metrika yandex

Her Çağın Değişmez Hastalığı (Bağnazlık Ve Yobazlığa Dair)

Mustafa YILDIZ

30.06.2021

Her Çağın Değişmez Hastalığı
(Bağnazlık Ve Yobazlığa Dair)
 
Her insanın elbette her an hasta olma ihtimali vardır. Bu süreç insan hayatının doğal yaşam sürecinde hoşlanmadığı halde karşılaşma olasılığı neredeyse kaçınılmaz olan doğal bir durumudur. Malzemesi insan olan toplulukların da zaman zaman manen hastalanmaları gayet doğal karşılanmalıdır. Bireysel sağlık sorunları genellikle ihmalkârlıklar sonucu ortaya çıkan fiziksel ve biyolojik kaynaklı hastalıklar olduğu da herkesin malumudur. Bu hastalıklar kişiye dayanılmaz ağrılarla rahatsızlık verdikleri için hastanın tedavi olması bazen zorunlu hale gelir. Bireysel bazdaki bu hastalıklara çözüm bulmak, müdahalelerde bulunmak imkanlar ölüsünde her zaman mümkün de olabilmektedir. 
 
Toplumların hastalanması sosyolojinin adeta bir çıkmazı olarak karşımıza çıkar. Çünkü, toplum bazen bilinçli bir şekilde birileri tarafından algıları ile oynanarak, bazen gönüllü alınan merdiven altı eğitimin beraberinde taşıdığı manevi mikroplar sonucu, bazen de insanın ruh dünyasında oluşan/oluşmuş dışa kapalı inanç dünyasını ihya etmeye çalışırken, bazen de bazı ruhsal taleplerini kendi imkanlarıyla imar etmeye gayret ederken elde ettiği sağlıksız bilgiler onu yanlış ve sakat düşüncelere sevk edip hasta edebilir. Çözüm aramaya devam ederken tesadüfi ve rastlantı sonucu ulaştığı bilgileri de süzgeçten geçirmeden, araştırma ve soruşturma yapmadan olduğu gibi alır. Sanki hakikatı bulmuş gibi onlara inanmaya başlar. Doğru ve yanlışı ayırt eden bir kriteri de olmadığından, gerek dıştan ve gerekse içte oluşan düşüncelerle hakikatın karşısında farkında olmadan yanlış çözümler üretmeye başlar. Elde ettiklerine de sıkı sıkıya sarılır, inandıklarını da tartışmasız savunmada ısrarcı olur, hastalıklı bir ruh haline sahip olduğununun farkına bile varmaz ve topluma bulaştırmaya başlar.
 
Yanlış düşüncelerden kaynaklı bu tür toplumsal hastalıklar bulaşıcı oldukları için de toplum arasında hızlada yayılırlar. Şayet toplumun kahir ekseriyeti bu tür sosyolojik bir hastalığa müptela olmuşsa şayet, artık o hastalık zaten toplum nezdinde tehlike arz etmediği gibi, üstelik hastalıkta hastalık olmaktan çıkar ve normalleşir. İşte her toplumda mevcut bu tür hastalıkların belkide en tehlikeli ve sinsi olanı, toplum için son derece zararlı bu hastalığın ‘’Yobazlık ve Bağnazlık’’ hastalığı olduğunu söyleyebiliriz. 
 
Kısaca sözlük anlamlarını verecek olursak şayet; Toplum tarafından çeşitli anlamlarda kullanılan yobazlık ve bağnazlık kelimeleri halk tarafından genellikle birbirlerine yakın anlamlarda kullanılırlar. Yobazlık derken ilk akla gelen ‘’Herhangi bir görüşe, düşünceye ya da dinde aşırı bir görüşe ve anlayışa körü körüne bağlı olmak, başka görüşlere yer vermemek hatta başka görüşleri hiç tanımamak’’ diye tanımlamak mümkündür. Bu düşüncelere kalpten inanmak ve bağlanmak bağnazlık, bu düşünceleri dinle süsleyerek başkasına dayatmak ise yobazlık olarak ayırmakla da tasnif edebiliriz.
 
Bazı kesimler bu kavramları bilinçli olarak müslümanlar için kullanırlar ki, bu kesinlikle doğru değildir. Bir tasnif yapacak olursak şayet, yobazlık genellikle tahsilli geçinen ben bilirimciler arasında daha fazla yaygınlık gösterir. bağnazlığın ise genelde daha alt seviyedeki insanlar arasında yaygın olduğu görülür. Ama, her iki kesimde böyle bir hastalığın olduğunu fark etmedikleri/edemedikleri için, ‘’Hasta olabiliriz’’ ihtimalini bile kabül etmezler. İşte asıl tehlike de bundan sonra başlamaktadır.
 
Bu hastalığın emareleri/semptomları ise genellikle şöyle takip edilebilir. Kişinin konumu, pozisyonu ne olursa olsun, başkaları ile ortak bir noktada buluşması zorlaşmışsa, kişi adapte olmayı red ediyorsa, her türlü gelişmeye karşı direniyor, düşüncelerinde hoşgörüsüzlük hakimse, içine kapanık, kimseyi dinlemeye dahi tahammül edemiyorsa, kolaylaştırmaktan ziyade zorlaştırmadan yana tavırlar takınıyorsa, kişide hırçınlaşma ve uzlaşmama durumu söz konusuysa bu tip insanların yobaz ve bağnaz olmaları kaçınılmaz olur.
 
Başka düşüncelere karşı direnmelerine gerekçe olarak: yeniliklere karşı gelenekleri, tarafsız, herkese adaletle davranması gerekirken, sadece kendi gibi düşünenlere değer vermesi, yeni gelişmelere karşı hareketsiz kalmayı, donmayı, dünyaya açılma yerine yereli, geleneği tercih edip savunmaları ve inandıklarını da ısrarla başkalarına dayatmaları gibi bahanelere sığınma gereği duyuyorsa kişi, artık bu tip insanların sağlıklı düşünmeye engellerinin olduğu kabül edilmelidir.
 
Yobazlık/bağnazlık devletler tarafından da bilinçli olarakta yapılır. Genelde halkı hristiyan olan ülkelerde İslâm dinine karşı halen takınılan tavırlar son derece yobazcadır. Daha yakın tarihte Kardinal Radzinger Bizans İmparatoru II.Manuel’in ‘’Hz.Muhammad yeni bir şey getirmemiş, sadece insanlık dışı işler yapmıştır.’’ sözüne atıfta bulunarak dile getirme ihtiyacı duyması, Vatikan’ın arka planda islâm’a karşı düşmanca tutumun değişmediği ve yobazca tasavvurların ise devam ettiğini gösterir. Halen yazılı bir anayasası olmayan İsrail’de ‘’Yahudi anneden olmak ve Musevi Şeriatı’na bağlı olmakla ancak Yahudi olunabilir.’’ hükmü yobazlığın devlet eliyle yapıldığını göstermesi açısından çok önemlidir. Zaten islâm ülkelerine karşı bakışların çifte standartlı olduğunu kendileri bile kabül ediyorlar.
 
Halbuki Kur’an’ın gayesi; dine çağrı, güzel ahlâka davettir. Aynı zamanda Kur’an bütün çağlara seslenen ve sürekli yeni nazil olmuş gibi taze kalabilme adına daima güncelliğini korumuştur. Kimileri bu tabiri ısrarla Kur’anı yeniden yorumlama, reform yapma şeklinde anlamak istiyorlar ki, aslında iyi niyetle bakıldığında konunun bununla hiç bir ilgisinin olmadığı görülür. Zira, reform yapma başka şeydir, zamanın idrakine uygun dil kullanarak yorumlama daha başka bir şeydir. Birinde güncellemeye vurgu yapılırken, diğerinde ise yeniden yorumlama adıyla, sinsice yeni bir din oluşturmaya zemin hazırlama vardır. Dolaysıyla ikisi aynı şeyler değildir. Bu tamamiyle başka bir konu olduğundan bu kadarıyla yetinelim.
 
Müslümanlarda yobazlık ve bağnazlık tohumlarının görünür hale gelmesi ise, halkın siyaseti ve siyasetçiyi ‘’Kutsal’’ olarak görmesine yol açan yorumların dine sokulmasıyla kendine hareket alanı bulan yobazlaşmanın da bu tarihlerde başladığını söyleyebiliriz. Zira, yöneticilerin insan olması hasebiyle ‘’Yer yüzünün halifesi’’ olarak yapması gereken görevlerinin olduğu hususu, zamanla peygamber ve Allah’ın halifesi gibi anlamlara da evrilebilen yorumlamaların yapılmasına, dine davet etme yerine halifelere davetin yapılmasına ve zamanla da müslümanlar arasında sıkça kullanılan ‘’Zulüm idaresi, zalim idareci’’ kavramlarının yerini ‘’Kutsal devlet, Allah’ın yeryüzündeki kılıcı, halifesi idareci’’ kavramları devreye sokularak buna uygun kavramlar geliştirilmiş, halk siyaseti adeta dinin bir rüknü gibi görmeye, anlamaya başlamıştır. Yobazlaşma ve bağnazlaşmalarda hız kazanma ve yaygınlaşma da bu anlayışlarla mesafe katetmeye başlamış oldu.
 
Ezcümle; yobazlığın gereği olarak, başkasının her şeyini toptan reddetmek, bizim başkasından, hiç kimseden alacak, öğrenecek hiç bir şeyimiz yokmuş gibi davranarak başkasına benzememe korkusu ile kimlik bütünlüğümüzü korumak adına, kendimizi kendi farklılıklarımıza hapsetmek ne derece doğru bir davranış olur, iyi tahlil etmek gerekir. Ayrıca pratik hayatımızı düşüncelerimizle parelel hale getirip yeniden kendimize olan güveni kazanmak büyük oranda çözüm olabilir. Aksi halde ‘’Hikmet mü’minin yitik malı’’ olduğunu görmezden gelmek olur ki, bu da doğru bir yaklaşım olmaz sanırım.
 
Mustafa YILDIZ/ANKARA
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş