metrika yandex

DÜŞMAN RİSALESİ

Rüstem Budak

22.09.2021

"Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!.."
Necip Fazıl

Varlık alemi zıtlıkların birliği üzerine kurulmuştur. Bu zıtlıklar birbirini var eder, birbirini tamamlar, birbirinden ayrılır, kesişir ve birleşir.

Alemdeki bu zıtlık temelindeki ilişkileri belirleyen ana kavramlardan biri de düşman kavramıdır. Düşman özellikle de insan varoluşunun  istikametini ve mücadelesini belirleyici kılar.

Düşman kelimesinin sözlük anlamları şunlardır:
"- Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse, hasım, antagonist, dost karşıtı.
- Birbirleriyle savaşan devletler ve bu devletlerin asker, sivil bütün uyrukları.
- Aralarında birbirleriyle çatışmaya varacak ölçüde anlaşmazlık olan taraflar.
- Bir şeyin yaşamasına, barınmasına engel olan (güç, tutum vb.)
- Bir şeyi büyük ölçüde kullanıp tüketen kimse.
- Bazı şeylerden nefret eden, tiksinen kimse."

İnsan, var oluşunu ilk defa düşmanını tanıyarak ve tanımlayarak gerçek anlamda insani kimliğine kavuşmuştu.

Düşman, varlık aleminde kişi ve kurumlar arasında ilişki biçimini tanımlar. Bu ilişki biçiminin rengini, biçimini, tarzını, ruhunu belirleyen ana kodlardan biridir. Varoluşundan beri kendini tanımlamak için muhakkak bir düşmana ihtiyacı vardır.

Düşman ile var olur, düşmanı ile mücadelesi ile yürüyüşünü belirler, düşmanlar edinir, düşmanlarla savaşır, düşmanlarla işbirliği yapar, bazen düşmanını inkar eder, düşmanını tanımaya çalışır, düşmanlık planlarını görmeye ve onları boşa çıkarmak ister. Her an bu düşmanın varlığından rahatsızdır. Kendini emniyette hissetmez, sürekli gözler, tedbirler alır. 

Düşman belli olana kadar insanın imtihanı tam olarak başlamamıştı, ne zaman ki düşmanını tanıdı, o anda bu imtihanda başladı.

Düşmanların var oluşunun en ana sebeplerinden biri paylaşım sorunudur. Yeryüzü mülkünü paylaşmak, iktidar alanına taşımak düşman olmanın ana sebeplerinden biridir.

Düşman olmanın diğer bir sebep kibirdir. İnsan her an bir kıyas içindedir. Başkasının yaptıklarını gıpta ile değil kıskançlık ile değerlendirmeye başlar. Kendisini üstün göstermeye çalışır, üstünlüğü elde ettiğinde ise bu üstünlüğünü kanıtlamak için saldırır, yakar, yıkar ve yok etmeye çalışır. 

İnsanın ilk ve en büyük düşmanı en büyük düşmanı yine kendisi yani kendi nefsidir. İlk insan Adem’in tespit ettiği ve tanımladığı ilk düşman nefsi idi. Arzuları, çıkarları, şehveti, hırsı, öfkesi ile nefsi insanın en büyük düşmanı idi. İnsi ve cinni şeytanlar ise nefsin açtığı bu yoldan insana her an saldırır ve vesvese verip saptırarak nefsini ayartır. Nefsine esir olmuş kalbin ve aklın vesveseleri ile kendi nefsine yani düşmanına esir olur. Nefsini ilah edinenler kendini dost bildiğin nefsinin esiri olup büyük bir yanılgı içerisine girmektedirler. 

İnsanın kendi dışında ilk tanımladığı düşman şeytandır. Şeytan dışarıyı temsil eder. Dışarıdan planlanan, pusu kuran, saptırmaya çalışan, bozmaya çalışan bir varlıktır. Şeytanlaşmış akıl; hem insanlarda hem cinlerde bulunur. Bu düşmanlık ahirete kadar sürecektir. İnsanlar ile şeytan arasındaki bu düşmanlık; her nesilde yeniden boy vermekte, farklı yüzler, kimlikler, imajlar ile insanların önüne çıkmaktadır.  Şeytan; insanın topraktan, kendisinin ise ateşten yaratıldığını iddia ederek bir büyüklük- kibir mücadelesine girmiş, ardından kıskançlığının, bencilliğinin esiri olarak insanı kendine düşman edinmiş ve insanı saptırmak, aldatmak ve aldanışa götürmk için sürekli planlar kurmaya başlamıştır.

Allah; insanı ile şeytanı düşman kılarak büyük imtihanının parçası yapmıştır. İnsanı şeytana karşı uyarmış, şeytanın tehditlerinin, planlarının, oyunlarının farkına varmasını istemiştir. Şeytan bu düşmanlığını alenen ilan ederek insanın önünden, arkasından, sağından ve solundan yaklaşarak, insanı hakikat yolundan uzaklaştırmak için her türlü vesileyi kullanacağını da ilan etmiştir.

Sonraki yeni düşman aynı kandan, aynı ülkeden, aynı vatandan, aynı milletten olan ama kıskançlık ve kibrinden dolayı düşman olan kardeş...

Habil ile Kabil kardeş olarak doğdukları bu dünyada düşman olarak ayrıldılar. Kardeş olarak doğdular ama düşman olarak öldüler. Kabil; kardeşinin sahip olduğu değerleri kıskandı, onlara sahip olmak istedi ve onları ele geçirmek istedi.

Habil'in sahip olduğu değerlere onun gibi yaşayarak değil zorbalıkla, baskıyla, sömürüyle, tehditle ele geçirmeye çalıştı. Ele geçirmek için gittiğinde, ele geçirdiğini zannederek alçaklığın en derin noktasına düştü. Ve Kabil kardeşi Habil'in kanını döktü. Kabil'in bu yanılgısı, insanlığın en büyük yanılgısı devam ediyor. Sahip olduğunu zannettiği şeyde kendisinin yok oluşunu göremedi. Kabil'in soyu ile Habil'in soyu ilk defa insan olarak birbirine karşı düşmanlık besleyen soylar oldu. Halen bu savaş devam ediyor ve kıyamete kadar devam edecek.

İnsanlar çoğaldıkça ve kurumsallaştıkça, kulları kendisine kulluk ettirmek isteyen yönetici oligarşi(Firavun)... Allah'ın insanlığa düşman olarak tanımladığı kesimlerden biri de iktidar gücünü insanlar üzerinde zulme dönüştüren Firavun...

Firavuni akıl ve damar her zaman farklı isim ve coğrafyalarda karşımıza çıkar. Bu kendini büyük "Ben" olarak ilahlaştıran Firavuni akıl; mülkiyetin tek sahibi olduğunu iddia ederek, insanlığın sermayesini, emeklerini, terini, sömürerek kendisine bir varlık alanı oluşturur. Bu Firavuni akıl; mazlumların, mahrumların ve hakikat elçilerinin düşmanıdır, çünkü en büyük tehdidin onlardan geldiğini düşünür. 

Sistem içinde sömürüye dayalı bir yapı kurmaya çalışan sermaye sahipleri(Karun)... Sermaye sahip olmak, yönetmek, bunu paylaştırmak insanın en temel ihtiyaçlarındandır ama insan içinde öyle bir kesim var ki bu sermayeyi eline geçirip, haksız kazanç ile bunu biriktirip, insanlara vermeden sadece kendisi için toplayan Karunlar insanlığın emeğinin en büyük sömürücüsü ve bu yönüyle de en büyük düşmanlarından biridir.

Bürokratik statüko içinde çıkar ve korkularına göre hareket eden sivil- askeri- yargı bürokrasisi(Haman)... Yönetim içinde statükoyu, mevki ve makamı elde edenlerin oluşturduğu oligarşik yapılardır. Elde ettiği bürokratik hakkı veya emaneti insanlığın hizmetine değil belli bir grubun hizmetine sunarak halka hizmet değil halkın sömürüsüne dayalı bir anlayış ile hareket ederler. Hamani akıl, insanlar için olduğunu iddia edip halka rağmen, halka karşı bir mücadele yürütür. 

Bazen kendi uydurdukları din üzerinden bazen de tevhidi dini çizgiyi saptırarak hakim güçlere sistemlerini sürdürmeleri için destek olan dini sınıflar, kurumlar, kişiler(Bel’am)... İnsanoğlu tarih boyunca sürekli bir hayat sistemi arayışı içindedir. Bu hayat sistemi içerisinde hakikati, adaleti, tevhidi arar ama insanlar içinde bir grup inanılan din ve ideolojileri kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda değiştirerek veya bunu belli güçlerin payanda sıkılarak bu mesajları hakikatleri örtmeye, insanları köle bir hayata mahkum ederek kendi konumlarını sürdürmeye çalışırlar. Belamlar insanlık için en sinsi düşmanlardan biridir çünkü din ve ideolojiyi saptırmak, bir kısmını gösterip bir kısmını örtmek, belli çıkarlar uğruna söylemleri değiştirmek, herkesin fark edebileceği bir süreç değildir.

Allah'ın peygamberleri vasıtasıyla indirdiği dini, kitabı ve hakikati, daha sonra kendi heva, sevgi, çıkar ve korkuları uğruna değiştirerek, Allah'a aitmiş gibi kendi akıllarında ki dini uygulamaya çalışanlar... Tevhid çizgisinden saparak ve insanları saptırarak hakikatin kendileri olduğunu iddia eden insanlar...
Allah adına konuşmayı, Allah adına hüküm vermeyi severler. Söyledikleri ve yaptıkları Allah'a aitmiş, Allah söylemiş gibi hareket ederek aslında ilahlık taslamaya başlarlar.

Bilgiyi; hakikate, adalete, özgürlüğe yönelmeye ve tanımaya vesile kılmayan bilginler, filozoflar, aydınlar, bilim adamları, yazarlar, şairler... İnsanlığın en büyük düşmanı cehalettir. Сahil kaldığı bir alanda veya bırakıldığı yerde hakikat ortadan kalkar, zulüm başlar. Сehaletin sürmesi, egemenliğin devamını kolaylaştırır. Bu hakikatin perdesini açmayıp, insanları kör cehaletin karanlığında bırakan aydınlar, yazarlar, bilginler, filozoflar  insanlığın en büyük düşmanlarından biridirler. Bu cehalet örtüsünü yırtıp atarak, bu düşmanı ortadan kaldırmak için mücadele eden elbette nice aydınlar, filozoflar, bilginler de vardır.

Allah’a, hakikate, adalete, özgürlüğe düşman olan kapitalizm, sosyalizm, liberalizm, faşizm, ateizm, deizm gibi dini çizgiler ve müntesipleri... İnsan sürekli kurtuluş ve kuruluş ideolojisi çizgisi arar. Bu kuruluş ve kurtuluş din- ideolojileri insanlık için her zaman vardır ve farklı isimlerle de olsa sürekli yeniden oluşmaktadır. İnsanlar, bu din ve ideolojilere inanır, yaşar ve ölürler. Çoğu kez de bu din ve ideolojilerin insanlık için en büyük tehdit, saptırıcı ve aldatıcı bir mesaj olduğundan habersizdirler. Öyle ki, insanlık için gibi görünen bu din ve ideolojilere inanan bunlara göre yaşayan insanlar nasıl bir aldanışın ve yanıldın içerisine olduklarını göremezler. İnsanlığın en büyük düşmanı olan bu din ve ideolojileri tanımak ve ne olduğunu ortaya çıkaracak bir ferasete, basirete ve hikmete ihtiyaç vardır. 

Düşmanını dost bilenler... En trajik olan ise bunlardır. Zulüm üreten sisteme payanda olan bilgisiz, bilinçsiz olarak gönüllü ve zorunlu köleler... Kendisine en büyük düşmanlığı yapan kişi ve kurumlara teslim olan onları boyunduruğundan çıkmayı akıl edemeyen hatta bu boyunduruktan çıkmaya gayret edenleri ezmeye çalışan kesimlerde vardır.

İnsanlığın asıl düşmanları, onların dostu olduğuna dair yeminler ederler. Kurdukları planlar belli olmasın diye imajlar, algılar ve olgular ile sürekli insanları oyalarlar.
İnsanlar ise düşmanın varlığını sezmeden, düşmanın projelerine teslim olur ve düşmanı kendine dost bilir. Bu gönüllü köleler, kölelik ettikleri sistemlerin düzenlerin bir parçasıdır ve kapıldıkları büyük aldanışın farkında değillerdir. Hakikat perdesini aralamaya çalışanları da düşman bilirler, kendini kurtarmaya çalışan eli keserler. Çünkü yönetimler onları daha kolay yönetmek için böler ve zulüm ile itaate zorlar.

"Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.

Biz ise, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (mukaddes topraklara) vâris kılmak istiyorduk.

Ve o yerde onları hakim kılmak; Firavun ile Hâmân'a ve ordularına, onlardan (İsrailoğullarından gelecek diye) korktukları şeyi göstermek (istiyorduk).(Kasas 4-5-6)

Oysa Allah'ın muradı başkaydı. Allah onları bu cehalet, baskı ve zulüm perdesini yırtarak hakikat ehli olanlarla birlikte yürümeye, boyunduruktan kurtulmaya, onları özgürleştirmeye çağırıyordu.

Bu kesimlerin ahiretteki durumu ise daha içler acısıdır. Dost bildikleri düşmanların kendilerine nasıl terk ettiklerini yalnız bıraktıklarını sahip çıkmadıkları nı acı bir şekilde görecekler. "O gün Allah onları çağırarak: Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz hani nerede? diyecektir.

(O gün) aleyhlerine söz (hüküm) gerçekleşmiş olanlar: Rabbimiz! Şunlar azdırdığımız kimselerdir. Biz nasıl azmışsak onları da öylece azdırdık (yoksa onları zorlayan bir gücümüz yoktu. Onların suçlarından) berî olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslında bize tapmıyorlardı (kendi arzularına tapıyorlardı), derler.

 "(Allah'a koştuğunuz) ortaklarınızı çağırın!" denir, onlar da çağırırlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve (karşılarında) azabı görürler. Ne olurdu (dünyada iken) doğru yola girselerdi!" (Kasas 62-63-64)
İnsanın trajedisi burada bitiyor. Yıllar yılı uğrunda ömrünü, emeğini, gücünü verdiği, teslim olduğu, mücadele ettiği ama sonunda kendi karşısına düşmanı olarak çıkan, onu yalnızlığa terk eden, hiçbir yardımı dokunmayan, ilahların- düşmanların varlığını gördüğünde insan için artık yapacak hiçbir şey yoktur.

Düşman; her an saldırı halinde, pusu kurmada, fitne üretmede, manipüle etmede, yalan söylemede, zulüm işlemede...

Uyumak, uyuklamak, gaflete düşmek, aldanmak, sorumlulukları ertelemek yok...

Düşmanını tanı!
Düşmanını sevme!
Düşmanına saldır!
Düşmanını durdur!
Düşmanını unutma!
Düşmanını gerilet!
Düşmanını zayıflat!
Düşmanına benzeme!
Düşmanından kaçma!
Düşmanından korkma!
Düşmanına karşı sabret!
Düşmanına boyun eğme!
Düşmanını hidayete çağır!
Düşmanının planlarını boz!
Düşmanına karşı tedbir al!
Düşmanına fırsat verme!
Düşmanlarına karşı hazırlan!
Düşmanın ile hikmet ile mücadele et!

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
AAkcan | 24.09.2021 13:02
Şeytan insanın tanımladığı bir düşman değil, Rabbimizin Kur'anda tanıttığı bir düşmandır. Selametle...