metrika yandex

İnsan ahlâkıyla büyür

Fatma TUNCER

06.09.2021

Köyümüz yeşilin gökyüzüyle buluştuğu bir şiir gibiydi, burada hem ruhen dinlenirdiniz hem de kendinizi güvende hissederdiniz. Gençlerin çoğu iş ya da eğitim nedeniyle şehirde ikamet ediyordu, o yüzden köyün sakinleri çoğunlukla yaşlılardan oluşmaktaydı. Köy sakindi, iğne düşse sesini duyardınız… Fakat ne olduysa o sabah bir gürültüyle uyandık, dışarıda bağrışmalar vardı, hep birlikte evin avlusuna çıktık ve olup bitenleri anlamaya çalıştık. Köylüler 20 yaşlarında bir gencin peşine düşmüş kovalıyorlardı, babam hemen kalabalığa daldı ve neler olup bittiğini sordu. Köylüler genci ağaçlardan meyve çalarken yakaladıklarını ve bunun kabul edilemez olduğunu söylüyor, gencin ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorlardı.

Çalmak kötülükler hanesinin bir üyesiydi, haram bir fiildi kuşkusuz fakat 20 yaşında bir gence hatadan geri dönme şansı verilemez miydi? Nitekim Resulullah çağın en azılı düşmanları ile ilişkilerinde dahi insani bir yaklaşım sergilemiş ve onların fıtratlarındaki öze hitap etmişti. Hayatla bağı devam eden her insanın hatasını telafi etme şansı vardı, bunu neden göz ardı ederdik!

On yaşında tanık olduğum bu olayı bir erişkin nazarıyla değerlendirdiğimde merhametin ne kadar elzem bir değer olduğunu fark ediyorum. Köyde yaşayan amcalarımız, teyzelerimiz konuştuklarında merhametten, adaletten söz ederlerdi ancak damarlarına basıldığında son derece acımasız olabiliyorlardı. Neyse ki köyde aklıselim, sözü dinlenen bir amcamız vardı, olaydan haberdar olunca hızlı adımlarla geldi ve ortamı sakinleştirdi, “Merhamet edin, utandırmayın genci, insandır hata yapar” dedi sonra genci evinin avlusuna kadar götürdü onunla konuşmaya başladı, gencin ne anlattığı hakkında hiçbir bilgi edinemedik ama sakinleştiğini görebiliyorduk. Az sonra bey amcamız onu evinin kapısından uğurladı, gencin yüzünde mahcubiyet vardı ama rahatlamış görünüyordu o vaziyette ayrıldı köyden. Gencin kendisine ne anlattığı ya da kimlerden olduğu soruldu ancak amcamız hiç konuşmadı, kimseyi de konuşturmadı.

O zamanlar on yaşında bir çocuktum, aradan yıllar geçti ancak ne gencin yüzündeki ifadeyi unutabildim ne de onu anlamaya çalışan ve yol gösteren yaşlı amcanın olgun tavırlarını…

Bu olayı bir aile dostumuz anlatmıştı ve aklıselim bir kişinin hırsızlık yapmış bir gençle kurduğu iletişim bu kişide nasıl bir tesir bırakmışsa bende de aynı etkiyi bırakmış, genç bireylerle ilişkilerimizde kullandığımız dilin ne kadar yaralayıcı olduğunu düşünmüştüm. İnsanın özünü tanımamış, kalpten kalbe uzanan yolu keşfedememiş, bencil ve agresif erişkinlerin attıkları taşlarla yaralanan genç bireyler ister istemez bu kişilerle aralarına mesafe koyuyor ve iç dünyalarında açılan boşluğu farklı şekillerde doldurmaya çalışıyorlar. Oysa onlar çok da talepkâr değiller, şu üç şey dışında bir şey de istemiyorlar: Sevgi, anlayış ve onay… Ama sevgiyi paylaşmak, harçlık vermekten daha zor geliyor erişkinlere o yüzden onlarla ortak bir noktada buluşamıyor ve tecrübelerini paylaşamıyorlar.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş