metrika yandex

Elmas Sömürge Türkiye Duruşmaları- 15

Mehmet Yavuz AY

12.09.2021

Elmas Sömürge Türkiye Duruşmaları- 15

 

16 Mart 1920’de İstanbul işgal edilmiştir. O dönemi Falih Rıfkı şöyle anlatmaktadır:

“Nitekim 16 Mart İstanbul işgalinden sonra Mustafa Kemal Heyet-i temsiliyye’yi geçici bir hükümet olarak tanıtmak ve o vakit “meclis-i müessesan” denen bir “Kurucu  Meclis” toplamak ister. Bütün asker ve sivil  otoritelere, artık yetkili otorite biziz, İstanbul’la bütün ilgilerinizi keseceksiniz diye bildirir.

(…) Bazı irkilmeler üzerine ikinci bir bildiri ile Kurucu Meclis yerine olağanüstü bir meclis toplanmaya karar verildiğini söyler. Seçim 19 Mart’ta yapılacaktır.

(…) Mustafa Kemal’in son  İstanbul Meclisine güveni yoktu. (s. 242)

(…) 23 Nisan 1920 Cuma günü Cuma namazından sonra dinî  törenle meclis açılmış ve her idare merkezinde hatim duaları, Buhari-i Şerifler, minarelerde sala ve “sevgili padişahımıza sadakat” yeminleri ile aynı tören yapılmıştır. Meclis toplanır toplanmaz  “ilk ve son sözü Padişah ve halifeye bağlılık” olduğuna yemin edilmiştir! “Cenab-ı Hak ve Resul-i  Ekrem’i namına yemin ederiz ki padişaha ve halifeye isyan sözü yalandan ibarettir.”

(…) Mustafa Kemal ilk amacına  ermiştir. Bu da müfettişliğe verilen 20000 liranın artığı idi. Sonradan Diyanet İşleri Başkanı olan Rıfat Hoca tüccarlardan 6.000 lira toplıyarak kendisine vermişti. (s. 243)

Damat Ferit Paşa 5 Nisan 1920’de hükümeti kurmak için yeniden görevlendirilmiştir. Harbiye Nazırı Fevzi Paşa (Çakmak)’nın ilişkilerini, Anadolu hareketine bakışını Falih Rıfkı şöyle anlatır:

“Eski kabine ile Harbiye Nazırlığından çekilen Fevzi Paşa bu hükümete de girmek için Boğaziçi komşusu Cemil Molla’nın aracılığını ister. Gerekçesi Anadolu ile ancak kendisinin başa çıkacağı, eski paşalardan hükümetin faydalanamayacağı idi. Cemil Molla gider, Damat Ferit’e bunu söyler. O da doğru bulur. Fakat padişah İngilizlerin Fevzi Paşa’ya güvenmediklerini söylemesi üzerine Damat vazgeçer. Fevzi Paşa da Beykoz’daki evine çekilir. İstanbul’dan Anadolu’ya adam kaçıran o çevre komitesinin başı kendisine gelir. Malta’ya sürüleceğini, en yakın kafile ile Anadolu’ya kaçmasını tavsiye eder. Fevzi Paşa’nın Ankara’ya gitmesi böyle olmuştur. Adapazarı ayaklanma bölgesi olduğundan Fevzi Paşa kendini götüren subayla, Geyve’de Ali Fuat Paşa (Cebesoy)’nın karargâhına gider. Ali Fuat, Ankara’ya haber verir. Mustafa Kemal, Fevzi Paşa’yı affetmez. Ali Fuat, İstanbul Hükümeti Harbiye Nazırının bile Ankara’ya gelip millî idareye katılmış olmasının çok iyi bir hava yaratacağını anlatarak, Mustafa Kemal’i caydırır. (…) Ankara’ya gider gitmez, gericilerin de hoşuna gider tipte olduğundan Fevzi Paşa’yı meclis kürsüsüne çıkarmış, İstanbul’u yerdirmiş, daha birinci günü hizmetine almıştır. (s. 244)

24 Nisan 1920’den beri Mustafa Kemal Paşa Meclis v e hükümet başkanı idi. (…) Mustafa Kemal’in başında Enver de bir derttir. İstanbul’dan kaçtığı vakit, kendi yerine Mustafa Kemal’i Harbiye Nazırlığına sağlık veren Enver,  şimdi Anadolu’daki millî kurtuluş savaşının lideri olmak hırsındadır. Mustafa Kemal’i, hâlâ başkumandan iken emri altındaki ordu kumandanı gibi görmektedir. (s. 253)

(…) Enver (1920) Mustafa Kemal’e bir mektup yollamıştı : “Bir hıristiyan kızıl ordunun yardımı kötü sonuçlar doğurur. Ben, Dağıstan ve Kafkasya Müslümanlarından  kuvvet toplıyarak ilkbaharda size yardıma geleceğim. O zamana kadar dayanın. Güçlükler içinde imişsiniz. Ruslardan medet ummayın. Masrafları kısmaya bakın!” Bu bir çeşit direktif vermekti. Ama 4 Ekim 1920’de amcası Halil Paşa’ya yazdığı mektupta içini açmıştır: “Yapılacak iş, Osmanlı saltanatını federasyon olarak yaşatmaktır.” (s. 254)

(…) Enver’in tasarladığı Arap liderleri ile anlaşarak Misak-ı Millî disiplini altındaki Anadolu kurtuluş savaşını, Irak – Suriye -Filistin –Türkiye arası bir federasyon yönüne çevirmekti. (…) Sonra Orta-Asya sergüzeştine atılarak Kızıl Ordu ile çarpışırken ölmüştür. 

İttihatçılar da Ankara’ya haber vermeden Ruslara yaklaşmak istemişlerdir. Fikirleri şu idi: Biz bu işi kendimiz başaramayız. Rus devrimine yanaşmalıyız. Müslüman dünyasında komünist devrimini örnek edinecek bir sosyalist ihtilâl yapmalıyız. Tarihe yeşil ordu diye geçen kuruluş bu düşüncenin eseridir. (s. 255)

(…) Falih Rıfkı, “Moskova’daki Türk komünistlerinin başı   “ Mustafa Suphi’yi anlatır. Devamında Rusya ile ilişkimizin nasıl olması gerektiğine dair akıl yürütmelerde bulunur: “Ankara Rusya ile anlaşmak zorunda idi. Silâhı ondan, parayı ondan bekliyor idik. Kafkasya’daki İngilizler iki komşuyu birbirinden ayırıyordu. (s.  256)

(…) 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi kurulduktan sonra Başkan Mustafa Kemal Paşa 29 Nisan’da Moskova’ya ilk telgrafını çekmişti. Meclis Rusya ile daha yakınlaşmak ve bir antlaşma yapmak üzere bir heyet yollamaya karar verdi.

(…) Mustafa Kemal, Moskova’ya “Emperyalist hükümetlere karşı Rusya ile işbirliğine Türkiye’nin hazır olduğunu, Ruslar Menşevik(Anti Bolşevik) Gürcistan’a karşı harekete geçerse, Türkiye’nin de emperyalist Ermenistan’a yürüyeceğini, Azerbaycan’da Sovyet yönetiminin kurulmasını kabul ettiğini” yazmış ve para yardımı istemişti. Çiçerin ise, Ermenistan, Kürdistan, Lazistan, Batum ve Trakya bölgesinde bir referandumdan söz etmesi Ankara’yı kuşkulandırmış, Kazım Karabekir’e beklemesi direktifi verilmiştir. Moskova’da 22 Temmuz 24 Ağustos arasında hazırlanan dostluk anlaşması, Dış işleri bakanı yoldaş Çiçerin Van, Bitlis ve Muş illerinin Ermenistan’a verilmesine bağlayınca, geri kalmıştır. Rusya o sırada Menşevik Ermenistan’la bir anlaşma yaparak Nahçıvan bölgesini ona bırakmıştı. 11 Eylül 1920’de bizim heyet Moskova’dan Kafkasya’ya inmişti. Bir milyon altın ruble, silâh  ve cephane yardımını denizden motörlerle alıyorduk. (s. 257)

24 Eylül 1920’de Ermeniler Sevres antlaşmasındaki büyük Ermenistan vaitlerine ve Yunan saldırısına ve Çiçerin’in Türk heyetine söylediklerine güvenerek ve dayanarak taarruza geçti. 30 Eylülde Sarıkamış’ı aldık. Ruslar ve Gürcüler anlaşmalı olduklarından ordu Kars’a yürümeği sakıncalı gördü. (…) Vekiller heyeti 11 Ekimde harekâta devam etmek kararını verdi. Kars’ı aldık. Gümrü antlaşmasını yaptık. Ermenistan’ın Bolşevikliği de sağlanmış olduğu için Lenin Mustafa Kemal’e dostça ve tutarca bir telgraf çekti. Menşevik Gürcistan elindeki Ardahan; Artvin, Ahıska ve Batum’u almıştık. Sovyetlerle antlaşma sonunda Batum ve Ahıska Gürcülere bırakılmıştır. (s. 257)

(…) Mecliste Mustafa Kemal’den kuşkulanan en tehlikeli ve azgın grup muhafazakâr takımı idi. Mütareke yıllarında Osmanlıca irtica dediğimiz gericilik İstanbul’da da, Anadolu’da da alıp yürümüştü. (s. 259) (…) İttihatçılar Şeriye mahkemelerini Şeyhülislâmlık dairesinden adliye dairesine taşımayı devrimsi bir hareket saymışlardı. Yukarda yazdığım üzere bu taşınma bile geri alınmıştı. İstanbul maarif nazırı okuma kitaplarından ”Türk” kelimelerinin kaldırılarak yerine “Osmanlı” sözü konmasını emretmişti. Ankara’da maarif vekilliği  resim dersini çizgi dersine çevirmiş, alabildiğine yeni medrese açmıştı. Anadolu’da Tanzimat’tan da öncesini hatırlatan bir hava vardı. Şair Akif, sarıklı hocalardan çoğu, Trabzon milletvekili Ali Şükrü bu grupta idiler. Ali Şükrü bir deniz kurmayı olduğu halde en azılı olanlardan biri idi.(…) İstiklâl  marşını yazan şair Akif mecliste bir daha ağzını açmıştı: Neden sivil gazete ”Hakimiyet-i milliyye” ye ödenek verilmiş de Şeriatçı Sebilürreşad dergisine verilmemiştir, kavgasında bu yardımı esirgiyenlere “Dalkavuklar!” diye bağırmak için! (s. 259)

(…) Men-i müskirat adlı içki yasağı kanunu deniz kurmayı Ali Şükrü’nün teklifi üzerine bir şeriat kanunu olarak çıkmıştır. (s. 260)

Falih Rıfkı, ülkemizin işgal altında olduğu dönemde bile Mehmet Akif’e, Topal Osman tarafından katledilen ali Şükrü’ye ve diğer muhafazakârlara saldırmaktan geri durmaz. Varlık mücadelesinde maddî manevî güç unsurlarının topyekün kullanılması gerekirken; yurdumuzu işgal eden haçlı güçlerinin sözcüsü gibi konuşmaktadır. Eski olan ne varsa nefret eder. Üsküdar’a tiksintiyle bakar. Objeler üzerinden İslâm’a saldırır. İşgalci güçlere söylemediklerini adeta bu ülkenin tüm değerlerine yöneltir: (…) “Üsküdar iptidaî, mutaassıp, garip ve henüz on yedinci asırda yaşayan bir yer. (…) Üsküdar mutasarrıfı şişman, tenbel ve yetersiz bir adam. (…) Padişahla birlikte kalanlar böyle işe yaramaz adamlar, iyi Türklerin çoğu Mustafa Kemal’le beraber.”

Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Bateş, İstanbul, 1984

 

13.09.2021, Kardelen/Ankara

Mehmet Yavuz AY

   

Yorum Ekle
Yorumlar (2)
Yavuz Soysal | 18.09.2021 12:06
Yakın tarihimizin bilinmeyenlerinden birisi de Kazım Karabekir paşa İstanbul'dan ilk ayrılan 15. Kolordunun başına geçen İstanbul'da kalan paşaları milli mücadeleye çağıran Atatürk'e sahip çıkan Ermenilere karşı koyan ordusunun silahlarını teslim etmeyen ve ayakta kalan bölgesindeki Devlet memurunun maaşlarını ödeyen ve devlet gibi hareket eden paşa Kazım Karabekir Milli mücadeleye en son katılan İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak paşadır. Yakın tarih açıklamalarınız için Teşekkürler Selamlarımla
Abdullah Aydın | 16.09.2021 23:01
Kalemine sağlık, teşekkürler.