metrika yandex
  • $31.3
  • 33.91
  • GA2162

Gizli Deizm (İmiz) ve Özgür İrade Felsefesi -6

HÜSEYİN SEVİM
15.09.2023

 

Bu yazı sevgili dostum Nuri Yılmaz'ın yeni yayınlanmış olan "Gizli Deizm ve Özgür İrade Felsefesine Giriş" adlı kitabı ekseninde kaleme alınmıştır. İslami düşünce ve islamcılık tartışmalarına son derece köklü analiz ve çözümlemelerle katkı sunacağına şüphe olmayan bu eser belki de bu bağlamda en somut teorik çerçeve önerisi olarak inşallah hak ettiği ilgiyi görür.

Farklı yaşam tasavvurları içerisinde bir tek İslam sosyal sorunlarla insanın iç dünyası arasında doğrudan ilgi kurar ve sorunlarla mücadeleyi insanın iç dünyasından başlatır. Bu sayede Özgür İrade Felsefesi mülkiyetin yol açtığı problemlerle mücadele eder ama kaynağı olan mal hırsını görmezden gelmez, despotluğa karşı çıkar ama kaynağı olan iktidar hırsını da hesaba katar, fuhşiyata sapkınlığa itiraz eder ama insan doğasındaki şehveti yok saymaz.

Bunları hesaba katmayan öneriler ya umulanı veremeyen ulaşılamaz ütopyalar olarak kalırlar ya da hesaba katmadıkları enerjinin gadrine uğrayarak karşıtı oldukları şeye dönüşürler. Oysa Özgür İrade Felsefesi yaşam enerjilerini yok etmeye çalışarak insan doğasıyla mücadeleye girmez.

İradeye merkezi bir rol vererek onun denetim gücünü harekete geçirir ve yaşam enerjilerini meşru bir düzleme yönlendirerek hırsın yıkıcı sonuçlarını ortadan kaldırır. Özgür İrade Felsefesinin bir özelliği de bütün olumsuzlukları tek bir soruna indirgemeyerek hayata bütüncül bakabilmesi ve sorunlar arasında mantıksal bir bağ kurarak çözümü de bütüncül hale getirebilmesidir.

Mülkiyet, otorite ve fuhşiyat arasında güçlü mantıksal bir bağ kurar, bunların hepsinin aynı özden beslendiğini gösterir, bu sayede çözümü de bütüncül hale getirir. Özgür İrade Felsefesi özünde bir tevhid yorumudur. Tamamen İslam düşünce evreni içerisinde konuşulduğu için istense bu metnin her cümlesinden sonra bir ayet yazılabilir, Selefilerin metinleri gibi “Kur’an konuşuyor” izlenimi verilebilirdi.

“İslam budur; bunu kabul edenler Müslüman, etmeyenler kafirdir” gibi ifadelerle metin kutsanabilir, kendisini İslam ile özdeşleştiren her yorumda karşımıza çıktığı üzere sanki günün peygamberi konuşuyormuş gibi davranılabilirdi.

“Allah’tan başka ilah yoktur” cümlesi “evrenin maliki ve hâkimi sadece Allah’tır” diyerek mal hırsı, iktidar hırsı ve şehvet karşısında iradeleri özgür kılmayı hedefleyen bir sınırlama ilkesidir. Lafzi düşünüldüğünde, “birçok ilah var, onları değil Allah’ı ilah edinin” der gibiyse de tanrıları yarıştıran metafizik bir ilke değil, otoriteyi Allah’a vererek otoriterliği, tahtı Allah’a vererek makam hırsını, mülkü Allah’a hasrederek de mal hırsını (malperestliği) dizginlemeyi hedefler. “Otoriter”liğin, “tek”liğin ve “emsalsiz”liğin Allah’a atfedilmesi, insanın yeryüzündeki rolünün açıklığa kavuşturulmasıdır; “Göklerin ve yerin mülkü Allah’a aittir” ilkesi, insanlık tarihinin en büyük sorun alanlarından biri olan mülkiyet meselesi için bir devrimdir.

Ağaların ve derebeylerin üzerinde yaşayanlarla birlikte toprağa sahip olmalarının engellenmesi, güçlerini sömürü için kullanan zenginlerin servetlerini keyiflerine göre tasarruf etmekten mahrum bırakılmasıdır. “Mülk Allah’ındır” derken Kur’an; evlerin, arsaların ve tarlaların Allah’a ait olduğunu, insan bedenine bürünerek mülküne sahip çıkacağını veya mülkiyet hakkını kendisini temsil eden makamlar aracılığıyla kullanacağını kastetmez. Bu ifade, mülkün gerçek sahibinin hatırlatılması yoluyla insanın mülk karşısındaki konumunun belirlenmesidir. “O’nun sizi emanetçi kıldığı şeylerden infak edin!” ayetinde dile getirildiği gibi imkânları olabildiğince paylaşmaktır.

“Hüküm Allah’ındır” ilkesi ise sosyal/siyasal alanın büyük devrimidir. Kralların mutlak hâkimiyetten; servet, otorite ve karar almada başlarına buyruk davranmaktan mahrum edilmeleridir. Yöneticinin, halkın hizmetçisi ve kanun koyma hakkı bulunmayan yürütmeden sorumlu kişi haline getirilmesidir. Bu ifade Allah’ın bir bedene girip doğrudan insanlara hükmetmesini anlatmaz. Din adamları ya da “yeryüzündeki temsilcisi” olarak kabul edilen yöneticiler aracılığıyla konuşması manasında da değildir.

Yeryüzünün mutlak hükümranlığını Allah’a has kılan bu ilke hem insanoğlunun sınırını belirtir hem de tüm insanlığı “imtihan edilen emanetçi” konumunda birleştirerek eşitler. “Hüküm Allah’ın” demek, “hüküm (halkın) ümmetin” demektir.  “İşleri aralarında danışma iledir” ayetinde ifade edildiği gibi, söz, güç ve otorite yönetilenlerle olabildiğince paylaşılmalıdır.

Kur’an’i konular üzerine akli yorumlar yapmak, yapılan yoruma İslam değil felsefe demek ve neredeyse her cümleye uygun bir ayet bulunduğu halde ayetlerin referansına baş vurmamak neyle açıklanabilir? Bu durum Kur’an’ı ikinci plana itip sonra da gittikçe değersizleştiren bir süreci başlatmıyor mu?

Geçmiş alışkanlıkların sonucu olarak bu soruların akla gelmesi olağandır. Kendileri konuştuğu halde “Kur’an konuşuyor” demek, söylediğinin kesin doğru olduğunu göstermek için hemen bir ayetle ilişkilendirmek gelenek olmuştur. Oysa Kur’an kelimelerden müteşekkil bir kitaptır, kendisi konuşmaz. Ayetlerin bir fikirle irtibatlanması o fikri Kur’an’i gerçek haline getirmez.

Bir metni İslam dairesi içine sokan şey içinde yer alan ayet sayısı değil, metinde ele alınan meselelerin İslam düşünce evrenine uygun olup olmadığıdır. Adına felsefe diyerek de düşünce İslam ile özdeşleştirilmeyip okurun özgür eleştirisine sunulmuş olur, bu sayede “hakikati tartışma konusu yapıyorum” endişesine kapılmadan herkes rahatlıkla değerlendirebilir ve ikna olmazsa reddedebilir

Yeni İslamcılık, insan yaşamında doğrudan karşılığı bulunmayan metafizik kabullerin irrasyonel bir şekilde yaygınlaştırılmaya çalışıldığı veya maksadından kopmuş kuralların evrenselleştirilip ona göre hayatın dizayn edilmek istendiği dogmatik bir mücadele değildir.

 Kalıba dökülen her şey zamanın gadrine uğrayarak gerçeklikle bağını yitireceği ve eskiyeceği için kalıba dökülmüş sabit bir yaşam biçimi dayatmaz.

Yeni İslamcılık Kur’an düşünce evreninden aldığı ilkelerle hayatın içinden konuşan, karşı karşıya bulunduğu problemler için insanlığa çözümler sunan ve çözümlerine ikna olanları teorisini de kabullenmeye davet eden bir mücadeledir.

Klasik İslamcılık bugüne kadar beşerî deneyimlere genelde olumsuz yaklaşmıştır. Allah’ın sözü üzerine söz koyma çabası olarak görüp felsefeyi dışlamış, İslam’ın hazır çözümleri varken toplumsal sorunlara farklı mecralardan çözüm aradığını düşünüp sosyolojiyi dışlamış, ekonomi, hukuk, siyaset gibi alanlarda vücut bulan çözümleri cahili arayışlar olarak nitelemiştir.

Halbuki İslam’ın sabit bir yaşam tarzı önerisi yoktur. Kur’an’da var olan emir ve yasaklar, kapsam ve sayı itibariyle bir toplumsal düzen oluşturmak için yeterli değildir. İnsanlığın önüne sabit bir yaşam tarzı önerisiyle çıkan öğretiler, zamanın ve mekânın değişimi karşısında evrenselliklerini ebediyen kaybederler. Her dönem için geçerli mükemmel bir nizam, hayatın da mükemmel olmasını ve değişmemesini gerektirir. Oysa hayat sürekli değişim halindedir, mükemmel olmadığı gibi durağan da değildir.

Din kendi halinde salt bir potansiyeldir. Bu potansiyelin kuvve haline gelmesi, onu uygulama pratiğine dönüştüren Müslümanlar eliyle gerçekleşecektir. Peygamber nasıl kendi dönemi için bir uygulama pratiği ortaya koyduysa, onun takipçileri de onu taklit ederek değil onu örnek alarak kendi dönemlerinin pratiğini oluşturacaklardır.

Bu çerçevede Yeni İslamcılık, dünyayla ve beşerî olanla yeni bir iletişim denemesidir. Kavgacı değil barışçı, baştan reddedici değil analizcidir. Günün ihtiyaçlarını tespit ederken ve onlara karşı çözümlerini oluştururken beşerî deneyimlerden azami derecede istifade etmeye çalışır. Onların iyi yönlerini onaylar ve sürdürür, eksiklerini ve yanlışlarını ise İslam düşünce evreninden aldığı ilhamla tamamlar veya düzeltir.

Bitti.

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Ali Dede | 15.09.2023 17:41
Yazı dizisi için teşekkür ederiz. Fikrinize, kaleminize bereket. Özellikle Nuri Yılmaz ile bizleri tanıştırdığınız için Allah razı olsun. Konuların içeriğinde deizm kaynağı dünyevileşen ve ilkesizleşen müslümanlar olduğu kanaati bende oluştu. Tabii Konuyu daha iyi idrak edebilmek için katabı alıp okumak lazım. Ancak makaleleri okuyunca anlıyoruz ki daha fazla teorik altlık için sosyal, siyasal, ekonomik,....her açıdan yazar-Aydın ilgisine-fikrine- katkısına da ihtiyaç var. Örneğin Marks eleştirisi daha derin ele alınmalıdır. Çünkü Kapitalizm karşısında ekonomik model olarak en güçlü teorik alternatifi üreten Marks tır. Bu güne dek Müslüman zihinler bu konuları ele almadı veya kapitalizmle entegrasyonu tercih etti maalesef. Örneğin 90 lardaki gurbetçi paralarıyla oluşturulan Kombassan veya Yimpaş modelleri başta harika iş çıkardılar, ancak sonları malum. Hasılı bu konuları ele alan, güncel sorunlara cevap verebilecek ekonomik modellerin geliştirilebilmesi her bıranştan entelektüel ve aydınının üreteceği müslüman zihinlerin çözümlemelerine muhtacız. Rabbim Nuri Yılmaz ların sayısını artırsın, emeklerini bereketi kılsın.