metrika yandex
  • $32.14
  • 34.88
  • GA17500

Herkes Canının İstediğini Yapıyor İşte, Neye İtiraz Ediyorsunuz?

FEYZULLAH AKDAĞ
24.03.2024

“Admin utancımdan sahte hesap ile yazıyorum lütfen paylaş herkes bilinçlensin. Geçen hafta Nijeryalı biriyle beraber oldum Allah cezamı verdi ve şuan yüzüm ve genital bölgem uçuk doldu. Feci kaşınıyor. Hastalık kaptığımı düşünüyorum. Lütfen paylaş da arkadaşlar korumasız kimseyle bir şey yaşamasın. Utancımdan hastaneye de gidemiyorum ailem E-nabızdan falan görür diye off.”

“Admin bu priv hesabım dün akşam 10’da Mackbearda gri kapşon beyaz ayakkabılı zenci çocuk favlarsa ben onu bulurum kendim kapalıyım gizli olursa sevinirim.”

Yukarıda yazdıklarım Karabük Üniversitesi’nin öğrencileri tarafından açılmış bir itiraf sayfasından aktardığım iki mesaj. İtiraf sayfasının neredeyse tüm mesajları aşağı yukarı böyle. Kız ve erkek öğrenciler sonu cinsel ilişki olan ilişkilere bu tarz sayfalar aracılığıyla başlıyorlar. Mesajları yazanların isimleri gizli tutulduğu için aslında ne dolapların döndüğünü çok net bir biçimde görebilme imkânı sunuyor bu itiraf sayfaları. Diğer üniversitelerin itiraf sayfaları da bundan farklı değil.

Madem diğer mesajlar da böyle neden özellikle bu iki mesajı seçtim? Bunun cevabını vermeden önce sosyal medya Karabük Üniversitesinde yaşanan bu olayları konuşurken sosyal medyada bu konuyla yakın zamanda gündem olan başka bir meseleyi de aktarayım. X’te “Türban” başlığıyla gündem olan olayda iddiaya göre kocasının oturduğu kafeyi basan kadın, kocasını sevgilisiyle beraber görüyor ve sinirlenip kocasına tokat atıyor. Aynı zamanda kocasının sevgilisine de saldırarak küfürler ediyor. Sosyal medyada olayın konuşulan tarafı ise adamın karısını aldattığı kadının türbanlı olmasıydı. Türbanlı kadın nasıl evli bir erkekle aşk yaşarmış? Nasıl bu aldatmaya izin verirmiş? Hiç mi ahlakı yokmuş? Gibi takılan türban üzerinden eleştiriler yapılıyordu. Olayın aslı böyle olsa da olmasa da sosyal hayatta bu durumun bolca var olduğundan “Müge Anlı, Didem Aslan Yılmaz, Esra Erol” gibi ünlülerin programları sayesinde eminiz.

Aynı anda gündem olan “Karabük Üniversitesi ve Türbanlı kadın” meselesini yan yana getirdiğimizde karşımıza çok net bir manzara çıkıyor. Kadın-erkek, yetişkin-genç-ihtiyar, türbanlı-türbansız, dindar-seküler, şehirli-köylü, doğulu-batılı, türk-kürt, beyaz-siyah, okumuş-okumamış her kim varsa herkes canının istediğini yapabiliyor artık. Herhangi bir ahlak dizgesine takılmadan, kınayıcıların kınamasından korkmadan, “el âlem ne der” demeden, “Allah ne der demeden” kendine yakışanı “utanmak” zorunda da kalmadan yapıyor. Bu konuda toplumun tüm kesimleriyle tam bir mutabakat sağlanmış durumda.

Karşımızda Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) “utanmadıktan sonra dilediğini yap” hadisinin ahir zamandaki tecellisi ete kemiğe bürünmüş halde duruyor. İnsanlar yaptıklarından utanmıyor ve dolayısıyla dilediklerini de yapıyorlar. Zaten bu rezil çağın tek geçer akçesi “sana ne!” adında bir put değil mi? İnsanlar kendilerini uyarmaya kalkan insanlara “sana ne!” deyiverip hiçbir sorumluluk altına girmeden canlarının istediğini yapıyorlar. Zaten bize “dileyen herkes istediğini yapmakta özgür olmalı, kimse kimseye karışmamalı” düşüncesi egemenler tarafından işlenmedi mi yıllardır. İşte, toplumca üzerinde tam bir mutabakata vardığımız bu durumun sonucunda önüne gelenle düşüp kalkmaktan utanmayıp korunmasız ilişkiye girdiği için yakalandığı hastalıktan utanan üniversiteli kızımız var; kafede gördüğü zenci çocuğa ulaşmak içi yanıp tutuşan kapalı kızımız var; evli sevgilisiyle kafede takılan türbanlı kızımız var.

Tabi şimdi feminist ablalar “hep kızlara laf ediyorsun, sen ahlak bekçisi misin?” diyecekler ama derdim onların düşündüğü gibi olayları kadınlar üzerinden okumak değil. Bu okumayı ben yapmıyorum bilakis sosyal medya yapıyor zaten. Yani erkek ya da kadınların yedikleri haltların ağırlıklı olarak kadınlar üzerinden okunuyor olması, sosyal medyanın bir alışkanlığı suç bende değil. E tabi, kocaları Dilberin pavyonuna gitmesin diye pavyon dansı kursuna yazılan üstelik Dilberin kıyafetini de sipariş verip evi pavyona çeviren bir de üstüne kocasına özel yaptığı pavyon dansını çekip TikTok’a koyarak tüm topluma hizmet vererek kocasına sahip çıkan “koca yürekli” kadınlarımız, sosyal medyada baş tacı edildiğinden haliyle okumalar da kadınlar üzerinden oluyor sanırsam.  

Adına rezil demenin hafif kaldığı bir çağdayız. İnsan ilişkilerinin ve insana dair her şeyin referans çerçevelerinin paramparça edildiği, doğru- yanlış/iyi-kötü ayrımının tamamen bireysel olarak kişinin o anki zevkine bırakılmasının meşru olduğu cıvık bir çağdayız. Bireysel zevkin engellenmesine okkalı bir “sana ne!” “bana karışamazsın” cevaplarıyla her şeyin meşru hale geldiği bir zamanda yaşıyoruz.

“Sana ne!” tepkisinin muhatapları ebeveyn, toplum, din gibi otorite kurumlarıyken “sana ne!” denilemeyenler ise şehvet, gösteriş, şatafat, şöhret, para, sosyal medya ve sosyal medyada akımlar olmuş durumda. Hal böyleyken tüm risklere rağmen insanları uyarmaya çalışan insanlara anında “ahlak bekçisi” adında deli gömleği giydirilip sosyal medyada linç ettiriliyor. Üniversitelerde yaşanan ve aslında herkesin malumu olduğu halde ses etmekten korkan hayat süren leşlerin içinde bir itiraz sesi yükselmişti birkaç yıl önce. Bir üniversitede hoca olan Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu üniversitelerdeki iğrenç ilişkilerin durumunu dillendirme cesaretini gösterdi ve anında özgürlük sevdalılarınca “sana ne!” adlı nükleer silahla sosyal medyada linç edildi. Hatta özgürlükçü bir kadın gazeteci Sofuoğlu’na “gençlerin kiminle yatıp kalktığından sana ne!” mealinde laflar etmişti de günün kahramanı seçilmişti.

Bu rezil zihniyete göre insanın tekil olarak yapacağı hiçbir şey sorgulanmamalıdır. Varsa zararı kendinedir. Sonuçta aklı vardır ve hesabını ona göre yapar. Ancak bu rezillerin görmek istemediği kaz ve kazın ayağı öyle değil. İnsan yaptığı tüm davranışları aklında muhasebe ederek yapmaz. Hatta birçok davranışını nefsinin arzularına göre yapmak ister. Nefsin arzuları ile akıl ters düştüğünde eğer kendisini kontrol edecek bir sosyal mekanizma ya da otorite yoksa neredeyse istisnasız olarak nefsin arzuları kazanır. İnsanın topluma ve toplumun getirdiği sosyal kontrol mekanizmalarına ihtiyacı buradan gelir. Ancak yukarıda yazdığım gibi bu mekanizmalar(referans çerçeveleri ve otorite kurumları) tarumar edilmiş durumda. Hal böyle olunca canının çektiği Nijeryalıyla yatan kızımızın aklı “korun” derken nefsi “korunmadan daha zevkli olur” diyerek muhasebeyi kazanmış muhtemelen. Kızımız da sağ olsun o Nijeryalıyı başkası isterse diye toplumu bilinçlendirmek adına kendince bir referans çerçevesi oluşturuyor ve “Nijeryalıyla korunmadan ilişkiye girme” diyor. Şimdi üniversiteli arkadaşlarının haddini aşarak öğüt veren bu uçuklu kıza ne demesi gerekiyor? tabi ki de okkalı bir “keyfimizin kahyası mısın, SANA NE!” demesi gerekiyor değil mi!?

Söz konusu insan ise, en tekil davranış bile olsa gerek direkt gerekse de dolaylı olarak toplumu etkiler. Bu hakikat yine tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor. Bireysel bir cinsel ilişki sonrası tüm toplumun sağlığı şuan tehdit altındayken insanın başıboş, serseri, sahipsiz bir hayvan gibi olduğunu ve bundan dolayı kimsenin kimseye karışamayacağını savunanları hepimizin sahibi olan Allah’a havale ediyorum. Bu rezil zihniyeti savunup yine de kafede evli sevgilisiyle oturan türbanlı kıza laf edenlere de herkes canının istediğini yapıyor işte, sana ne!? demek lazım herhalde.

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş