metrika yandex
  • $31.81
  • 34.54
  • GA15470

Kavram Kargaşası ve Anlam Krizi

MUSAB AYDIN
26.09.2023

 

Tarih boyunca toplumlar birçok alanda büyük krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Yaşadığımız yüzyıla baktığımızda, yaşadığımız coğrafyada çeşitli alanlarda büyük buhranların yaşandığına şahitlik ediyoruz. Söz konusu toplumsal krizlerin bazen savaş bazen ekonomik bazen de siyasal alanda tezahür etmektedir. İnsanoğlu bu buhranlarla baş etmek için çeşitli yollara yönelmiş olsa da bu çabaları her zaman olumlu sonuçlar getirmediği görülmektedir.

Savaşlar kazanılır/kaybedilir. Bıraktığı tahribatlar büyük olsa da zamanla giderilmesi mümkün olabilir. Savaş sonrası yaralar sarılır, bıraktığı derin acılar hafifler ve zaman geçtikçe unutulmaya yüz tuttuğunu görebiliriz. Toplumlar savaşlara nispeten siyasal ve ekonomik krizlerle daha kolay baş edebilmiştir. Genelde bu tür krizlerin toplum üzerinde bıraktığı ahlaki çürümüşlük ise göz ardı edilmiştir. Oysaki ahlaki tahribatı onarmak her zaman daha zor olmuştur. Ancak en büyük buhran inanç ve düşünce krizidir. Hatta bütün buhranların temelinde inanç ve fikir merkezli krizlerin olduğunu söylemek mümkün. Bu alanda mücadele edebilmek için büyük emeklere ve zamana ihtiyaç var. Düşünce ve fikir krizleri toplumun önünde, gözle görülemeyen elle tutulamayan fakat aşılması oldukça güç setler oluşturuyor. İnanç ve fikir alanında yaşanan buhranların başlıca sebebi “kavram kargaşası” ve “anlam krizi” olduğunu söyleyebiliriz.

Yüzyılı aşkın bir zamandır insanımız inanç ve düşünce buhranı ile baş edebilme mücadelesi veriyor. Seküler kesimin yönü ve hedefi büyük ölçüde belli. Bununla beraber onların da sancıları var ancak büyük boyutlarda olduğu söylenemez. Müslüman/dindar kesim için aynı şeyi söylemek pek de mümkün değil. Cumhuriyet sonrası harf inkılabının getirdiği mezalim sebebiyle köklerinden kopartılan toplum aşılması güç sorunlarla karşılaşmıştır. Yeni bir alfabe ile sadece kültürel alanda bir değişim düşünülmemiş, aynı zamanda dini kavramların içini boşaltıp, yeni anlamlar ile içi doldurulmuştur. Bir taraftan toplumsal hafıza yok edilmeye çalışılırken diğer taraftan toplumun her kesiminde kafa karışıklığının hedeflendiği görülmektedir. Bu dönemlerde dindar kesim var olma mücadelesini gelenek ve tasavvuf üzerinden sürdürebildi. Bunun bedelini ağır ödediler ve ödemeye de devam etmektedirler.

Devletin yeniden yapılanma dönemlerinde yönetim vitrininde yeni aktörler boy göstermişti. Cumhuriyetleşme sürecinde yeni ideolojinin elitleri kendilerine en büyük engel olarak mütedeyyin kesimi görmüştü. Bu yüzden dindar kesimin inanç merkezli metinlerine ulaşmaları harf inkılabı ile engellemiş oldular. Toplumu inancından uzaklaştırma projesi ezanın Türkçeleştirilmesiyle devam etti. Uzun yıllar dini yaşam alanında halk üzerinde ki baskı artarak devam etti. Söz konusu engellemelerin gevşetilmesine uzun yıllar izin verilmedi. On yılda bir yapılan askeri müdahaleler ile süreç her seferinde yeni baskılarla uzatılmaya devam edildi.

Yayınlanan ilk İslâmî metinler büyük ölçüde tercüme eserlerdi. Farklı ülkelerden ve farklı düşüncelerden çevrilen bu eserlerin bir kısmı içerisinde birçok sorun barındırıyordu. Müelliflerinin yaşadığı coğrafyanın ve geleneklerinin yanı sıra düşünce olarak beslendiği kaynaklarda sorun teşkil edebiliyordu. Bunlara tercüme hatalarını da eklediğimizde birçok problemin kalıcı bir şekilde gündemimizde kaldığı görülüyor. Yarım asırdan fazla bir zaman geçmesine rağmen, tercüme merkezli okumalarımızdan kaynaklı tartışmalar hâlâ düşünce dünyamızda kargaşaya yol açmaya devam ediyor.

Fikir ve anlam krizinin en çok yaşandığı kesim özellikle tevhidi düşünce ekseninde okuma ve araştırmalarıyla bilinen irili ufaklı cemaat ve gruplardır. Söz konusu yapıların İslam düşünce alanında ilk başvuru kaynakları tercüme eserler olmuştu. Gelenek ile bağları tamamen kopmuş olan bu kesim yaklaşık olarak aynı eserlerden besleniyorlar. Buna rağmen kendi içerisinde sürekli fikri ve fiziki ayrılıklarına şahitlik ediyoruz. Bu kesimlerin dönüşümlerinde İran devriminin etkisi de önemli bir unsurdur.  Bu cemaatler okuma serüvenleri çeşitli kaynak ve usullerle devam ettiriyorlar. Son dönemlerde üretilen yerli metinlerde tercüme eserlerden beslenmiş müelliflere aitti. Dolayısıyla onlarında fikir dünyası kargaşadan uzak değil. Bu sebeple öncülük edenler hatta toplumsal aydınlanma adına fikir işçiliği yapanlarında menfi katkıları da azımsanmayacak boyutlarda. Aydınlanmanın öncüsü oldukları iddiasıyla, henüz içselleştiremedikleri fikirlerini topluma empoze ettiler.

Bu durum önemli bir anlam krizine yol açtığını görülmekte. Söz konusu “Aydınların” bir kaçı hariç aslında birer balondan ibaret olduklarını zaman bize gösterdi. Ancak yine de insanımızın omuzlarında yükselerek sosyal ve siyasal hedeflerine doğru ilerlemeyi başardılar. Gelinen noktada düşünce ve fikir anlamında değer üreten insanlarımızın bir elin parmağını geçmediği görülmektedir.

Bölünerek sürekli gelişim(!) gösteren bu çevreler de gün geçtikçe ihtilaflarını çoğaltmakta oldukça mahirdirler. Seküler aklı kutsayan Kur’an’cılar, geleneği bayraklaştıran Hadisçiler, Selefiler ve tekirciler gibi isimlerini saymakta yorulduğumuz grupların arasındaki çatışmanın yol açtığı sonuçları hesap etmek istemiyorlar. Kimisinin ak gördüğü diğerine kara görünüyor. Keskin dilleriyle davet, tebliğ çalışmaları birbirlerini ötekileştirmekten öteye geçmiyor. Bu tutumlarının toplum nezdinde bıraktığı olumsuz etkiyi görmüyorlar bile. Seksen ve doksanların öncü akımların mensupları dağılmış durumda. Bir kısmı siyasi arenada yer edinmiş diğer kısmı büyük oranda kenarda kalmayı yeğlemiş gibiler. Hatıralarıyla avunmanın tadını yaşıyorlar.

Klasik dindar topluluklar daha ziyade tasavvuf merkezli cemaatlerden oluşmakta. Geriye gidildiğinde tasavvufi yapıların, Hallac-ı Mansur’un sorunlu itikadi görüşlerinin etkisiyle genel bir ayrışmaya gittiği görülmektedir. İbn-i Arabî, Yunus ve Mevlana’nın bazı aykırı fikirleriyle bu ayrışma daha çok derinlik kazanmış oldu. Müslümanlar arasında yaşanan bu tarihi tefrikanın nedenleri ve istikameti gereğince değerlendirilebilmiş değiliz. Sorunların üzerine gitme yerine görmezden gelindi. Günümüze gelindiğinde söz konusu tartışmalı fikirlerin hâkim olduğu tasavvufî akımlar din hususunda otorite(!) makamını işgal etmiş durumdalar. Hakikati belirleyici mercii edasıyla kim hak yolda kim delalet ehli olduğuna onlar karar vermektedir. Önceleri toplumsal merkezden uzak duran dervişler günümüzde ise yaşanan değişimle sosyal yaşamın göbeğinde durmayı tercih ettikleri görülüyor. Yaşanan değişim ve dönüşüm neticesinde dergâhlar dağ yamaçlarından ve köylerden büyük kentlerin merkezine taşındı. Şehir yerlerinde dergâh, vakıf gibi yapılanmalarla kurumsallaşma süreçlerini ilerlettikçe dini sahiplenme tavırları da artmaya başladı. Şimdilerde kimin Müslüman kimin Ehl-i Sünnet olduğuna veya kimlerin delalette oldukları onların kararına kalmış(!)durumda.

Gelinen noktada tarikat yapılanmaları siyasal ve ekonomik alandaki kazanımlarının boyutlarıyla gündemdeler. Dervişlik iddiasıyla girilen yola, ekonomik ve siyasal alanda köşe başını tutma yarışı ön almış gibi duruyor. Söz konusu yarışta sayısal çoğunluğa sahip ekoller belirleyici olma vasfını ele geçirmiş durumdalar. Buna bağlı olarak oy potansiyelleri ile siyasal alanda ve sivil toplum örgütlerinde de yer edinme avantajına dönüştürmeyi de başarmış gibi görünüyorlar. Göz ardı ettikleri ise bu durumun toplum nezdinde meşruiyetlerinin sorgulanmasına yol açtığıydı. Artık dervişlik ahlakı yerine mensubiyetin büyüklüğü ve ihvanın çokluğu övünç kaynağı oldu bu çevrelerde. Sorunlu bir düşünceden gelen bu akımların nihayetinde öncelikleri de değişti. Bununla beraber artık hırkanın da, lokmanın da büyük bir değişime uğradığını görüyoruz. Buralara mensubiyetin sebeplerinden biride sahip olunan bu devasa imkânlardan istifade edebilme dürtüsü olduğu görülüyor maalesef. Sözünü ettiğimiz tasavvufî yapıların yaşadığı kavramsal ve anlam krizi, irşat yerine toplumu dizayn etme ve yönetme isteğinin getirdiği sonuçlarda aranmalıdır.

Son yıllarda siyasi arenada kullanılan kavramlar, tercih edilen dil önemli oranda anlam krizine sebebiyet verdiğini söylemek mümkün. İslami söylemleriyle öne çıkan siyasi hareketlerin çelişkileri de önemli bir karışıklığa neden olduğu görülüyor. Siyasi iktidarın zaman zaman dini kavramlar üzerinden söylemler geliştirmesi de genç nesillerin dini düşüncesinde tahribat oluşturduğu ortada. Siyaset sahnesinde verilen sözler ve yapılan yanlışlardan kaynaklanan kambur da maalesef İslam’a yük edildiği görülüyor. Bütün bu yaşanılanlar sebebiyle dini değerlerini gereğince öğrenememiş bir toplum olarak kalakaldık.

Buna bir de dini düşünce de “güncelleme” yapmanın gereğini dillendirenlerin ve bunu doğru bulmayanların çıkardığı kavga eklenince ortalık iyice aklıselimden uzaklaşmış durumda. Bütün bu olup bitenlerin yeni kuşaklarda bıraktığı olumsuz etkinin boyutlarını fark eden pek olmadı. Genç nesilden ateizm veya deizm teziyle muhataplarımız artık aile içinde.

Yaşanan inanç sorunları sebebiyle yeni kuşaklarla her birimiz zor zamanlar yaşıyoruz. Bu süreçte yaşanılan tahribatın boyutlarını tahmin etmek oldukça güç olduğu gibi önlem almak da kolay görünmüyor.

Tekrar bir toparlanma olur mu kestirmek zor gibi görünüyor. Ancak yeniden toparlanın gerekliliği her ortamda dillendiriliyor. Aslında bu tercihimize kalmış bir konu da değil.

Ancak bir toparlanmada öncelikle geçmişin muhasebesinin yapılması önemlidir. Bu zihinsel karmaşadan kurtulmanın ve anlam krizinden çıkmanın bir yolunu bulmak için. 

Yorum Ekle
Yorumlar (11)
Musab Aydın | 28.09.2023 19:16
Necmettin Akturp eleştirileriniz için teşekkür ederim bu da benim "kavram kargaşam" olmuş diyelim.
Musab Aydın | 28.09.2023 19:11
Sevgili Metin teşekkür ederim. Selam ve dua ile
Metin Aydın | 28.09.2023 16:03
Evet sevgili Musab, uzun bir zaman oldu ama güzel ve uzun bir yazı oldu.Yüreğine ve kalemine sağlık
Necmettin Akturp | 28.09.2023 13:37
Kavramlarda kargaşa var diyorsunuz ama yazınızda bol bol ''sorun, sonuç, yaşam ve selli sallı'' kelimeler mevcut.
Musab Aydın | 28.09.2023 10:20
Osman Baharçiçek ağabey teşekkür ederim Allah razı olsun
Musab Aydın | 28.09.2023 10:15
Teşekkür ederim İhsan ağabeyim eyvallah
Musab Aydın | 28.09.2023 10:14
Rıfat ağabey, elbette savaş sebeplerinin başında toprak ve ganimet geliyor. Ancak böyle bir değerlendirme yapmak da çok hakkaniyetli gelmiyor bana. Selam ve dua ile
RİFAT İLBAK | 27.09.2023 22:36
Sevgili kardeşim bence Mısır ve Türkiye İslama değil ama ganimet paylaşımına giderken müslümanlara büyük darbe vurdu.
Osman Baharçiçek | 26.09.2023 15:16
Eyvallah üstat. Üzerinde tefekkür etmemiz gereken bir yazı. Kalemine sağlık. Selam ve dua ile...
İhsan Ataman | 26.09.2023 14:47
Kaleminize sağlık.
Osman Baharçiçek | 26.09.2023 13:20
Üstat hepimizin zaman zaman bazı ortamlarda dile getirdiği ama çözüme dair herhangi bir fikir üretemediği hususları çok anlaşılır bir dille yazmışsınız . Öncelikle hem eleştiri hem de öz eleştiri olarak yazıya döktüğünüz hususlar hepimizin üzerinde düşünmememiz gereken hususlar. Umarım yol yakınken hepimiz kendimize bir çek düzen veririz kaleminize sağlık üstat. Selam ve dua ile...