasında bunu görmek zordur.

5- Okur, Mushaf sırasına göre okumada bazı sürprizlerle karşılaşabilir ve bu bir terk edişle sonuçlanabilir. Mesela daha Mushaf’ın ilk yaprağını çevirmişken “ Küfre düşen kimseleri ha uyarmışsın ha uyarmamışsın, onlar için ikisi de bir,iman etmezler(Bakara 6) ayetiyle karşılaşan “Öyleyse ben bunu niçin okuyorum ki” diyerek Kur’an’la arasını ayıran kimseler tanıyorum”(5)

Mustafa İslamoğlu’nun Kur’an’ın parçacı bir mantıkla anlaşılması çabasına yönelttiği itiraz son derece yerindedir. Kur’an’a parçacı yaklaşmanın sonucu ideolojik hadisçilik, tekfircilik ve hariciliktir.

“Bir ayeti doğru anlamak için şu ilişkile göz önüne alınmalıdır:

1-Ayeti oluşturan kelime ve cümlelerin dil ile olan ilişkisi

2- Ayeti oluşturan kelime ve cümlelerin ayetin bütünü ile ilişkisi

3- Ayetin, ayeti içeren pasaj ve komşu pasajlarla ilişkisi

4- Ayetin veya pasajın aynı konudaki diğer ayetler ve pasajlarla ilişkisi

5- Ayetin veya pasajın nüzul ortamıyla ilişkisi

6- Ayetin Allah Resulü’nün örnekliği ile ilişkisi

7- Ayetin Kur’an vahyinin genel ilkeleri ve hedefleriyle ilişkisi.

8- Ayetin insan, kainat ve olaylar kitabıyla ilişkisi. (6)

Kur’an’ı anlamak için Mekke ve Medine süreçlerini ve bu süreçlerin taşıdığı anlamları belirlenmelidir. Kuşkusuz Mekke dönemi ahlak ve akide, Medine dönemi ise ibadet ve muamelat ağırlıklıdır. Kur’an’ın anlaşılmasında şu ilkeler önemlidir:

“1-Mekki sureler Medeni surelerin aslı ve altyapısıdır.

2- Ahlaki ve akidevi ayetler ibadet ve sosyal ilişkiye dair ayetlerin aslıdır.

3- Muhkem ayetler mütaşabih ayetlerin aslıdır.”(7)

Kuşkusuz İslam medeniyeti bir vahiy medeniyetidir. Mustafa İslamoğlu’na göre vahyin amacı “İnsan merkezli bir hayat, iman merkezli bir insan ,bilgi merkezli bir iman,hakikat merkezli bir bilgidir.”Vahyin amacı hiç kuşkusuz, bireyin hayatında yeni bir anlam dünyası oluşturmaktır. Vahyin bir bilgi kaynağı olarak temel amaçları şunlardır:

“1- Vahiy, insana sınırlar çizer ve yaratılış gayesini öğretir.

2- Vahiy, insana imkanlarını ve zaaflarını gösterir.

3- Vahiy, insana Allah’ı tanıtır.

4- Vahiy insana insanın deneye dayalı bilgi ile asla bilemeyeceği gaybı ve öteki dünyayı tanıtır.”(8)

Vahiy çeşitli yöntemlerle gelmesine karşın, aynı zamanda Peygamberin meleklerle meleklerinde insanla irtibata geçmesi sonucu gerçekleşir. Kuşkusuz vahiyde bir bilgi türüdür. Ancak içinde yanılma ihtimali bulunmayan bir bilgi türüdür.

Kur’an nedir sorusunu analiz eden Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ın temel özelliklerini şöyle sıralamaktadır:

“1- Allah’ın Vahyidir.

2- Onu kayıtlı olduğu yerden Nebi’ye getiren Cebrail’dir.

3- Allah’ın Peygamber olarak seçtiği Hz. Muhammed’e inmiştir.

4- Dili ilk muhatapların dili olan Arapçadır.

5- Önceki vahiyleri doğrulayan ve onların özünü içinde taşıyandır.

6- Önceki vahiylerin kendine sunulduğu mihenk taşıdır.

7-Akledenlere yol gösteren hidayet rehberidir.”(9)

Kur’an kendini nasıl tanımlamaktadır? Kur’an’a göre Kur’an’ın temel özellikleri şunlardır: “Allah’ın kelamıdır(Bakara 75), kendisinden kuşku duyulmayan eksiksiz kitaptır(Bakara 2/Enam 38, 115), Rehberlik için yeterlidir(İsra 9/Ankebut 50), anlaşılır ,apaçık ve ayrıntılıdır(Enam 114, Yasin 69), kolaylaştırılmıştır(Meryem 97/Duhan 58/ Kamer 17), korunmuştur(Hıcr 9), tek sorumlu olduğumuz kitaptır(Zuhruh 44), mucizedir, Evrenseldir(Ali İmran 138), Kapsayıcı ve bütüncüldür( Kadr 4), nurdur( Araf 157/ Nisa174), Furkandır(Furkan1), Zikrdir( Ali İmran 58), Sırat-ı Müstakimdir( Fatiha 5), Allah’ın ipidir( Ali İmran 101), sağlam bir kulptur(Bakara 256), ruhtur,hayat verir( Nahl 2), Arapçadır(Zuhruf 3)(10)

Mustafa İslamoğlu Kur’an’ın temelde bir inşa kitabı olduğunu savunur. Kur’an muhatabının tasavvurlarını, aklını, şahsiyetini ve hayatını inşa etmeye çalışır. Kur’an Müslümanların hayatında özne olması gereken kurucu bir metindir. İslam tarihinde yaşanan en büyük sorunlardan biri Kur’an’ın özne durumundan çıkarılıp nesneleştirilmesidir. Nesneleştirme birinci olarak, maksadın ihmal edilerek lafız ve mananın öne çıkarılması, ikinci olarak mananın da ihmal edilerek sadece lafzın öne çıkarılması, son olarak da Kur’an sadece mushafa indirgenmesiyle yaşandı. Böylece mekasıt giderek ortadan kayboldu.

Kur’an kuşkusuz bir tarihsel dönemde bir topluma indirilmiştir. Cahiliye diye adlandırılan bu döneme, kullanılan dile ilahi bir müdahale yapılmıştır.

“1- Cahiliye Arabının kullandığı bazı kelimelerin içeriğini tamamen boşaltıp yeniden doldurmuştur.

2- Kısmen boşaltıp doldurmuştur.

3- Aynen almıştır.”(11)

Kur’an’ın anlaşılması için kuşkusuz cahiliye döneminde kullanılan dil önemlidir. Ancak sürekli bu dile mahkum olmak o dilin zihniyet dünyasını da İslam’ın içine taşır. Böylece cahili dilin ürettiği zihniyet dünyası İslam içinde devam eder.

Kur’an’a bir ilave yapmak teknik olarak mümkün değildir, ancak Kur’an’ın kullandığı dilin mantığına ve anlamına semantik bir müdahale yapılabilir. Böylece görünürde aynı kelimeler kullanılmasına karşın anlam tamamen farklılaşır. Böylece rahmetli Şeriati’nin “Dine Karşı Din “ diye kavramsallaştırdığı durum ortaya çıkar.

Kur’an’ı bu tür semantik müdahalelerin uzağında tutup asıl indiriliş amacını gerçekleştirmeye çalışılmalıdır. “Allah Kuran’ı bir hidayet ve bir hayat rehberi olarak indirdi; ona iman edenler, cahiliye bedevisinin aklına mahkum olsunlar diye indirmedi. Aksine “karanlık” ilan ettiği o akıldan ve benzerlerinden kurtulup, yerine aydınlık bir akıl inşa etmek için indirdi. “(12)

Kuşkusuz Kur’an’ın en büyük özelliği anlatılan kıssalardır. Kıssalar genellikle tarihsizdir. Belki de bu kıssaların belli bir tarih kesitine sıkışıp kalmasını önlemek içindir. Çünkü kıssalar kuşkusuz Kur’an’da anlatılan eskide kalmış tarihsel hikayeler değildir. Bugün yaşadığımız aktüel dünyada bize yeni şeyler anlatması gerekir. Kur’an kıssalarının temel özellikleri şunlardır:

“1- Kur’an, kendi kıssalarını ‘hak ile ‘ (bi’l hak) anlatır. Bu hak ile vurgusu,kıssaların tarihsel bilgi değerinden çok,onun amaçlılığı ve anlamlılığına ilişkindir….

2- Kur’an kıssaları ,tarihten haber verme değil,tarihten ibret alma amacını taşır….

3- Bu yüzden Kur’an kıssaları, çoğunlukla zaman ve mekan bildirmez…

4- Kur’an peygamberlerin bazılarının isimlerini verir, fakat birçoğunun isimlerini vermediğini de söyler…

Kur’an kıssalarında adı geçen özel ve cins isimlerin her biri, iyi veya kötü evrensel bir karakteri temsil eder…”( 13)

Kıssalarda adı geçen evrensel karakterleri günümüze taşıyarak güncellemek gerekir ve onları eskilerin anlatısı olan hikayelerden farklılaştırmak gerekir.

Kur’an’ın en önemli yanı anlamıdır kuşkusuz, bundan dolayı ilk nesil Kur’an okumaktan anlamayı murat etmişlerdir. Batıl’dan yani anlamsızlık ve amaçsızlıktan kaçınmak gerekir. İnsanın hayatını yeniden inşa etmesi için Kur’an’ın anlaşılması fazdır. Kuşkusuz Kur’an’ı anlamak, Allah’ın muradını anlamaktır. Hükümlerin maksatlarının anlaşılmasının önemi de bu noktada ortaya çıkar. Bundan dolayı lafzen tekrar etmek değil, asıl amaç okuduğunu anlamaktır. Bu noktada temel sorun nasıl okunacağı sorunudur. İslamoğlu’na göre Kur’an;

“1-Tertil ile okumalı

2- Tümevarım yoluyla okumalı

3- Diyalog kurarak okumalı

4-Ben ayetin sebebiyim diyerek okunmalı

5- Kur’an’ı ön yargıyla değil ön bilgiyle okumalı

6- Kur’an’ı severek okumalı

7-Kur’an’ı duaya icabet olarak okumalı.

8- Kur’an’ı bir metin ve yazı olarak değil bir hitap ve söz olarak okumalı

9-Kur’an’ı iniş sürecini dikkate alarak okumalı.”(14)

Kur’an’ı anlamadan okumaktan, parçacı okumaktan, üstüne alınmadan okumaktan, ön yargıyla okumaktan, nüzul sırasını dikkate almadan okumaktan kaçınmak gerekir.

Kuşkusuz Kur’an’ı anlamada dil, lafız,mana ve maksat önemlidir. Kur’an’ı anlamak içim dil ve lafzı önemsemek, ancak dil ve lafızcılığın sınırlandırıcı etkisinden kaçınmak mana ve maksadı öne çıkarmak gerekmektedir. Öyle görülüyor ki, dil ve lafız mana ve maksadı taşıyan aracılardır. Aracıları kutsayıp mana ve maksadı ihmal etmemek gerekir.

Kur’an’ı anlamak sürekli bir yorum faaliyeti içinde olmak demektir. Bir taraftan Allah’ın maksadını anlamak, diğer yandan mesajı çağımıza taşımak için yorum gereklidir. Kuşkusuz yorum faaliyeti gündeme geldiğinde önümüze tefsir faaliyeti çıkar. En iyi yorum kuşkusuz Kur’an’ın Kur’an’la yorumlanmasıdır. Sonra Arap dilinin özellikleri ve Peygamberin örnekliğini dikkate almak gerekir. Hadis ve Sünnet konusunda kuşkusuz uydurma hadisler önemli bir sorundur. Bu yüzden hadisleri Kur’an’a arz etmek gerekir.

Kur’an yorumlarında dikkat edilecek önemli bir noktada, ilmi kapasitesi, konumu ne olursa olsun hiçbir otorite tarafından yapılan yorum kutsallaştırılamaz ve metinle eşitlenemez. İslam alimlerinin yaptığı çalışmalar anlamsız değildir kuşkusuz. Ancak bütün bu çalışmalar Kur’an’a götüren aracı metinlerdir. Aracı metinler, Kur’an’ın anlaşılması için bize yol gösterirler. Ne yazık ki, Kur’an’ın anlaşılması için yol gösterici olması gereken aracı metinler bizzat Kur’an’ın anlaşılmasının önünde bir engel oluşturmuştur.

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Mustafa İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, Düşün yayıncılık, Kasım 2014

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Reşat YILDIZ | 23.03.2021 07:37
Kuran'ı anlamak mı, Kuran'a iman edip amel etmek mi görevimiz? sizlere göre Kuran'ı anlamayanların mahşerde hali nice olacak?