metrika yandex
  • $42.55
  • 49.45
  • GA41180
Yolcu

can sıkıntısı mı derdiniz? anlamadım

MUSTAFA AKMEŞE
27.06.2025

tur kafilesiyle bir yerlere gitmiş insanlar vardır ya hani… 
heyecanla otobüslere doluşurlar. rehberin elinde sallanan renkli bir bayrak… 
bir koşturma, bir telaş. görülmesi gereken yerler, tadılması gereken lezzetler, çekilmesi gereken fotoğraflar... görülür, tadılır, çekilir... sonra geçilir. hatırası kalmaz.

çünkü temas yoktur, dostum.
temas, derinlik ister. 
derinlik ise zamanla yoğrulur. ama zaman yoktur artık. program sıkışık, plan dakik. 
“çabuk olun, sıradaki durağa geçiyoruz!”
oysa insan kalmak ister bazen. 
bir taşın başında, bir ağacın gölgesinde, 
ne bileyim işte, bir duvarın yalnızlığı yanında sırtını verip asılı kalan zamana bakmak ister. 
ama kalamaz. tur devam eder. yaşanmışlık “kullan-at” mesafesindedir artık.

tüketilen yerler değildir aslında. insandır. bakışı, merakı, hayreti…
her şey “süreli”dir, her şey “yüzeysel.”
tüketilen şeyin ardından can sıkıntısı başlar.

ve turist en çok kendi evine dönünce rahatlar. “bitti” der.
ve tam orada başlar yeniden modern insanın turistik yaşamı.

çünkü bu tüketim biçimi yalnızca turlarda değil, hayatın her anına sızmıştır.
her sabah işe gitmek, her akşam eve dönmek… aynı yüzler, aynı cümleler, aynı ekmek…
bıkkınlık, yılgınlık, boşluk… ve derin bir iç sıkıntısı.

“anne, canım çok sıkılıyor yaa!” diyen bir çocuğun önünde onlarca oyuncak, dijital ekran… ama içinde çorak bir ovadır hayat.

modern insan hızlandıkça yüzeysel yaşar.
temas etmez. seyreder ama görmez. duyar ama dinlemez. konuşur ama anlamaz.
aziz kitabın ifadesiyle:
“onların kalpleri vardır, ama onunla anlamazlar. gözleri vardır, ama onunla görmezler. kulakları vardır, ama onunla işitmezler...” (a’râf, 179)

ne büyük bir körlüktür bu, dostum... zamanla yarışan, mana ile temas edemeyen bir ruh hâli...
işte buna “turist ruhu” derler. gezersin ama hiç yürümezsin. dokunursun ama hiç hissetmezsin.

oysa biz yolcuyuz. turist değil.
yolcunun bir yönü vardır. kıblesi.
rotası nefsinin salladığı bayrağı değil, ilahi fısıltılardır.

“ve o, sizi karada ve denizde yürüten o’dur...” (yûnus, 22)
yolcuyu yürüten budur işte.

bırak canın sıkılsın bazen. 
can sıkıntısı kötü bir şey değildir,

bazen boşluk, yeni başlangıçlar için doluluğa giden en hakiki yol oluverir.
çünkü kalp, sükûtta duyar.
kâinatın içine serpiştirilmiş suskun ayetleri senin boşluk anında dile gelir.
kim bilir...

müddessir suresi'nde der ki aziz kitap:
“gecenin sessizliğinde kalkıp namaza durmak, kuran’la hemhâl olmak, “gündüzün yorgunluğu” olan işler için elzemdir.”
bildiniz değil mi?

yağan yağmura gömleğinin yakasını açıp göğsünü ıslatırken
“yağmur için rabbiyle sözleşmesi yenidir” der nebi… bu nasıl bir uyanıklık halidir ilahi!
sen de bırak, yağmur yüreğine insin. yıkasın. 

çünkü yolcu olanın hayreti içteki açtığı boşluktur, adamı arındırır 
olur mu? valla olur!

“de ki: hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (zümer, 9)

ey yolcu… yavaşla.
gör. hisset. hayret et.
zira yolculuk sadece adım atmak değil, mana ile yürümektir.

can sıkıntısı mı derdiniz? anlamadım!
yolcunun gönlünde o da bir duraktır…
ama turist için yalnızca bir şikâyettir.

ökkeş araya girdi:
sen turist olma. yolcu ol. yönün olsun. ve yürü.

dedi ve sustu.

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş