metrika yandex

Elmas Sömürge Türkiye Duruşmaları-9

Mehmet Yavuz AY

23.01.2021

Elmas Sömürge Türkiye Duruşmaları-9

Ermeni Harekâtı İçin Tekrar Müracaat..

https://www.hertaraf.com/resimler/haberler/elmas-somurge-turkiye-durusmalari-9-7992.jpg

(…) Ermenilere karşı hareket meselesini kurmaylarımla 9 Mayıs’ta bir daha inceledim. Çoğunluk Gürcülerin Ermenilerle birlikte hareketinden endişe ediyordu. Bunun halen olamayacağını isbat ettim. Ve 6 Mayıs tarihiyle istenilen görüşlerimi aşağıdaki şifre ile bildirdim.

Erzurum / 9 Mayıs 1336 (1920)

Büyük Millet Meclisi Riyâset-i Celîlesi’ne,(Büyük Başkanlığına)

5. Esasen Brest-Litovsk Muahedesi (Antlaşması) mucibince (gereğince) bize ait olan ve hemen ehl-i İslâm’dan (Müslümanlardan) ibaret olan elviye-i selaseyi ( üç liva: Kars, Ardahan, Artvin) işgal etmek hakkımızdır. Çünkü Bolşeviklerle bu muahede yapıldığı gibi İslâm Kars Şurası tıpkı İstanbul’daki Meclis-i Millîmiz gibi süngü ile dağıtılmış ve bir senedir ehl-İslâm’a katliâmlar durmamıştır. Arpaçayı'na kadar  harekâtımız şimdilik götürülmese bile en az elyevm (bugün)  zaten bir seneden beri İslâm hükümetlerinin elinde bulunan ve esas itibariyle Aras-Kars çayı-Allahûekber dağı hattına kadar yapılması zaruridir. Esasen Ermenistan bugünkü şekli ile de kalsa veya Bolşevikler tarafından bel’ ve ilhak (yutma ve kendi topraklarına katma) olunsa bizim şimdiki 93 hudud-ı hakanîsi (Osmanlı Devleti sınırı) mahz-ı (tam)felâkettir. (Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, c. 2,s.11, 13)

 

Doğu Harekâtı Hakkında Ankara’nın Cevabı

Ankara / 13 Mayıs 1336 (1920)

15.Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri’ne

(...)

2. Ermenistan’a taarruz hareketimiz İtilâf devletleri ve Amerika ilân-ı harb kabul edecek ve ihtimâl ki memleketin aksam-ı garbiyesinden (batı kısmından) ve ağleb-i ihtimâl (büyük ihtimalle) Trabzon’dan taarruza geçeceklerdir. Bu umumî işgale karşı şark harekâtına iştirak eden kuvvetlerimiz garbi siyanet (batıyı koruma) için  ne kadar zamanda serbest kalabileceklerdir.

3. Trabzon’a terkolunacak kuvvetin bir İngiliz ihracına (çıkartma) mukabele ve müdafaaya kifayet(yeterlilik), edememesi halinde bütün memleket dahilindeki tereddüdün aleyhimize inkışâfı (gelişmesi) varid-i hatır(akla geliyor) oluyor.

4. Hey’et-i Vekile’nin (Bakanlar kurulu) ve hattâ bir dereceye kadar Büyük Millet Meclisi kararını istihsal etmeden(vermeden) harekete geçmek mes’uliyetini mahzurlu görüyorum. (…) Mevcudiyet-i milliyemizi tehlikeye vazedecek bir mahiyette olacağı bedihi (açık olan) bulunan San Remo mukarreratının da(kararlarının) yakınlarda tebliği muntazır(bekleyen) ve binaenaleyh(bundan dolayı) mecliste karar ittihazı (kabul edilmesi) karibdir (yakındır) efendim.

Büyük Millet Meclisi Reisi / M. Kemal

Mustafa Kemal Paşa’nın cevabı ile benim şu cevabım umumî  vaziyeti ve kendi vaziyetimizi ne kadar aykırı gördüğümüzü pek açık olarak göstermektedir. Mustafa Kemal Paşa meclis reisi olmadan hiç de benden aykırı düşünmüyordu. Bilâkis Hey’et-i Temsiliye halinde iken kış ortasında –yakın mazimizde  bir Sarıkamış felâketi varken- hemen harekete geçmek için yazıp duruyordu. O zaman Ermenilerin   Gürcüler ve belki de İngilizler tarafından daha hudud boylarında takviyesi de pek muhtemeldi. Trabzon’a  İngiliz, Amerikan debarkmanlarından korkulduğu bildiriliyor. Acaba Hey’et-i Temsiliye halinde iken bu daha muhtemel değil mi idi. (s. 26)

 

Elviye-i Selasenin Ordularımız tarafından İşgaline Ankara’nın Müsaadesi

Ankara / 6 Haziran 1336 (1920)

15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri’ne,

Vaziyet-i tedafüyemizi ıslah maksadıyla Soğanlı geçitlerini işgal etmek için kıtaat-ı askeriye ile ilerlemek hakkındaki 4 Haziran 1336 tarihli 15. Kolordu Kumandanlığı’nın teklifi Vekiller Hey’eti’nce tedkik edilerek muvafık (uygun) görülmüştür.

Büyük Millet Meclisi Reisi / M. Kemal

7 Haziran’da seferberlik emrini verdim.

(…) Kars ve havalisinden Batum’a Ermeni ve Rum muhacirleri gelmektedir. (…) Rum köyleri Bolşeviklerin yaklaşması üzerine Batum’a savuşmaya başladılar. (…) Ermenilerden gidenler de zengin kimselermiş. Kıymetli mallarını alarak Amerika’ya savuşuyorlarmış.

(…) Yine kurmay subay noksanı görüldüğünden Millî Müdafaa’ya bildirdim. Bilhassa kurmay subaylardan İstanbul’dan çıkmayanlara karşı insan daha fena düşünüyor. 16 Mart’a kadar  haydi ne ise, vaziyet görülmedi desinler, fakat Anadolu’da millî hükümet kurulduktan sonrası ne kadar ayıp şey. (s.70-73)

 

Mustafa Kemal Paşa’ya Cemal Paşa’nın Moskova’dan Mektubu

(…) 27 Mayıs 1920 Perşembe günü öğle vakti Moskova’ya geldim. Doktor Bahaddin Şakir ve  Bedri beyler de benimle beraberdirler. Buraya gelir gelmez Halil Paşa’nın Doktor Fuat Bey’le beraber bizden evvel buraya gelmiş olduklarını ve üç-dört gün evvel sizin tarafınızdan bir kurye zabiti geldiğini haber aldım. Bizi de onların sakin olduğu binaya misafir ettiler. Mücahedatınızda (savaşınızda) ne büyük bir azim ve iman göstermekte olduğunuzu kemal-iftiharla (büyük şeref) öğrendim. Zaten sizden intizar olunan hareket de bu idi.(…) Bolşevik Rusya hükûmetine yazdığınız teklifnâmeyi (teklif mektubu) okudum.

(…) Ben, Talat ve Enver paşalarla müzakerelerim Talat Paşa’nın Roma’da Edib Bey’le mükâlematı, sizin Bolşevik hükûmetine yaptığınız ilk teklif ve kendi mütalâat-ı hususiyeden (özel inceleme, düşünme) mühim olarak Ruslara yapmak istediğim teklifâtı biri açık ve diğeri hafî (gizli) olmak üzere iki itilâfnâme suretinde yazdım.

(…) Binaenaleyh size tekliflerim şudur: Hemen Moskova’ya sefir (elçi) gönderiniz. (…) Saniyen (ikinci olarak) burada büyük nüfuzu havi olan (toplayan içine alan) Rusların Üçüncü Enternasyonal reisi Kamarad Radek size şöyle bir teveccühde (yakınlık, sevgi) bulunuyor. Türkiye’nin garpteki mevki-i manevisi Ermeni   mes’elesinden dolayı gayet naziktir.  Bugün Rusya dahilinde teşekkül etmiş olan Ermenistan’a Türkiye arazisinden ufak bir fedakârlık yapacak olursanız bu fedakârlık sizin mevki-i manevinizi son derece takviye edecektir.(s. 87-88)

İttihad ve Terakki reisleri gibi bütün kâinatın nefret ve kinlerini kendilerinde toplamış olan kişilere böyle mühim teklifleri, hem de Millet Meclisi Başkanı olan kişinin yapmasına hayret ettim. Bir zamanlar gurur ve azametinden burnunun ötesini göremeyen Cemal Paşa’nın ise bugünkü felâketimiz karşısında bir tarafta sessizce tövbekâr kalacağına yine idraksizce hareketlere giriştiğini bu tafsilâtlı mektubiyle bizlere öğretiyor.(…) İttihad ve Terakki’nin Bahriye nazırı ve Suriye ve Filistin’in sorulmaz hâkimi olan bu Cemal Paşa’nın cüretli ve şiddetli tabiate rağmen geniş bir muhakeme ve ileriyi görme hassasına(yeteneğine, özelliğine)  malik olmadığını Balkan seferlerinden beri daha yakından bilirim. (s. 87-89)

(…) Bu Nahcıvan havalisi tamamen Azeri Türk’tür. Umumî Harb’de (Birinci Dünya Savaşı) tekrar tekrar yazmama rağmen Karabağ hareketi yapılmadığından Azerbaycan’la arasında bir Ermeni bölgesi bırakıldı. Bizimle de arada İran hükûmeti var. (…) Fakat 24 Temmuz’da Ermeniler bir zırhlı tren ve ve bir batarya koruması  ile yaptıkları taarruzla, (…) Müfrezemiz tamamen Aras nehrinin batısına yani İran arazisine çekilmiş.(…) Ermeni birliklerini oyalamakla beraber Kızıl Ordu müfrezesinin süratle Nahcivan’a getirilmesi ile katliâma uğramamalarını Nahcivanlılara  ve müfrezemizin şimendifer hattı Aras kıyısından geçtiğinden hat boyunca Ermenilerin hareketini önlemelerini bildirdim.

Temmuz’un 28’inde bir Kızıl müfreze Nahcivan’a geldi. (…) Artık Nahcivan’ın bedbaht halkı Ermeni katliâmından kurtulmuştu. (s. 113)

 

Batı Cephesi Hükûmet Merkezinin Sivas’a Nakli Meselesi

2.3.1336 (1920)

Şark Cephesi Kumandanlığı’na,

1.Düşmanlarımızın kuvve-i mukavemetimizi kırmak ve muahede-i sulhiye (barış antlaşması) ahkâmını(hükümlerini) cebren(zorla) kabul ettirmek için ciddi teşebbüsatta bulundukları anlaşılıyor.

3. Eskişehir’in ziyaı halinde Ankara’da merkez-i hükûmetin serbest ifâ-yı (yerine getirme) vazife edebilmesi kesb-i müşkilât (zorluk çıkarma, sorun üretme) eyleyeceğinden ve böyle bir zamanda Ankara’dan dahile çekilmenin mâneviyat üzerinde icra edeceği sû-i tesirat (kötü etkileri) derkâr (bilindiğinden) olduğundan buna mahal bırakmamak üzere merkez-i hükûmetin şimdiden Sivas’a nakli Hey’et-i Vekile kararı ile tasvib edilmiştir.

Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye Reisi / İsmet

Hükûmetin Sivas’a nakli kararı gariptir. Daha Eskişehir düşmeden ve ordumuzun ve düşmanın ahvali gelişmeden buna ne gereği var? Vaktiyle Sivas’ın ehemmiyeti hiç görülmüyordu. (…) Hakikat şudur: Vaktiyle Sivas’ta oturmaktan korkuluyordu. Şimdi de Ankara’da! (s.153-155)

Ankara sarhoşluk, kumar, sefahatin de bilhassa Mustafa Kemal Paşa’nın muhitinde pek ileri gittiğini bir çok ağızlardan dinlemiştim. Benim hakkımda Mustafa Kemal Paşa’nın muhitinden: Müstebit, haris, insafsız…gibi hiç de bende bulunmayan vasıfların propaganda edildiğini de dinlemekteyim… Vaktiyle İsmet Paşa’ya Mustafa Kemal Paşa’nın karargâhı için yazmıştım. Ankara muhiti şöyle imiş böyle imiş diye yapacak bir şeyim yoktu. Esasen İstanbul ve İtilâf kuvvetleri de Ankara için müthiş propaganda yaptıklarından bana düşen vazife, dedikoduları doğuya yaymamak idi. Böyle bir hengamede Mustafa Kemal Paşa’nın benden kuşkulanması başladığımız millî işin iyi sonuca ulaşması için tehlikeli idi. Ben onu kuşkulandıracak bir şey yapmamıştım, benim varlığımdan onun veya bazı riyakâr ve ehliyetsiz- daima bu gibi kimseler rical arasına fesat tohumunu ekmişler ve hatta biçmişlerdir- kimselerin kuşkulanmasına da sebeb yoktu. (s. 330)

Benim ne Ankara’ya ve ne de Millî Müdafaa Vekâletine gelmek isteğinde olmadığımı, aksine böyle bir çağırmayı iyi karşılamayacağımı cevaplarımdan anladılar.(…) Zorunluk ancak askerî veya siyasî bir vaziyet olabilirdi.(…) Israr olunursa Edirne meb’usu olarak meclisde çalışmayı tercih edecektim. (s. 337)

Zaferden sonra müthiş işler. Sakarya zaferinde mirlivalıktan müşirliğe (mareşallığa)  ve gazi ünvanına birden yükselen Mustafa Kemal Paşa son bir zaferle Yunanlıları Anadolu’dan kovduktan sonra da tabiî bir mükâfat -en büyük olması tabiî- isteyeceği ve istemese dahi gerek  eski ve gerekse yeni başlayan asalak çevresi kendi hayat ve istikballerini ebedî temin için ona en mühim bir mükâfatı vermek isteyecekleri tabiîdir. Birden mareşallik ve gazi ünvanını Millî Meclise müşterek imza ile teklif eden Fevzi ve İsmet paşalardır.

Sakarya zaferine kadar Vahdeddin’e müthiş yetkiler isteyen, selâtin camilerine beş vakitde gitmeyenleri zorla lânetleyen ve Kuvay-ı Milliye’yi Yunan garsonları, Bulgar çobanları, Rumeli katilleriyle bir hizada gördüğünü Dergâh gazetesinde yazmak küstahlığında bulunan bir…(bu Falih Rıfkı Atay’dır)bugün Kemalist tabirini alkışlayarak Akşam gazetesinde Mustafa Kemal’e tapmaya başlıyor. Gazi’nin etrafındaki mutaassıb hocalar, sefahate düşkün bazı kimseler zaten bir halka olmuş kendisini iki uca itip kakarken bu yeni asalaklar alayının da eklenmesiyle kurtarmaya çalıştığımız istiklâl ve hürriyetimizin müstebit, berbat bir idare şekline dönüşeceğinden endişe etmemek mümkün değildir. Fakat şimdiki halde yapılacak fazla bir şey görmüyorum. Yalnız Kemalist tabirinin yayılmasını tehlikeli görüyorum. Bunun için 13 Şubat 1922 Varlık gazetesinde yine Sarıkamış makalesini bu esas üzerine yazdırttım ve şu cümleleri kaydettirdim: “Batının bugünkü varlığımızı, geçen devrelere benzetmek istemesindeki hedefi görelim ve Türk’ün  bu varlığına Kemalist nâmını vermekle, ne zehirli maksatlar güttüğünü  bilelim. Kemalist tabiriyle bir taraftan Türk varlığını şahıs ile geçerli göstererek milletimizi âleme gelişmemiş tanıtmak suretiyle idrakini küçültmek ve diğer taraftan da bu varlığın bütün milletin imanına değil herhangi bir başa bağlı bir parti bir çete vaziyetinde ilân ederek bu istiklâl ruhunun bütün İslâm milletlerine yayılmasına meydan vermemek korkusundandır.

Karabekir Paşa, “Kemalist tabirinin  sakatlığını 1922 senesi nihayetinde  Bursa’da Gazi Paşa’ya Fevzi Paşa’nın yanında izah ettim. Hiç ses çıkarmadı” der.(s. 343)

 

23.01.2021, Kardelen/Ankara

Mehmet Yavuz AY

Yorum Ekle
Yorumlar (4)
Sadettin başgil | 29.01.2021 17:43
Güzel bir yazı daha. Bü ülkede yaşayan insanların nereden,nereye ne zorluklarla,mücadele ler vererek geldikleri aşikardır. Yabancı Emperyalist unsurlar hep kolay baş edebileceği bölünmüş zayif ülke konumuna düşürüp sömürü düzenlerine devam etmektedirler. Tek adam rejmi bunlardan biridir Bu şekilde istedikleri gibi kontrol altinda tutmayı başarmıştır. Hiç bir ya yabancı devlet(Araplar dahil) Türkiye gelişmesini istemezler. Para ve gücün etrafında dönen bir dünya düzeni. Milletin benimsediği lider hiç bir çıkar ve mefaat gözetmeyen lidedir. Avrupa ülkeleri ülkemizde bulunan 5 milyon suriyeli mülteci para ve gücü sayesinde ulkemizde tutmayı başarmıştır. Iktidar bu kozu devamı olarak Avrup devlerlerine karşı kullanmaktadır. Avrupa ülkeleri kendi çıkarları doğrultusunda tek adam rejmi çok işlerine gelmektedir. Her tür yolsuzluk, hukuhsuzluk ilimden,irfandan uzak yaşamalarını işlerini kolaylaştırmaktadır. Kemalist kavramını çok benimsemiyorum. Bu söylem yapılan yenilikleri aşagılama biçimidir. Oysaki bu bir sistem dir. Bir ulusun ayağı kalkışı ve baş kaldırışıdır. Mustafa kemal Atatürk iyi bir liderdir. Ülke olarak Ekonomi ve her alanda güçlü olmak lazım. Selamlar.
Mehmet Yazıcı | 29.01.2021 12:39
Teşekkürler
Abdullah Aydın | 24.01.2021 01:04
Kaleminize sağlık, teşekkürler.
Hidayet ÇELİK | 23.01.2021 14:20
O günlerde yaşananları ayrıntılı olarak gözler önüne seren güzel bir yazı olmuş. Emeğinize, kaleminize sağlık olsun...