metrika yandex

Çift Yönlü Cinsel Şiddet Kıskacında, Dindar Erkek

Ahmet Hakan ÇAKICI

17.04.2021

Çift Yönlü Cinsel Şiddet Kıskacında, Dindar Erkek  
 
Kapıdan girdiğinde yüzü asıktı Ali amcanın. Kendi kendine biri ile tartışıp duruyordu. Ferit amcanın aksine çok uyumlu ve munis bir yapısı vardı. Muhabbet ilerleyince, “Akşama gelin, yarenlik edelim, mangalda çay demleyim size. Köyde kalıyom, yalnızım” dedi. “Hayırdır. Teyze gelmiyor mu seninle köye?” dedim. Yumuşayan kaşları, yine çatıldı: “Yok beyaa” dedi, “Ben ona küsüp gidiyom köye”. “Küsme teyzeme! Bu yaştan sonra yalnızlık hiç çekilmez” dedim. “Öyle, öyle de” dedi “Yahu! 40’ını geçtikten sonra beni asker arkadaşı ilan etti; “yazın sıcak, kışın soğuk” der yanına komaz. O kendini emekli etti ama ben emekli olamıyom ki. Bağırıp çağırsam, rezalet çıkıcak. Kimseye derdimi de anlatamam bu yaşta. Ben de küsüp gidiyom köye. Onun da canına minnet!”
 
Ferit Amca girdi söze: “Bizimki de her akşam başka bir yerde uyuya kalır, kendi yatağı hariç. İnsan bir gece, iki gece bir yerlerde uyuya kalabilir ama bütün sene olmaz ki”. “Ya amca, sabah namazına kalkıyordur yenge hanım. O zaman yakalayamıyor musun?“ diye muzipçe sordum; “Kadından evliya, koyma avluya” dedi. “Benim onu beklediğimi anladı mı, ne namazı biter, ne tesbihi” deyince; beni çok rahatsız eden bu sözün, hangi bağlamda neye işaretle kullanılmış olduğunu da öğrenmiş oldum.
 
Bu olay uzun bir süre önce şahit olduğum bir başka olayı hatırlattı bana: 60 yaşlarında bir beyefendi derslere gelip gitmeye başlamıştı. Birkaç ders gelip gittikten sonra dükkâna geldi: “Benim bir sorunum var” dedi. “Buyurun” dedim. “Benim hanım, hastalık hastası. Şekeri, böbreği, tansiyonu ne istersen var. “Sıkıntı veriyorsun” diyerek yatağı ayıralı yirmi seneye yaklaştı. Baktım ki başa çıkamayacağım, bir hanım arkadaşı ziyaret etmeye başladım. Hanım da rahat etti, ben de. Ta ki, derslere gelene kadar: Sen Allah, kitap, din, iman, zina, Cehennem falan deyince bu hanımın yanına gidemez oldum. Şimdi ben ne yapacağım? Bana bir çözüm söyle.” Hiçbir şey söyleyemedim tabi. Aradan 5-6 sene geçti, bu beyefendinin hanımı kalpten vefat etti. Beyefendi de yeniden evlenmek için aracı olunan bir hanımla görüşmeye başladı. Durumu öğrenen üç kızı da ayağa kalkıp babalarına karşı çıktılar: “Sen bizim annemizin hatırasına nasıl ihanet edersin?”
 
Özellikle yaşı 40’ları geçmiş evli erkeklerin konuyu anladıklarını düşünüyorum ama görüldüğü gibi hanımefendilerin konuyu anlamakta bir miktar zorlandıkları da sanırım aşikâr. Şöyle anlatayım; nasıl ki, hanımların vücutlarından, işlevsiz kalan rahim duvarının ve yumurtanın adet kanaması ile düzenli şekilde atılması gerekiyorsa ve kadın bu durumda “Hayır! Ben adet olmayacağım” diyemiyorsa; erkeklerin de yumurtalarında biriken hücrelerinin (sperm) vücuttan düzenli atılması gerekir. Erkek de bu durumda “Ben istemiyorum!” diyemez. Bu, tıpkı adet görmek gibi vücudun doğal tepkisidir. Hâsıl olan bu zorunluluğu karşılamak için erkekler yaşına, sağlığına, yediklerine, havanın durumuna, yaptığı işe göre hemen her günden, ayda bire kadar değişen periyotlarla cinsel ilişki ihtiyacı duyarlar. Bu ihtiyaç kendini kasık bölgesinde şiddetli olmayan ancak huzursuz eden bir ağrı ve akıntı (mezi) ile belli eder. Ancak sorun sadece fizyolojik değildir, asıl sorun erkeği ruhen de yormasıdır: Huzursuzluk, sinirlilik, aksilik, tahammülsüzlük, cinsel objelere ve kadınlara karşı yüksek hassasiyet gibi ruha etki eden, onu yoran psikolojik etkiler de ortaya çıkar. 
 
Bu konuda ihmal edilen bir diğer nokta da kadınların yoğun olarak menopoz öncesi dönemde özellikle hamile kalabilecekleri yumurtlama haftasında hissettikleri cinsel birliktelik ihtiyacının; erkeklerde tüm zamana yayıldığı ve sperm üretiminin durmaması nedeni ile geç yaşlara kadar bu halin sürdüğüdür. 
 
Bu noktada seküler/laik/la- dinî erkekler için kadının isteksizliği ya da menopoza girip bu işlerden elini eteğini çekmesi durumunda ortaya çıkan problemi çözmenin pek çok yolu vardır: Kâr haneler, sosyal  medyadan temin edilmiş özel(?) arkadaşlar, porno, istimna (mastürbasyon), cinsel oyuncaklar, masaj salonları, barlar, diskolar vs. cinsellik ihtiyacı kabarmış seküler/laik erkeğin önüne konulmuş seçeneklerdir… 
 
Benim gözlemleyebildiğim kadarı ile seküler kesimde eğer erkek, “kadının ekonomik beklentilerini karşılıyorsa”, bu sıkıntıyı nasıl çözdüğü konusunu karıştırmama hususunda, kadınla arasında sessiz bir mutabakat devreye giriyor.
 
Ancak dindar erkek için böyle bir mutabakata imkân YOK! Zira onun tek bir alternatifi var: Nikâhlı karısı. 
 
Üstelik bu problem sadece yaşı kemale ermiş Müslüman erkeklerin sorunu da değil:
 
Kara yağız, bir seksen boylarında, renkli gözlü, atletik vücutlu, otuzlarının ortasında oldukça yakışıklı bir dostumuz otelde çalışıyordu (Alanya): “Abi inan istesem her güne bir kız ayarlayabilirim. Benim ayarlamam gerekmiyor, kendileri geliyor. Evdekinden çok daha güzeller. Rus’u, Moldovalısı, Estonyalısı, Çek’i, Fin’i tangalısı, üstsüzü. Yeminle söylüyorum, Allah şahit; birine bile elimi değdirmiş değilim. Amaaa eve gidiyorum, hanım evde benimle saklambaç oynuyor.
 
Ayağımın altına alıp çiğneyesim geliyor… Alınıyorum, küsüyorum, soğuyorum, eve gidesim gelmiyor. Tavır koydum, küstüm, yatak ayırdım… Bir işe yaramadı…”, “Konuşmayı denemedin mi?” diye sordum. “Denedim abi. Hatta Ünzile Girişgin’in “Cıs! Sakın Okumayın” kitabını okuttum. Sema Maraşlının, “Muhabbet Olsun”unu karşıma alıp, ona satır satır ben okudum. “Benden bu kadar!” deyip arkasını dönüp yattı. “Hiç mi faydası olmadı?” “Abi başta pijama ile yatardı yatağa. Şimdi çift kat giyiniyor. Bir de üstüne battaniyeden bozma bir hırka bulmuş, öyle giriyor yatağa. Ben bütün gün anadan üryan sere serpe yatan kızlara bakmayacağım diye kendimle savaşırken, o evde, “Aman bir yerimi gösteririm de herifin aklına bir şey düşer, banyo yapmak zorunda kalırım” diye korkuyor.”
 
Bir de “ağır ablalar” var.
 
Helalin kapısını kapamak, Haramın kapısını işaret etmektir!
 
Cinselliği, “çok ciddiye alınması gerekmeyen” bir ayrıntı olarak gören “Ben, adam sevinsin diye süslenecek, orasını burasını gösterecek bir kadın değilim. Bana ters!” diyen “ağır” hanımefendiler; TV’lerden, sosyal medyadan, reklam panolarından kocalarının üzerine boca edilen şehvetin, kocalarını neye davet ettiğinin, ona nasıl bir saldırıda bulunduğunun farkında değillermiş gibi duruyor. Ancak onlar kendi kocalarına ziynetlerini ikram etmekte hayli cimri davranırken; sokaktaki kanlı, canlı pek çok gerçek (Sanal olmayan) kadının onların kocalarına ziynetlerini, vücutlarının en mahrem yerlerine kadar hiçbir şeyi gizlemeden, cömertçe(?) sergilediklerini; onların gözlerini üzerlerine çekmeye, (dolaylı olarak uyarmaya) çalıştıklarını görmemezlikten, anlamamazlıktan gelmeleri sadece bir dalgınlıktan ibaretmiş gibi gelmiyor bana. Hâlbuki kocalarının onları seyretmesi helal, o kadınları seyretmesi haramdır. Birinin suratına helalin kapısını kapamak, ona haramın kapısını işaret etmek değil midir? 
 
Kocalarının cinselliğini, kendi cinsellikleri gibi zannediyor bu ablalar: Hâlbuki kadın, dokunulunca, okşanınca uyarılır; erkeğin buna ihtiyacı yoktur. O’nun gözleri vardır, gözleri ile uyarılır. Seyretmekten, temaşadan zevk alır. Yani dindar erkek, şu ortamda uyarılmamak için sürekli teyakkuz halinde olması, kendisini koruması, kendisi ile mücadele etmesi gereken biridir.
 
Bu kadınlar kocalarını -adeta zorla- DIŞARI, başka kadınlara ittiklerini fark etmemekte, kendi kocalarını sadakatleri ve vefaları nedeniyle -fark etmeden de olsa- cezalandırmaktadırlar. Sanırım bunun altındaki neden, dindar kadını, tehdit edebilecek bir başka kadının ortada olma ihtimalinin olmamasından kaynaklı vurdumduymazlıktır. 
 
Anlamamak için direniyor 
 
Kocası 2. evliliğini yapan bir hanım efendi geldi: Kocası ile konuşmamı ve onu 2. evlilikten vazgeçmesi için ikna etmemi istiyordu: “Tek derdi şehvet. Şehveti için evlendi. Başka hiçbir sorunumuz yok! 40’ından sonra azdı” diyordu. 40’ından sonra azdı denilen erkeklerin, menopoz sonrası jübile yapan yenge hanımın boşluğunu doldurmaya çalışan erkekler olduklarını fark edeli birkaç sene olmuştu. O yüzden kelimeleri; “Ben artık herife cinsel olarak yardımcı olmak istemiyorum. Ama o ısrarla cinsel yaşama devam etmek istiyor. Onunla konuş, o da bu işlerden el çeksin” şeklinde yorumladım. 
 
Yenge hanımın anlamak istemediği; “şehvet” diye kastettiği “cinsellik” olmadığında erkeği, evliliğin içinde tutmanın çok zor olduğuydu. Çünkü cinsellik, erkeği evliliğe götüren ve onun içinde tutan temel güdüdür. Nitekim evliliğe ermenin “gerdek gecesi” ile kutlanması bu konuda bir şeylere işaret ediyor olmalıdır. Ki hanımefendinin kocasının sorunu tarif edişi de söylediklerimizi doğrular nitelikteydi: “Hanımla aramızdaki mesafe cami imamı ile aramızdaki mesafeden daha yakın değil. Hatta cami imamı ile daha yakınız diyebilirim; daha sık karşılaşıyoruz. Giyim tarzları da çok benziyor.”  
 
Ben sorunun kadınların konuyu anlamadıklarından kaynaklandığını düşünmüyorum: Zira birkaç sene önce “Benden bu kadar, istersen bir hanım daha alabilirsin” diye kocasına yazılı belge veren bir hanım efendinin, kocasının 2. Hanımı alması ile fenalık geçirip hastanenin acilinde, “Onu, ben hastaneden çıkmadan boşayacaksın!” diyerek tehdit ettiğine de şahit olmuştuk. Yani konu anlaşılmadığından değil; umursanmadığından, ciddiyeti fark edilmediğinden ya da “Benimki çok saftır. Ben izin versem de kimseye gidemez, beceremez” güveninden kaynaklı bir ihmal ve su-i istimal olduğunu düşünüyorum.  
 
Bu nedenle olsa gerek, ilk evliliği yıkılmış, 2. Evliliğini yapan hanımların bu konunun ciddiyetine vakıf olmuş olup, 1. evliliğinde olan hanımlardan daha dikkatli ve özenli olduklarını gözlemlediğimi düşünüyorum.
 
Cinsellik ile erkeği döverek terbiye etmek
 
Ama sorun sadece ihmal ya da umursamazlık sorunu da değil.
 
Artık ayrılma aşamasına gelmiş delikanlı, “Bazen -Annene niye gittin!- diye, bazen -Annem niye gelmedi?- diye, bazen işten geç geldim diye, bazen çorabım koktu diye; yataklar ayrılıyor. Günlerce, bazen haftalarca sürüyor. Abi, seni temin ederim ki, bazen sorunun ne olduğunu, niçin küstüğünü bile anlamıyorum. Yemek önemli değil; ben ne olsa yerim, ütümü de yaparım. Ama diğer iş öyle değil ki: kapının önünde bağlı köpeği açlıkla terbiye eder gibi, -Nasıl olsa bu da başka yere gidemez- diyerek, cinsellikle terbiye etmeye çalışıyor beni” dedi. Uzlaşmacı olarak hala gençlik çağlarında olan karısı ile görüştüğümüzde “Ya cinsellik?” dedim. “O çözülür. Onun sorun olduğunu düşünmüyorum” dedi. Hâlbuki kocasının feryadı oydu. “Yook ablam, erkeğin bu sorunu çözülmeden, hiçbir şey çözülmez” dedim. “Ben romantizm istiyorum. Onunsa aklı hep başka şeyde” dedi. “Bakın denklemi TERS kurmuşsunuz: Susuzluktan yanan, açlıktan gözü dönmüş birine -Romantik ol!- diyemezsiniz. Ondan alabileceğiniz tek şey öfke ya da sizden soğumasıdır. Cinsellik ihtiyacı kabarmış bir erkeğin aklı romantizme çalışmaz, çalışamaz. İhtiyacı giderirseniz, karakteri de uygunsa -size şükran duyacağından ve psikolojik olarak rahatlayacağından- belki romantizm üzerine düşünebilirsiniz. Ancak kocanızı “dilenci” pozisyonuna düşürüp kırdığınız için, zorla elde edilmiş cinsellikten sonra romantizmi de almanız mümkün olmayacaktır” dedim. “Bir sürü bekâr erkek var; onlar nasıl sabrediyor?” diye çıkıştı bana. Dedim ki; “Kocanız bekâr değil. Üstelik o bekâr erkekler, evin içinde dolanan bir kadının kokusunu içlerine çekip ona el sürmeden ya da bir kadının yanında yatıp sabaha kadar dokunmadan sabahlamıyorlar ki. Zor olan bu.”
 
Ne yazık ki, bu şikâyetlerle; feminist hareketlerin gazına gelip bencillik dininin içinde kaybolmuş; birliktelik üzerine bir hayatın nasıl kurulabileceği konusunda hiçbir fikri olmayan muhafazakâr yeni nesilde daha da sık karşılaşacağız gibi duruyor. (Tabi ortalıkta AİLE diye bir kurum kalırsa.) 
 
“Vurun Söyletmeyin!”
 
Toplumun erkeğe, özellikle 40’ları geçmiş dindar erkeğe yüklediği anlam ve ahlak erkeğini ezen konjonktür, erkeklerin ne feryat etmesine ne şikâyet etmesine ne de dertlerini dile getirmesine izin veriyor. Dertlerini çözmek için 2. Evlilikte çözüm arayan erkeklerse -bırakın kadınları- TV’lerden “kadınların her hâlükârda haklı oldukları” propagandası ile eğitilmiş erkeklerin bile lincine maruz kalıyor. 
 
Dindar erkek, medyadan, sanal ortamdan, reklam panolarından ve sokaktaki teşhirci kadından üreyen erotik/pornografik şiddet ile AHMAK muhafazakâr kadından üreyen cinsellikten mahrumiyet veya cinsellikle terbiye kaynaklı şiddet arasında sıkışıp kaldı. Sokaktan kışkırtılıyor, evde mahrum ediliyor. Günümüzde, bu CENDEREYE sıkışıp kalmış olan belki de yeryüzünün tek figürü Müslüman erkektir. Bu durum kadının becerisinden değil genelde erkeğin takvasından ve çaresizliğinden kaynaklanır.
 
Bir abimiz dikkatimizi çekmişti: “Bir erkek veya kadın eğer iffetli olmaya çalışıyorsa ve muhatabı onun iffetli olmasına yardım etmiyorsa o farkında olmasa da, karşısındaki kişinin iffetine saldırıyor demektir. Yani mevzu sadece ihmal, vurdumduymazlık ve terbiye mevzuundan öte bizzat dindar erkeğin iffetine saldırı olarak değerlendirilmelidir. Her taraftan gelen böyle bir saldırı altında bütün gün kendisi ile mücadele etmek zorunda kalan ve cinsel açlıkla halet-i ruhiyesi darmadağın olmuş bir erkek aileye, cemaate, topluma, ümmete karşı vazifelerini nasıl yerine getirecek?” diye sormuştu. 
 
Muhafazakâr dindar kesimin en büyük zaafı ve acziyetinin kadına karşı olması, bunun seküler kesim tarafından fark edilerek, dindar erkeğe karşı aşağılama ve dalga geçme konusu edinilmesinin, son dönem dindar camianın bu sorunu çözmede başarılı olamamasının neticesi olduğu kanaatindeyim.
 
Batı, serbest cinsellikle; Araplar, çok evlilik kurumu ile; Şia, Mut’a nikâhı ile muhafazakâr kadının bu konuyu ihmal etmesine, cinsellikle erkeği terbiye etmesine ve ona şiddet uygulamasına engel olmaya çalışır. Ehl-i sünnet ise kadını, erkeği sokağa “cinsel olarak aç” göndermemesi konusunda sıkı sıkıya tembihleyerek sorunu çözmeye çalışır. Bu konuda kadından talep edilenin kadın için karşılanamayacak çok ağır bir yük olmadığını düşünüyorum. (Eğer bu çok ağır bir yük olsaydı, umumhanede çalışan bir kadının her cinsten 15 ila 25 erkeği para için ağırlaması, üstelik bunu HER GÜN yapması mümkün olmazdı. Ya da bunu talep etmek bir şiddet olarak tanımlansaydı onlar, feminist çevrelerce  “onurlu seks işçileri” olarak taltif edilmezlerdi.) Hanımefendilerin bir kısmı bunu anlamaya yanaşmıyor olsalar da kadınlara çok ağır bir yük olmayan bu meselenin hal edilememesi durumunda erkeğe çok ciddi bir yük bindiğini, tekrar hatırlatmaya gerek yok sanırım.
 
Lakin son dönemin hâkim feminist ideolojisinin nikâhı, aileyi, vefayı, sadakati, ırzı, namusu, şerefi umursamayan ve ERKEĞE başka kadınların yolunu gösteren dili; ne yazık ki, bu camiayı takip eden son dönem muhafazakâr kadın tarafından da taklit ediliyor. Ancak feminist muhafazakâr kadının hikmeti, bu feminist dilin erkeğe, dışarıdaki kadını işaret ettiğini, onun yolunu gösterdiğini fark etmeye yetmiyor.
 
Biz bu kelimeleri, “Vermeden almanın Allah’a mahsus” olduğunu bilen; insanların ancak birbirlerine hizmet ederek sükûn bulabileceklerini fark etmiş; huzurun almakta değil, vermekte olduğunu keşfetmiş; sadakat, vefa ve uzun süreli yolculukların yol refikinin (arkadaşının) zaaflarını kullanarak değil, zaafına örtü olarak mümkün olabileceğini sezinlemiş, rikkat sahibi hanımefendiler için yazdık. 
 
Değilse bencillikten başka kutsalı kalmamış, “ego, kibir ve konforu” “teslis” edinmiş, “kendi kendime amir, kendi kendime memurum” demeyi maharet zanneden; patron, müdür veya şefe hizmeti şeref, hayatını kendine adayan, çocuklarının babası, belaya düştüğü her an yanında olan kocasına hizmeti zillet gören kadına sözümüz yok. Ona ancak bir müjde verebiliriz: Devletimiz her ilçeye "Muhteşem Huzurevleri yapıyor.”
 
Ne yazık ki erkeklerin konuyu, -kenar köşe sohbetlerinin dışında- konuşmaya bile cesareti yok. Yazıyı okuttuğum bir abim; “Derdini anlatmaya korkan bir topluluktan, bir çözüm çıkacağını beklemenin kendisi de bir problem” diyerek beni azarladı. 
 
Bizim ilimiz buna yetti. Allah doğrusunu bilir
 
Ahmet  H. Çakıcı
Şaban 1442, ALANYA
 
Not 1: Yazıyı yayınlamadan önce okuttuğum bir dostumdan gelen itiraz:
 
Yazıya temelden bir itirazda bulunmak istiyorum: Kadın menopozdan sonra cinselliğini kaybetmiyor, -üzerinden bazı duygular çekildiği için- erkekleşiyor, tabi zekâ olarak. Eğer hikmete meftun birisi ise, o erkek gibi düşünebilme yeteneği, hayatı kendine de etrafına da daha rahat bir hale getirme çabası olarak tezahür ediyor. Daha insancıl, daha merhametli ve daha korumacı oluyor. Ama eğer hodperest birisi ise, acziyetinden ve nakısasından kalmış hınç ile o güne kadar erkeğe karşı vermiş olduğu savaşı, kadınlıktan yoksun erkeksi bir zemine taşıyor. Bu yol çok daha tahripkâr ve yıkıcı. Bütün bunların temelinde, kadının, erkek karşısında hem zaafı hem de gücü olan “sevebilme” becerisinin kaybedilmesi var kanaatindeyim. Yani problem kadının artık kocasını -kadın gibi- sevebilme becerisini kaybetmesidir. Bu nedenle sorunu cinsel problem olarak değil de, “sevebilme kabiliyetinin yitimi” olarak tanımlamak daha doğru olur. Bu sorun bıkkınlık ve soğukluk olarak tezahür eder.
 
Bu dönemdeki kadın, erkekle cedelleşmek yerine erkeği sevse -hiç değilse kandırmayı becerebilse- (ki erkek genelde kandırılmaya razıdır) problem kalmaz. Ama sevme duyuları bozuk kadın, sorunun kendinde olduğunu fark edemez ve “o bana kendisini niye sevdirmiyor” diyerek öfkelenir. Halbuki insan, sevdiği şeyi gayr-i ihtiyari olarak öper, okşar. Bu bir bez parçası bile olsa. Bunun için yaşı geçmez insanın. 
 
Not 2:  Yazıyı okuttuğum bir başka dostum: “Geleneksel toplum yapımız mahrem konuları bir şekilde görünmez kılarak, tabiri caizse konuşmadan hallediyordu. Böylece hem mahrem alanı koruyor hem de kendi denetim mekanizması ile bu alanı ilgilendiren sorunların şayiaya dönüşerek toplumsal yaşamı ifsad etmesinin önüne geçmiş oluyordu. Biz bugün hem bu mekanizmayı yitirdik hem de sözüm ona mahremiyete sadakat diye sorunlarımızı konuşamıyor; şizofrenik, histerik bir pozisyonda titreyip duruyoruz. İfsad derken kastım ise sedd-i zerai, yani kötülüğe giden yolları kapamak. Başka deyişle, mahrem alanda yaşanan sorunları hem milletin ar damarını çatlatacak serbestlikte konuşulmasının önüne geçilmesini hem de bu konularda -tabirim hoş görülsün- 'eşeğin' (genç neslin) aklına karpuz kabuğu düşürülmemiş olmasını kastediyorum” diyerek yorumladı. 
 
Not 3: Haklı bir itirazla, “Yazının tek taraflı olduğu” iddia edilebilir. Ancak piyasada kadını anlamaya yönelik, tek taraflı “Erkekler şöyle… “ diye başlayan bir yığın yazı var. Bir de olayı erkeklerin penceresinden seyredin istedik. Biliyorsunuz onlar dertlerini kolay kolay dile getiremezler. 
 
Not 4: “Neden bu konuyu yazıyorsun?” diyen arkadaşlara gelecek hafta “Abdestin müstehapları” konusunu yazmayı düşünüyoruz. 
 
Not 5: Prof. Memduh Gülmez hocanın bu konuda bir itirazı var. İtirazı ve konunun farklı bir perspektifi için şu yazıya bakılabilir. https://www.ahmethakancakici.com/2019/09/klitorisin-fonksiyonel-anatomisi-ve.html
 
Not 6: İlgilenenler için yazının ilk bölümü gibi düşünülebilecek “Şu Baş Belası Cinsellik” yazımız   https://www.hertaraf.com/koseyazisi-ahmet-hakan-cakici-su-bas-belasi-cinsellik-1629 adresindedir. 
Yorum Ekle
Yorumlar (18)
zeynep dilek | 01.05.2021 03:49
Yazının içeriğinde de üslubunda da bir sorun yok. Asıl sorun ANLAMA derdi ve gayreti olmayanların yazı içerisinden polemik yapmak için cımbızlama ifadeler aramasındadır. Yazar farklı bir zaviyeden aile içi bir sorunu dile getirmiş, bunun içinde arabuluculuk veya danışmanlık yaparak bizzat deneyimlediği örnekler üzerinden uyarılarda bulunmaya çalışmış. tüm bunları ifade ederken epey zorlandığı ve her şeyi öyle çokta açıkça yazamadığı da görülüyor.ancak sürekli "kadın güzellemeleri" isteyen hanımefendiler için hemcinslerinin sebep olduğu bir sorunu konuşmak bağışlanamaz bir suçtur!. "zalim/ katil psikopat erkekler"le ilgili yazılarla kadınları sürekli mağdur gösteren erkek düşmanlığını ve aile sorunlarını artıran yazılar yazamadığı, Dine ve geleneğe vurmadığı için yazarı elbette tahkir edeceklerdi, ki öyle de olmuş.hatta o kadar ki, hızlarını alamayıp "memlekette hiç bir müslüman adam olmadığına" hükmedecek kadar da ileri gidilebilmiş! Mesele bundan ibaret.
Abdullah Piroğlu | 28.04.2021 11:19
Konu mühim ve sorunlu mu? Evet. Ele alınıp çözüm önerileri getirilmeli mi? Evet. Bu sorunla ilgili taraflar (erkek ve kadın) açık bir şekilde konuşmalı ve "ne yapabiliriz?" sorusu üzerine samimiyetle kafa yormalı ve ellerinden geleni yapmalılar mı? Evet. Sorunun önemsiz görülmesi ve büyümesi çok daha vahim sonuçlar doğurabilir mi? Evet. Tüm bunlarla birlikte evlilik cinsellikten ibaret değildir ancak cinsellik evliliğin çok önemli bir unsurudur. Taraflar bu konuda birbirlerini anlamaya çalışmalı ve bir ortak noktada buluşarak bu konuya çözüm bulmalıdırlar. Samimiyetle istendiğinde bu hiç de zor almayacaktır. Gelelim böyle önemli bir konunun ele alınış şekline. Yazının üslubuna, verilen örneklere ve yapılan benzetmelere. olmuyor, yakışmıyor. gündeme gelmesi ve çözümler bulunması gereken elzem bir konu bu şekilde üslupla ele alınınca kadınların da tepkisel davranıp çözüme tamamen kapalı bir tutum sergilemesi yadırganmamalı. Hülasa; Söz ola bitire savaşı, söz ola kestire başı Söz ola zehirli aşı, bal ile yağ ede bir söz
musade | 20.04.2021 13:26
50 yaş üstü dindar erkeklerin yüzde sekseninin yaşadığı çaresizliği yetkin bir şekilde ortaya koymuşsunuz. tabii bu yazıyı cinsellik ten soğumuş,veya bu tür sorunlardan bi haber olanlar anlamayacaklardır. elinize sağlık güzel bir seda oldunuz.
Ahmet Kara nfl | 19.04.2021 17:20
Konu abartılmış.evlilik kurumu cinselliğe indirgenmiş.Cok eşlilik teşvik edilmiş.
Ali TAN | 19.04.2021 14:12
Hocam elinize sağlık güzel bir yazı olmuş. Muhafazakar hanımlar feminizm kelimesinden nefret etse de özünde eşitlikçi, bireyci, bencil düşünüyor.Söylemleri orjinal değil feminizmin pınarlarından geliyor. Aslında nefislerin kışkırtıldığı bu çağda dinin tanımladığı kadın modeli kendisine zor geliyor. Farkında olmadan seküler kadınların hayat ve ilişki biçimine özeniyor. Modernleşme sürecinde algılar ciddi şekilde yaralandı. Erkek kadına iyi davranıyorsa romantizm modern bir safsatadan başka nedir ki?
Halil Yetimoğlu | 19.04.2021 12:42
Yazıyı bir defa daha okudum, yapılan itirazları da okudum (1. sine hiç katılmıyorum, 2. sine kısmen) söyleyeceklerimi şöyle ki; Amerikalı bir bilim insanı, konuk ettiği diğer bilim insanına (konuğu cinsellik uzmanı bir bayan ) cinsel uyum nedir ? sorusunu yöneltiyor. Uzman kişinin verdiği cevap; çiftlerin seks sayısı , süresi teması, ruhsal birlikteliği vb, sürelerinin her ikisi içinde sorun olmaması durumudur. Örnekleyecek olursak, her gün seks yapmak veya haftada bir seks yapmak veya günde 2 kere yapmak vb. birliktelikler her iki kişi içinde sorun teşkil etmiyorsa seks uyumu ver demektir. Bazı çiftler her gün bazıları hafta da bir ( yaşa göre belki ayda bir veya hiç yapmama durumlarında sorun teşkil etmiyorsa uyum devam etmektedir. Ta ki birinin arzu ve istekleri diğerinden az veya çok olmaya başladığında cinsel uyumsuzluk ortaya çıkar. Bazı çiftler bu uyumsuzluğu sorun etmez, bazıları ise sorun eder ve bu sorun büyüdükçe diğer sorunları beraberinde getirmesi kaçınılmaz olur. Dolayısıyla cinsel uyum bundan daha güzel tarif edilemez diye düşünüyorum. Konuyu dindar erkekten ziyade ülkemiz geneli olarak ele alacak olursak, her 10 çiften yarısına yakını bu sorunla karşı karşıya olduğunu düşünüyorum. Günümüzde hala kızlarımız eşine aşık olmadan, görücü usulüyle, berdel şeklinde, akrabalarıyla ve küçük yaşta vs. evlendirilmektedir. Bu insanların cinsel hayatlarında nasıl bir uyum olabilir ki. Ayrıca kadınlarımız anne olduktan sonra, hormonları tamamen farklı çalışmakta, bazı erkekler de bu sebeple eşlerinde uzak durmayı tercih etmektedirler. Kadınlarımız çoğu zaman cinselliği görevleriymiş gibi yapmakta, bu da onları cinsellikten nefret eder hale getirmiştir. Anadolu da kadınlar bilerek ve isteyerek üzerlerine kuma gelmesini kabul etmelerinin sebebi, seks zorunluluğundan kurtularak daha rahat etmek istemelerindendir. Seküler toplumlarda erkeklerin bu konuda daha rahat davrandıkları, sorunu bir şekilde çözdükleri doğrudur. Genel evlerinin kapatıldığı günümüzde 50 yaş üstü erkeklerin durumu gerçekten çözülemez gibi durmakta, hatta ekonomik durumu yetersiz olan erkekler için durum daha da vahimdir. Ayrıca , bunun tam tersi durumlardan da bahsedilmesi gerekiyor. Erkeksiz yani cinsel hayattan mahrum bırakılarak yaşlanan kadınlarımız da az denilemeyecek kadar zordur. Bazı kadınalar kendilerine yeni hayat kurmaya karar verdiklerinde, namus belasıyla karşı karşıya kalıp, dövülmekte hatta öldürülmektedir. Bir çok eğitilmemiş, okumamış kadınımız değeri bilinmeyen, sevilip okşanmayan, beraber yatılmayan, sadece çocukların anası olarak görülen evde hizmetçi gibi görülüp hor görülerek yaşamını sürdürmektedir.
dilek | 19.04.2021 03:08
2~ Ayrıca sanırım yazar epeyce dağılmış ve sorunlu aileyle muhatap olduğundan, bazı şeylere bizden daha fazla vakıf olmuş ve bu ailelere nasıl yardımcı olabilirim derdi saikiyle birilerinin tahkir ve tezyifine maruz kalmayı da göz önüne alarak bunları yazma gereği duymuş olmalı diye düşünüyorum. Bizim "zulüm" dediğimiz şimdilerde ise "Toplumsal şiddet, erkek şiddeti" vs vs diyenlere "bakın bu da şiddet/ zulüm bunlar da insan. siz hanımlar da pek alâ şiddet kullanıyorsunuz farkına varın. varın ki aile içinde basit gibi gördüğünüz meseleler yüzünden kocalarınızla aranızdaki muhabbet ölmesin, kavga gürültü patırtı olmasın, ayrıca hanımlar kocalarınıza sahip çıkın, sokaklar kadın dolu kaparlar " diye uyarmak da istemiş yazar. yani ben öyle anladım. Ancak çok fazla sorunlu kadın davranışı olduğu gibi, var olan sorunlu erkek davranışları üzerinden olaya bakılarak eleştirilirse elbette polemik mevzuuda olabilir, bu mümkündür ama böylesi polemiklerin de hayra sebep olmadığını bilmekte gerekli. selam ile..
dilek | 19.04.2021 02:53
Gerçekten de zor bir mesele. Özellikle de bizim gibi kapalı toplumlarda yetişmişler için değil çözümü, konuşulması bile yadırganan, ayıpsanan şeyler görüldüğünden böyle bir meseleyi yazmak önemli diye düşünüyorum. Bu meseleler, halı altına süpürülüp bırakılan çer çöp gibi biz görmek istemesekte var olanlar bir gün bir şekilde açığa çıkıyor. Bu yüzden de tüm koşullanmaları bir kenara bırakıp, ciddiyet içinde üzerinde düşünülüp, çözümler üretilmeli. Zor meseleleri konuşma cesaretinden dolayı yazarı tebrik ediyorum, umarım ki gereksiz polemiklerle konu mecraından çıkmaz.
Adsız... | 19.04.2021 01:57
Dindar erkek mi? Neredeymiş onlar hani? Dindar erkeklerin olduğu yerde, meyhane olmaz, kumarhane olmaz, umumhane olmaz, faiz sistemi olmaz, aç yoksul olmaz, haksızlık zulüm olmaz vs. Müslüman erkek, İslam'a aykırı her şeyle mücadele halindedir. İslamın buyurduğu her şey için mücahede halindedir. Ne zamandan beri midesiyle uçkurundan başka amacı olmayan, ağzında da üç beş ayet, 0ç beş hadis geveleyenler dindar erkek sayılır oldu. Bu mu dindarlık? Ne de büyük dertler varmış? Tabii ki bu kitle şehvetleriyle sınanacaklar çünkü onu amaç edindiler. Eğer gerçek birer Müslüman olsa idiler , sünnetullah gereği sınanma sebepleri de daha başka olurdu. Herkes Allahın dışındaki kıblesiyle sınanır, bunu fark edemiyor musunuz acaba? Müslüman erkek mi, ben de senelerdir arıyorum, varsa gösterin de bastığı yeri öpeyim....
Reşat YILDIZ | 19.04.2021 00:24
Modernizmin kutsayarak sokağa fırlattığı kadına dil uzatmanın cezası hadim iken hadım olmaktan başka nedir ki ola? Siz Şaban ayının 1442 hicri yılında yaşıyorsunuz ancak hiç farketmediniz mi ki bu muhatap aldığınız kadınlar Milenyum çağında 2021 yılında yaşamaktalar. Dünyayı ebedi yurtları telakki etmenin doğal yansıması olarak cinnetimize dönmüş kadınlardan cennet beklemek abesle iştigal. Feminizm nuruyla aydınlanmış ve özgürleşmiş ruhları kasvete boğan hatırlatmaların ardından dişil yorumlarda kabaran öfkeyi görüyorum ki baltalar çekilmiş ve hücuma geçilmiş olsa da bu mayınlı arazide –bir daha yürümemeye tövbe hakkınız mahfuz- yürüme cesaretiniz tekrar takdire şayan buluyor ve gazanız mübarek, Allah yar ve yardımcınız olsun bu kadınlar değil.
Fatma Zehra Bilgili | 18.04.2021 21:48
Menopoza girmiş kadınlara öneriniz nedir? O dönemi geçirmekte olan kadınların kocalarına öneriniz nedir? Güzel konuşmayı bilmeyen, 'Ne yiyeceğiz, gel yatacağız' cümlelerinden ibaret olan bir evlilik ilişkisinde, kadından, erkek her istediğinde beraber olmasını istiyorsunuz. Ağzı zehir gibi sigara kokar, kendini temizlemeyi bilmez, iki cümle tatlı söz söylemeyi bilmez, nikâhlandığı kadını kendisinin tüm hizmetlerini ücretsiz görmeye mahkûm bir köle, canı istedikçe yatacağı bir şehvet tatmin aracı ve olursa bu arada doğacak veletlere bakması-büyütmesi-yetiştirmesi-eğitmesi gereken görevli olarak gören (çünkü kendisinin daha önemli işleri vardır); kendisini ona (eğer kadın da çalışmıyorsa) karşı para kazanmaktan başka hiçbir şeyle sorumlu görmeyen erkekleri ne zaman ele alacaksınız? Yine 'lanet' hastalığı mı nüksedecek. Kadını, 'kocanı razı etmeden cennete giremezsin' diyerek çift tanrılı kılan bir anlayışı ne zaman eleştireceksiniz?
Dilber Yeşilyurt | 18.04.2021 21:45
Umumhanelerde çalışan kadınların durumunu örnek vermiş ve bu durumun pek de zor olmadığını söylemişsiniz. Siz bunu hiç onlara sordunuz mu? Onlardan yıllar sonra oralardan kurtulabilenler böyle mi diyor? Şu cümleniz ne kadar da haddini aşmış bir cümledir. Sizin, -bir Müslüman olarak buraların kapatılması, bu kadınların oralardan kurtarılması adına ne gibi bir çalışmanız, gayretiniz var? Onlar, sizi Allah'a şikâyet etmeden önce bir kez daha düşünün de bu satırlarınız için tövbe edin. Şu cümleniz, nasıl hadsiz bir cümledir: 'Eğer bu çok ağır bir yük olsaydı, umumhanede çalışan bir kadının her cinsten 15 ila 25 erkeği para için ağırlaması, üstelik bunu HER GÜN yapması mümkün olmazdı.'
Ceylin Yiğitbaş | 18.04.2021 21:28
Yazınızı bir de şöyle formatlayalım da âdil olsun sayın yazar: Kocalar; TV’lerden, sosyal medyadan, reklam panolarından kadınların üzerine boca edilen görüntülerin, kadınları neye davet ettiğinin, ona nasıl bir saldırıda bulunduğunun farkında değillermiş gibi duruyor. Ancak onlar kendi karılarına 'iltifat etmekte, süslenmekte, gülümsemekte...' ve ikram etmekte hayli cimri davranırken; sokaktaki kanlı, canlı (irtibatta bulunulan tüm) gerçek (Sanal olmayan) erkekler, onların karılarını etkileyecek tüm davranışları ve sözleri, gözlerinin ta derinlerine bakmaya çalışarak, süslü-zarif ve etkili sözlerle (sevgi hayranlık dolu davranışları sonuna kadar göstererek) hiçbir şeyi gizlemeden, cömertçe(?) göstererek/sergileyerek; onların gözlerini üzerlerine çekmeye, (dolaylı olarak uyarmaya) çalıştıklarını görmezlikten, anlamazlıktan gelmeleri sadece bir dalgınlıktan ibaretmiş gibi gelmiyor bana(/bana da). Hâlbuki karılarının onlardan görmek ve duymak istedikleri her şey onlara helal, o erkeklerin bunları başka kadınlara göstermesi haramdır. Birinin suratına helalin kapısını kapamak, ona haramın kapısını işaret etmek değil midir? Kulak ve göz de acıkır. KADINLARIN BU İHTİYAÇLARINI KİM KARŞILAYACAK, KOCALARI KARŞILAMAZSA... Ki çoğu erkek, başka kadınlara gösterdiği kibarlık ve nezaketi kendi karısına göstermiyor ve karıları da bunu çok iyi biliyor. Çoğu erkek, bırakın iltifatı-nezaketi, karısıyla doğru düzgün konuşmuyor bile. 'Ne yiyeyeceğim, ne giyeceğim.' tamam. Sonra da odun gibi davrandığı karısından, güller gibi nezaket, zerafet, sevgi, aşk ve... bekliyor. Bekleyin bakalım, biz de bekliyoruz...
Korkut DABAN | 18.04.2021 18:49
Naçizane Aile Danışmanlığı yapan bir kardeşiniz olarak sizi tebrik ve takdir ediyorum. Öncelikle İslami Cenahta bu konularda bırakın konuşmayı Evli Erkekler bizlere dertlerini açmaya korkuyorlar. Ben İlahiyatçı haddimi bilirim. Ancak Duygusal ve Sosyopsikolojik manada Müslüman Kadınlar (Istisnalar Hariç) Aileyi yıkmak adına ellerinden geleni yapıyorlar. Aslında konuşacak çok konu var. Ancak çözüm süreci noktasında Kadının Terbiye edilmeden bu sorunların çözümü hayalden öte geçmez. İkinci Evliliğini yapan erkekleri bu noktada anlamak çok zor olmasa gerek... Rabbim sonumuzu hayır etsin inşallah!
Ahmet Tomaşoğlu | 18.04.2021 15:35
İnsanların konuşamadığı ve çözülmediği taktirde yuvaları dağıtacak. ya da zinaya düşürecek ve ahiretini ebedi hüsrana çevirecek cinsellik konusunu Vallahi çok güzel yazmışsınız. Sizi tebrik ediyorum. Allah razı olsun. Bu yazınızı çok geniş kesimlerle paylaşmak lazım.
. | 18.04.2021 15:20
Sizleri tebrik ediyorum. Bu milletin imtihanı mı? Bir proje veya başks bir şey mi? Bilemiyorum. Ne yazıkki bizim milletimizde kimle karşılaşırsak karşılaşalım durum böyle. İstisnsi bir durum göremedim. Hadis mi ayet mi tsm olarak bilemiyorım ama Allah bir erkek nikshlısından böyle bir talepte bulunurda bayan geçerli bir mazeret olmadan reddederse bütün ksinat ve melekler ona lanet eder buyruluyor.
İsmi saklı :) | 18.04.2021 13:06
Bu toplum sevişmesini bilmiyor derim yillardır.(Yazarın kastının otesinden söz ediyorum, fiziki,biyolojik alan dışında kocaaman bir an,zaman aralığı var ve bunu toplum iyi degerlendirmiyor. Gulmesini ve sevmesini bilmiyor) Marazi cok seyin arka planında bu yatiyor. Eger sevmeyi ve dolayısıyla sevismesini iyi bilseydik,lüzumsuz tuketim, israf vs etmeyip saglıklı bir yaşamla, uyumlu insanlardan oluşan bir millet olabilirdik....
Reşat YILDIZ | 18.04.2021 00:35
Ülkemizde yerle yeksan sürünen zavallı Müslüman erkeklerimizin halini bu kadar net ve titremeyen kalemle yazmış olmanız fevkalade cesaret ancak bu hıçkırıklara, ağıtlara ve çığlıklara aksu seda nafile. Feminizmin ve modernizmin ayarttığı Müslüman kadın, bağrından abı hayat fışkırmaz bir kaya, ninnisiz bir döşek, tesellisiz bir ızdırap vesselam.