metrika yandex

ESKİ İSLAMCILARIN KAYIP ÇOCUKLARI

Hüseyin SEVİM

12.01.2021

     80’lerin, 90’ların İslamcı kuşakları bugün artık torun torba sahibi dedeler nineler oldular. Bir kısmı evrildikleri bugünkü hallerinin farkında bile değilken, bir kısmı da derin hayıflanmalar içindeler. Halleri ile barışık olanlara sözüm yok ! Ama benim de içinde olduğum hayıflananların haline bir göz atayım dedim.

     Seyyid Kutub, Mevdudi, Ai Şeriati gibi öncülerden beslenen bu kitle, bir yandan İslam diye muhtelif dar yorumların, örfi yaklaşımların etkisinde bir din anlayışı şekillendirirken, diğer yandan bu isimlerden ciddi bir mücadele ruhu da devşirdiler. Gelinen noktada, sahip oldukları entelektüel birikim, onları belki dar / örfi / yerel İslam yorumlarından kurtardı ama, bu esnada çok az sayıda insan hariç, mücadele ruhu denen şeyin de öldüğü apaçık ortada. Hayıflanmalar düzeyinde bir refleksle meşrulaştırılan bu büyük kaybın nedeni, belki ruhların, post modern dünyanın kuşatması altında can vermesi, belki büyük ümitler beslenerek sahip olunan iktidara havale edilmiş salih kul olma görevlerinden sıyrılmanın yol açtığı nihilist rehavet, belki de ikisi birden…

     Bu bahis ayrıca incelenebilir. Ben bu bedbaht dostlarımın evlatlarının durumuna daha yakından bakmak, ‘’eski İslamcıların kayıp çocuklarını’’ değerlendirmek istiyorum bir parça.

     Genel olarak 20’li yaşlarında olan bu gençler, iki ana gruba ayrılarak ailelerini üzmekteler. Anne – Babalarının Tevhidi / Kur’ani bakımdan inanılmaz tutarsızlıklarla yaşadıkları İslam anlayışı ve bu anlayışın iktidara taşıdığı siyaset mantığının pek çok kurum ve temsilcisi eliyle sergilenen ikiyüzlülük, kayırmacılık, adaletsizlik, hırsızlık, ve benzeri uygulamalarına lanet ederek seçtikleri agnostik, deist, nihilist, apolitik hayat tercihleri daha pek çok post modern seçenekle şekillenen birinci grup, bu tepkiselliğin bir cephesini oluşturuyor.

     Diğer cephede ise yine çok çok benzer gerekçelerle şekillenen ikinci bir grup ‘’ kayıp gençlik’’ daha var. Onlarsa nihilizmi değil, yeniden var olmayı seçmişler ve adeta ailelerine kafa tutarak ‘’sizi rahatsız etmeye geldik" diyorlar. Bu gençler ana babalarına yeni bir tevhidi tasavvurla adeta İslam’ı silbaştan öğretmeye çalışıyorlar. Kur’an’ı geçmiş ulemanın dar imkanlı / kalıplı yorumlarının dışına taşırarak harf harf, kelime kelime analiz ederek, kendi iç ve özgün dinamikleriyle anlamaya, anlamlandırmaya ve anlatmaya çalışıyorlar.

     Iskalanan / unutulan saf adalet kavramını, ‘’gerçekten’’ Allah’tan başka ilah tanımamanın ne demek olduğunu, Ermenisiyle, Kürdüyle, Komünistiyle, Ulusalcısıyla, fahişesiyle, lgbtcisiyle… ‘’öteki’’ diye, anlama çabası içinde olunması gereken birileri olduğunu, emekçinin emeğinin ne kadar kutsal olduğunu, emeğin nasıl gözümüzün önünde bizim müslüman bildiklerimiz, vakti zamanında ‘’emekçinin hakkını alnının teri kurumadan ver ! ‘’ sloganını dilinden düşürmeyenlerimizce ihanete uğradığını, yerinden yurdundan edilen milyonlarca mültecinin zavallı birer siyaset meta’ı olarak kullanılmasının iğrençliğini… ve daha yüzleşmekten deliler gibi korktuğumuz pek çok gerçeğimizi büyük bir cesaret ve dürüstlükle yüzümüze çarpıyorlar. Bizi gerçekten ‘’ rahatsız ediyorlar ‘’.

     Elbette bu gençlerin de desteğe, yardıma, bizlerin tecrübesine, bir zamanlar sahip olduğumuz ama pek çoğumuzun artık kaybettiği güzel hasletlere ve güzel amellere dair daha duyarlı hale gelmesine de ihtiyaç var. Ama artık teheccüde kalkıp gözyaşı dökmeyen, ruhları olgunlaştıran nafile oruçlar tutmayan, namazlar kılmayan, şüpheli olandan uzak durmayı unutan bizlerin çocuklarımızdan bunları beklemesinin de tuhaf bir durum olduğunu görüyoruz değil mi ? Eğer bir yandan da böyle bir zaaf görüyorsak (ki var bence de) önce kendimize çeki düzen vermemiz gerektiği ortada değil mi ?

     Şahsen ben pek çok ebeveyn tarafından diğer bir ‘’kayıp gençlik’’ grubu olarak görülen bu yiğitlerden İslam’ın bu yeni (gibi gözüken ama aslında ta kendisi olan ) yorumunu dinlememize ve öğrenmemize çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Ama bu tercihin rahatımızı çok kaçıracağına, kafamızı kuma gömmekten vazgeçmenin çok ızdırap vereceğine de şüphe yok.

     Rahatsız edilmeye kendinizi açmaya var mısınız ?

Yorum Ekle
Yorumlar (12)
Cavit Okur | 25.01.2021 21:55
Eski islamcıların kendisi kayıp.!...
hüseyin sevim | 25.01.2021 16:03
ebubekir abim, seni duymak ne güzel !
Şeyhmus Bickioglu | 24.01.2021 14:18
Eski islamcıların kendileri kayıp önce onları bulmak gerekir.
Ebubekir Doğan | 21.01.2021 21:31
Bir nesli yaşlanmış nesil olarak anlatırken -ki o nesil biz oluyoruz- kendini de o nesilden saymış olmana önce bayağı şaşırdım. Sonra Hüseyin lisey bitireli 40 yıl geçtiğini hatırladım.:)) Ellerine yüreğine sağlık. Güzel bir yazı olmuş. Önceki yazılarını da çok takdir ettim. Basiretin anahtarı samimiyettir. Samimi ve hasbi olunca her şeyi işine geldiği gibi değil, tüm çıplaklığıyla görür ve anlatırsın. Yaptığın tam olarak bu.
Cuma Doğan | 21.01.2021 20:42
Güzel bir yazı ,yorumlarda güzel
Ali Dalaz | 14.01.2021 12:42
Hüseyin abi, kalemize sağlık
Hakkı KÜÇÜK | 14.01.2021 12:40
Bizi rahatsız edenlerin çoğalması umuduyla
Ali Dede | 14.01.2021 10:29
Tespitlerin yerinde olduğu görülüyor. Devlet düşmanlarının çoğu devletçi oldu. Yazı içeriğinde yer aldığı gibi düşman olunan devlet ile sahiplenilen devletin aynı olmadığı bilinen bir gerçeklik. Yazı içeriğinde eksik olan bir konu var. Teorik yönü ile muhalif kalabilen Müslümanlar. Bu ekibin gücünü, etkinliğini, etkisini hafife almamak gerekiyor. Bu grubun deneyimleri, niteliği ve dinamizmi gelecek yeni nesilleri nasıl etkiler, bekleyip göreceğiz.
hüseyin sevim | 13.01.2021 22:12
Öncelikle Sevgili Süleyman abi büyüğümüz başta, Gülsüm hanıma da, Ayla hanıma da değerli yorumları için çok teşekkür ediyorum. Ayla hanımın itiraz ettiği hususta kendisine hak veriyorum. Buradaki meramımı yeterince açık anlatamadığım gözüküyor. İnşaallah bir sonraki yazımda hassaten bu husustaki düşüncemi daha net izah etmek için bir gerekçe olsun bu. Allah'a emanet olunuz.
Süleyman ARSLANTAŞ | 13.01.2021 07:58
Önemli bir makale ve iki güzel yorum.Yazarımıza da,yorumcularımıza da teşekkürler.
Gülsüm Öztürk | 12.01.2021 23:44
Hocam güzel tespitleriniz için teşekkür ederim, evet bizler Allah ile bağlarını zayıflamış ebeveynler olabiliriz ancak bunun karşılığının onların bize İslam diye sunduğunu sentezleri kabul etmek olduğunu düşünmüyorum. Malesef her kesimi kucaklayan İslam tespitinize katılmıyorum. İslami muhafazakar kesimin sesi olmaktan utanır şekilde uzak duruyorlar. LGBT veya Kürt veya kadın hakkını savundukları kadar bu mecranın yanında olduklarını gözlemlemiyorum. Ben de akpartili görülmekten rahatsızım ama bu beni yeni bir İslam sentezine götürmüyor. Kur'an ve sünnete dayalı İslam anlayışımızı yaşadığımız zamana en iyi nasıl yansıtabiliriz kaygısına iletiyor. Acaba biz yaşayamadığımız İslam'ın acısını çocuklarımıza bakın biz o kadar da kötü müslümanlar değiliz, özgürlükçü ve yenilikçiyiz diyerek bastırmaya mı çalışıyoruz?
Ayla Güneş | 12.01.2021 21:14
teşekkürler sayın yazar, gerçekten önemli bir durumu tespit etmiş ve gözümüze sokmuşsunuz. Şu cümlenizi yine de size sormak gereği duyuyorum: Gelinen noktada, sahip oldukları entelektüel birikim, onları belki dar / örfi / yerel İslam yorumlarından kurtardı ama... SAYIN YAZAR, buna gerçekten inanıyor musunuz? Ben buna hiç inanmıyorum. Neye bakarak bu karara vardınız bilemiyorum benim gördüğüm: Benim oğlum bina okur, döner döner gene okur. Dar kalıplarda değişen hiçbir şey yok, isteyen kendisinin ailesinin bireylerine yaklaşımına bakarak kendisinin, oğlunun, kızının, karısının, gelininin, damadının helalleri ve haramlarının aynı olup olmadığının değerlendirmesini yapabilir. Bence biz Allah'ın rahmetini celbedecek durumda değiliz. Hatta korkuyorum, kıyamet günü: 'Hayır Yarabbi vallahi biz müşriklerden değildik.' diyen müşriklerden mi sayılacağız acaba diye... selamlar ve saygılar...