metrika yandex

Irk, renk, soy, cins, öğünülecek/ yerinilecek bir şey değildir.

Selahaddin E. Çakırgil

04.08.2021

Müslüman halkımız arasında yeni fitneler uyandırmak isteyenlere fırsat verilmemesi için devlet planında gösterilen hassasiyeti şükranla karşılamak gerekir, elbette.. Ancak, müslüman olarak sorumluluğumuz, 100 yıllık mevcud kanun düzeninin derin yaralar açtığı yapıyı ıslah etmek yolundaki çabalardan çok daha ağır bir yük olarak, ‘Ben müslümanım..’ diyen hepimizin üzerindedir.

Biz, ‘Tevhîd gülistanında, çeşitli renklerde açan güller ve çeşitli seslerle şakıyan  bülbüller’ hükmündeyiz, öyle  olmak zorundyız.

Biz İslâm Milleti’yiz, Millet-i İbrâhîm’iz.

İslâm Milleti,  iki ana ve aslî unsur üzerinde yükselir: ‘Tevhid inancı ve Nübûvvet (Peygamberlik).. ‘Lâilâheillallah, Muhammed’un Resulullah...’

İslâm Milleti’nin bütün ferdlerini birbirine kardeş yapan, işte bu iki aslî ve temel unsurdur.

Bunun dışında, en yakın biolojik kardeşler bile birbirine düşman olabilir.

Nitekim, Hz. Nûh aleyhisselâm, ‘Tufan’ esnâsında -kendisine inanmayan oğlunun- helâk olmaması için niyazda bulununca..  Hûd Sûresi-45-46’ncı âyetlerde, Nûh’a, iman etmeyen oğlunun onun kendi ailesinden sayıl­madığı’, yani, iman birliği olmayınca tek başına kan bağının yeterli olmadığı bildirilmişti.

 

*

Muhammed İqbâl merhûm da bu mânâya uygun olarak,  ‘Hz. Peygamber arab kavmindendi, onun için arab kavmini sevmek gerekir..’ diye düşünenlerin İslâm’ı anlamadıklarını söylemişti. Çünkü, Ebû Cehl de arab kavminden ve hem de sembol isimlerdendi, Ebû  Leheb de..

Böyleyken, son günlerde, daha büyük bir yangın olma istidadı gösteren bir kavmiyetçilik ve kabilecilik anlayışına karşı dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatan bir yazı yazınca, bazıları, ‘Ne o, neredeyse, filan kavimden olduğumuzu söyleyemiyecek miyiz?’ diye akıllarınca eleştiri mesajları yazdılar.

Müslüman isek, -ki, o iddiayı taşıyoruz ve taşıyorsak- kesin bir hüküm olarak inanmalıyız ki, hiç kimsenin ırkı, rengi, kavmi, cinsiyeti, soy-sopu, ana babası, doğduğu zaman ve sosyal mekân ve coğrafî çevresi kendi iradesi ve tercihinde olmaksızın,  bütün insanlar, takdir-i ilâhî’nin elinde olan belirleme ile dünyaya gönderilir..

Bütün insanlar, dünyaya hürr ve insan hak ve haysiyetine sahib olmak açısından eşit olarak gelirler. Bunların hiç birinin diğeri üzerine, bir üstünlük veya aşağılığının olduğu ileri sürülemez. Bu konudaki tek ölçü, Kur’an’ın  taqvâ ve fazilet ölçüsüdür. Yüce Yaratıcı huzurunda makbûl olan, ‘O’nun rızâsına ve insanlığın hayrına olan bir hayat sürebilmek’tir..

Biz her bir kavimden olabiliriz ve olabilirdik de.. Bu fıtrî oluş’un üzerine olumlu veya olumsuz bir takım ayrıcalıklar getirmektir, haram olan..

*

Bu arada birkaç noktaya da değinelim:

 

*

Bir yerlerde de, çok hayırhah bir niyetle imiş gibi, ‘Help Turkey / Türkiye‘ye yardım..’ hesabı açılmış.. Bu, samimî birisi tarafından yapılmış olabileceği gibi, tamamen art niyetlilerin işi de olabilir.

 

Perde gerisi, gözükmeyen sözlere, yardımlara veya yardım tekliflerine karşı istiskal / aşağılama hedefli olması ihtimaliyle- daha bir uyanık olmak gerekir..

1990 yılında İran’da 50 bini aşkın insanın ölümüne yol açan büyük bir deprem sonrasında dünyanın çeşitli köşelerinden yardımlar yapılırken, Amerikan Yahudileri de -İran’a yardım etmek adına- aşağılamayı, istiskali hedef edinen 1’er cent’lik  bir yardım kampanya yürütmüşler ve sadece ‘999 cent’ (100 dolardan bir cent noksan)  toplayıp, bu rakamı göndermeye kalkışmışlardı.  

Benzer bir durumun, bazı bedhahlarca, kötü niyetlilerce Türkiye’ye karşı da sahnelenebileceği ve  böyle bir oyunun, sadece Hükûmet’i değil, bu ülkenin insanlarının herbirisinin haysiyetini de hedef  alacağı açıktır.

*

Günlerdir, bir ‘çay dağıtma’ hikâyesinden dem vuruluyor.. Güyâ, yangın felâketi yaşayan insanların üzerine, hediye  çay paketleri serpiştirilmiş..

Bunu söyleyenlere, ‘Ben öyle bir video görmedim, bir montaj filan olmasın.. Başka bir yerlerdeki çay paketi serpiştirme sahnesi buraya monte edilmiş olabilir..’ dedim.

 

Umarım ki, bir yakıştırma ve yapıştırma sözkonusudur.

Öyle bir felâket ânında, birilerinin eline, saldırmak için fırsat verileceği düşünülemezse, ‘Felâkete uğrayanların başına çay paketleri fırlatıldı..’ diyen şom ağızlılara da gün doğar elbette...

 

*

Bu arada, yine ‘sosyal medya’da tedavülde olan  alaycı bir yaklaşıma da değinelim..

‘Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Antalya'da devam eden orman yangını ile ilgili Valiliğin yardım hesabı açtığını açıkladı.‘ şeklindeki bir habere birileri, hemen Deniz bitti, iş, vatandaşın IBAN'nına (Banka hesap numarasına) dayandı..’  gibi değerlendirmelerle  sosyal medyada tedavüle koymuşlar.  

 

Evet, şeytanca bir muhalefet anlayışı..

 

Efendiler.. Almanya'daki iki hafta önceki büyük sel felâketlerinden sonra, o zengin Alman Devleti de halkın ‘yardım yapması’ için çağrı yaptı. Bu, sadece  para meselesi değil, ‘sosyal yardımlaşma’ şuûrunun uyandırılması için idi de..

Türkiye'de de halkın yardımlaşma duygusunun harekete geçirilmek istenmesi, niçin hemen eleştiri konusu yapılıyor? Kaldı ki, Türkiye, yıllık millî gelirine nisbetle dünyada, dış ülkelerdeki yoksul halklara en yüksek mikdarda yardım faaliyetlerinde bulunan bir ülke; güçsüz, perişan bir ülke değil..

Felâketlerden sırf kendi maddî veya ideolojik maslahatları için birşeyler elde etmeye kalkışanlara, halkımız, yüz ve yol vermemiyecektir, inşaallah..

*

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş