metrika yandex
  • $32.64
  • 35.41
  • GA18850

Gizli Deizm(İmiz) ve Özgür İrade Felsefesi -5

HÜSEYİN SEVİM
07.09.2023

 

Bu yazı sevgili dostum Nuri Yılmaz'ın yeni yayınlanmış olan "Gizli Deizm ve Özgür İrade Felsefesine Giriş" adlı kitabı ekseninde kaleme alınmıştır. İslami düşünce ve islamcılık tartışmalarına son derece köklü analiz ve çözümlemelerle katkı sunacağına şüphe olmayan bu eser belki de bu bağlamda en somut teorik çerçeve önerisi olarak inşallah hak ettiği ilgiyi görür.

İslam düşünce evreninde “iyiyi açıklayan ilke” hazların değil iradenin özgürleşmesidir ve bu ilke temelinde iyinin açıklaması şöyledir:

İnsan, hayvani doğasından sıyrılıp “insanlığa” yükseldiği oranda yabancılaşmadan kurtulur. İnsanlığa yükselmenin yolu ise hırsın sebep olduğu kısır döngüyü kıracak kadar güçlü bir iradi eylemden geçer. Bu güçlü iradi eylem “elde etme” sürecinde ortaya çıkmaz.

Çünkü isteğine ulaşma sürecinde insan, tutkularının yani hayvani doğasının yönlendirmesi altındadır; malı elde edene kadar mal hırsı, makamı veya gücü elde edene kadar iktidar hırsı, cinsel arzularına ulaşana kadar da şehvet tarafından yönlendirilir. İradi eylemin başladığı an “ben”e ait olandan vazgeçilen andır. Sahip olduğu ve kendi yetenekleriyle elde ettiği halde ona sırtını dönebilmektir.

Çünkü elde ettiğinden vazgeçme sürecinde bütün denetim iradeye, yani insana geçer. Esaret sona erer, irade özgürleşir ve kişi o anda gerçek
manada kendisi (insan) olur. Fakat güçlü iradi eylem öyle bir şey olmalıdır ki;

- Tutkuları dizginlerken yaşam enerjisini yok etmesin

- İnsanlığa ulaşmayı ütopik bir geleceğe ertelemesin

İslam’a göre yaşam enerjisini yok etmeden tutkuları dizginleyecek güçlü iradi eylem “paylaşmak”tır. Sahip olduğu serveti paylaşıma açan irade mal hırsının esaretinden kurtulur, kendisine ait olandan ne kadar verirse o kadar insanlaşır. Elde ettiği makamı ve gücü paylaşıma açan irade iktidar hırsının esaretinden kurtulur, halkın denetimine ve görüşlerine ne kadar itibar ederse o kadar insanlaşır.

Cinsel arzularını meşru bir eş ile paylaşan irade ise şehvetin esaretinden kurtulur, gayri meşru olandan uzak durdukça insanlaşır.

“Paylaşmak” bir yandan elde etmeyi (isteği) teşvik eder, yani yaşam enerjisini korur; diğer yandan vazgeçmenin iradî gücünü her an yaşatır. Böylece, hem irade her an özgür kalmaya devam eder, hem de paylaştıkça güçlenir.

Bu “iyi” tanımından hareketle İslam; ahlak, hukuk, siyaset ve ekonomi gibi hayatı oluşturan bütün başlıklarda insanlaştırıcı edim olan “paylaşma”nın izlerini sürer.

Siyasetin kurucu ilkesini paylaşmakta bulur ve gücün olabildiğince paylaşıldığı siyasi sistemlere gönderme yapar. Hukukun kurucu ilkesi olarak paylaşmayı görür ve hükmün/sözün paylaşılmasına, yani konsensüs (istişare) ile belirlenmesine gönderme yapar. Ekonominin kurucu ilkesi olarak paylaşımı görür ve mülkün adil paylaşımını esas alan bir sisteme gönderme yapar. Bunlar bir toplumda yaygınlaştıkça iyilik toplumsallaşır ve ütopik bir gelecekte değil örneklerinin filizlendiği hemen şu anda kötülük ortadan kalkmaya başlar.

“Mal hırsı”nın yıkıcı sosyal sonuçları İslam’la birlikte, mesela Marks’ın da ilgisini çekmiştir. Fakat Marks dikkatini “hırs”a, yani insan doğasında var olan ve sürekli tazelenerek insanı tahrik eden yaşam enerjisine değil; mülkiyete, yani hırsın nesnesi olan mala yöneltir. Mülkiyetin, “hırs”a dönüştüğünde yıkıcı ama “ilgi” düzeyinde gerekli, yaşama bağlayıcı ve motive edici olduğunu göz ardı eder. Hırs dizginlenmediği müddetçe Komünist ütopya asla gerçekleşemeyecektir. Üretim araçlarını sermayedardan kurtardıktan sonra herkesin ortak kullanımına sunması beklenen “bilinçli işçi”ler arasından hırsına yenik düşen, iradesi zayıf insanlar çıkacak ve bunlar elde ettikleri güçten vaz geçmeyerek yol arkadaşlarını çiğneme pahasına yeni sermayedar haline gelecektir. Çünkü hırs bilinçten çok zaafın konusudur ve insan doğasında bir değişim olmadığı müddetçe bile bile arzularına uyanlar daima çıkacaktır. Hırsı dizginlemeye değil hırsın nesnesini ortadan kaldırmaya çalışan komünizmin bir başka sonucu ise iyiyi ödüllendirmeyerek motivasyonu öldürmesi, “devlet
memuru” kafasında insanlar oluşturarak üretkenliği yok etmesidir.

“İktidar hırsı”nın sosyal sonucu olan despotizm modern siyaset teorisyenlerinin de ilgisini çekmiş, günümüz siyaset felsefesinin çözüm aradığı temel meselelerden biri olmuştur. Nitekim Liberalizm  ve Anarşizm bu arayışların sonucudur. Fakat mesela Liberalizm Marks’ın hatasında olduğu gibi “hırs”a değil hırsın nesnesi olan iktidara odaklanmış; iktidarı sınırlamaya ve denetim altına almaya çalışırken, bireyin özgürleşmesi adına hırsı alabildiğine teşvik etmiştir.

Bu çelişkinin sonucunda “erk” olarak kabul edilmiş ve denetim kanalları oluşturulmuş güçler kontrol altına alınırken tanım dışı kalan “erk”ler sistemi daima ele geçirebilmekte, siyasi diktatörlüğün yerine hukuk diktatörlüğü, sermaye diktatörlüğü, medya diktatörlüğü gibi yeni otorite biçimleri geçebilmektedir.

Anarşizm ise otoriteyi kontrol etmeyi değil tamamen ortadan kaldırmayı tercih etmiş, mülkiyeti ortadan kaldırmayı hedefleyen Marksizm ile aynı hataya düşmüştür. Otoriteyi yenip otoritesiz toplumu kurması umulan insanlar içinde daima hırsına yenik düşenler çıkacak, yanlış olduğunu bile bile arzularına uyup arkadaşlarını çiğneme pahasına yeni otorite haline geleceklerdir.

İnsan doğasında bir değişim olmadığı müddetçe otoritesiz toplum kurulamayacaktır.

Devam edecek...

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş