metrika yandex
  • $31.3
  • 33.91
  • GA2162

İslamcı Aydın

YUSUF YAVUZYILMAZ
04.11.2023


Türkiye tarihi iki tür aydın türüne tanıklık etti: İlki geleneği kutsatarak muhafazakar tutum takınanlar; ikincisi geleneği tümden dışlayarak modernleşmesi savunanlar. 
Kuşkusuz kabaca ikiye ayırdığımız bu grupların içinde birbirinden farklı aydın tipleri bulunmaktadır. Bunlar Milliyetçi aydın, Muhafazakar aydın, Sentezci aydın, Ulusalcı Kemalist aydın, Sosyalist aydın diye de çoğaltılabilir. 
İslamcı aydın bu kategorilerin dışındadır. O, tıpkı Garaudy'nin dediği gibi külün içindeki közü arayan kişidir. Çünkü o tarihsel olanı dikkate alır ancak tarihsel olanı dinselleştirmez. 
İslamcı aydın, vahyin kurtarıcı nefesini değişmez referans olarak ele alır. Bu anlamda İslamcı aydın yaşadığı çağda Peygamberin misyonunu üstlenir. 
İslamcı aydın, iktidara empoze olmaz. Kendi siyasal anlayışı iktidar olsa bile, onu denetleyen ve uyaran bir noktada durur. 
İslamcı aydın, Ebu Hanife'nin izindedir. Asla iktidarın hukuksuz eylemlerini çeşitli teviller yaparak onaylama noktasında bulunmaz. Körü körüne geleneğe ve modernize teslim olmaz. Aklını işlevsel bir şekilde kullanır. Tarihine eleştirel bakar. İçtihadı savunur ve destekler.
İslamcı aydınların büyük bölümü sivil alanda kalmaları, adalet ve özgürlük mücadelesi verip, iktidara yol gösterecek ve ufuk çizecekleri yerde, iktidarın hizmetine girdiler. Bu, tarihte çokça tekrarlanan büyük bir hata idi. 
İktidara yol gösterecek, gerektiğinde uyaracak birikimleri olduğu halde cesaretleri yoktu. İktidara bu kadar kolay eklenmelerinin bir nedeni de, iktidarın sağladığı imkanları terk etmenin kolay olmamasıydı. Hakikatin sözcüsü olmak  yerine fetvaları değiştirmeyi yöntem olarak benimsediler. 
Bürokraside yer edinmek ve ekonomik imkanların çekiciliği, adalet duygusuna galip geldi. Sürecin en büyük kaybedeni iktidara eklemlenen organik aydınlar oldu. 
İslamcı aydınların muhafazakar tutumları da iktidara eklemlenmesine yardımcı oldu. İktidara eklemlenen İslamcı aydınlar, İktidarın her türlü istek ve baskısına karşı direnen Ebu Hanife'nin değil, resmi kadılığı kabul eden Ebu Yusuf'un izindedir. Bu büyük kırılma, Alim- siyaset ilişkileri bakımından derin izler bıraktı.
Aydın yabancılaşmasının en önemli göstergesi, içinde yaşadığı toplumun değerlerine ilgisiz kalmaktır. 
Sinema sanatçısı Yılmaz Güney’in anısı buna işaret etmektedir:
"Bir gün nereli olduğumu sordular.
- Babam Sivereklidir dedim.
Siverek adına şaştılar, hiç duymamışlar.
- Nerdedir bu Siverek? Dediler.
- Siverek Napoli'nin kazasıdır dedim.
Düşündüler bir süre, birbirlerine bakındılar.
- Biz İtalya'yı çok iyi biliriz. Yanlışınız olmasın.
- Napoli'nin böyle bir kazası yoktur.
Siverek İtalya'da olsa bileceklerdi.
Siverek Urfa'nın bir kazasıydı.
Urfa da Türkiye'de bir şehirdi.
Bizim memleketin insanları iyidir, akılları çoktur; İtalya'yı bilirler, Fransa'yı bilirler.
Çinistanı, Falanistanı bilirler, lakin kendi yurtlarını bilmezler.
Dünyanın öte ucundaki ülkelerin yardımına koşmak için can atarlar.
Onlar için şiirler yazar, onlar için ağıt yakarlar.
Falanistan köylüsünün acısını anlatan kitaplar kapışılır,
benim memleketimin insanlarına sırtları dönüktür, onları görmezler, göremezler!"
Alim, aydın, entelektüel, ulema devlet görevi yapabilir elbette. Hukuk ve adalet içinde görev yapıp yol gösterdiği müddetçe. Ancak alim ve türevleri hakikatten başka hiçbir iktidarın veya güç odağının hizmetine giremez. İktidarın hatalı politikalarını meşrulaştırıcı fetva veremez.Ebu Hanife'nin durduğu nokta da tam burasıdır.
İlim ehli ve akademisyenler, devletin resmi sözcüleri değil, hakikatin izleyicileridir. Sahip olduğu ilmi siyasal iktidarın hizmetine sunan alim, Ebu Hanife’nin varisi olamaz. Ebu Hanife, Hz. Peygamberin “Alimler Peygamberlerin varisleridir” dediği alimlerdendi. Bundan dolayı zamanın siyasal iktidarından gelen her tür baskıya göğüs gererek hakikatin temsilciliğini yapmıştır. Siyasal iktidarın kendi ilmi otoritesi üzerinden yaptıklarını meşrulaştırmasına, resmi kadılık görevini kabul etmeyerek, izin vermemiştir.
Entelektüeller iki tutumla karşı karşıyadır. Düşünsel sorunlara yoğunlaşarak gündelik sorunlardan kopmak ve gündelik sorunlara yoğunlaşarak düşünsel sorunlardan kopmak. Birincisi aydını güncelden uzaklaştırıp fildişi kuleye mahkum ederken, ikincisi güncelin dar kalıplarına mahkum eder.
Türkiye'de bir partiye aidiyetin gölgesinde görev alan organik aydınların düşüncelerinin sürekli değişmesinin ve zaman zaman tutarsızlaşmasının altında partilerinin olaylar karşısında aldıkları pozisyon yatmaktadır. İçinde bulundukları grubun savunuculuğunu yapma iştahları onları bu konuma düşürür. Kuşku yok ki, gazete yazarları böyle bir pozisyon alabilir. Ancak aydın ve entelektüelin böyle davranması mümkün değildir. O hakikatin peşindedir ve bu arayış partizanlığı aşan bir niteliğe sahiptir. Aydın ve entelektüel iç eleştirisini yapan kişidir. Bu yönüyle o hiçbir partinin adamı değildir. İslamcı aydınların bir bölümünün en önemli zaafı, iktidarla özdeşleşmeleri konusundaki iştahlarıdır. 
Muhalefet ile özdeşleşmekte aynı zaafı içeriyor. İçinde bulunduğu grubu savunma konusundaki istek, gerçek bir aydın olmanın önündeki en büyük engeldir.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş