Tarih boyunca deprem, sel, yangın, volkanik patlamalar, tusunami vesair felaketler sebebiyle birçok şehir yerle bir oldu. Büyük can ve mal kaybına sebep olan bu felaketlerden yeterli ders alınamadı ve çekilen sıkıntılar zamanla unutuldu. "İnsan nisyanla malüldür veya hâfıza-i beşer nisyanla malüldür. /İnsan unutur, insanın hafızası unutma hastalığıyla muhataptır."
Büyük zevât-ı muhteremler, gaflete düşmemek gerek demişler. Güzel bir tasavvufî atasözü var. "Kısmetindir gezdiren yer, yer seni. Gâfil olma âkıbet; yer, yer seni! /İnsanı çeşitli yerlerde dolaştıran kısmetidir. Gaflet, insanın yok oluşuna sebeptir."
İlâhide de Allah dostu şöyle demiş:
"Gaflet günah artırır.
Her ma'siyet (günah) tartılır.
Allah diyen kurtulur.
Lâilâhe illallâh."
Lokman Hakîm Hazretleri de gaflete düşülmemesi konusunda uyarmış, "Allâh ü Teâlâ'nın büyüklüğü ile ölümün hatırdan çıkarılmamasını" tavsiye etmiştir.
Yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'deki Zilzâl Sûresi, Kıyametten önce gerçekleşecek olan şiddetli yer sarsıntısından bahsetmekte. Zilzâl; "Zelzele, sarsıntı" demek. Sûrede geçen "Zülzile ve zilzâl" kelimeleri, okunurken bile şiddetli sarsıntıya vurgu yaparak Kur'ân-ı Kerîm'in mucize yönünü ortaya koymakta.
23 Nisan 2025 tarihinde yaşadığımız deprem bizleri salladı ve silkeledi. Kendimize gelmemize ve güzelce muhasebe yapmamıza vesile oldu. Sadece sallanmıştık. Bir kısmımız hemen, bazıları daha sonra evlerini terk etti. Güvenli bir bölge arandı. Umumiyetle cami avluları ile camiler, tarihî tekke ve medreseler, parklar veya düz alanlar tercih edildi. Başta Hazreti Halid (Eyüpsultan) Camii olmak üzere, Sokollu Medresesi ve Şeyh Murad-ı Buhârî Tekkesi sığınılan mekânlar oldu. Evinden çıkıp sokakta bekleyenler de vardı.
Kültürel faaliyetlerin yapıldığı Eyüpsultan Müftülüğü'ne bağlı Sokollu Mehmet Paşa Medresesi Eğitim ve Kültür Merkezi'ne girdiğimde, merkezin sorumlusu hocaefendi ile görevliler, medresesenin ortasındaki bahçede çiçek dikiyorlardı. "Kıyamet koptuğu esnada bile elindeki fidanın dikilmesi" düsturu aklıma geldi.
Medrese; büyük bir dershane, mescid, medrese odaları, kubbelerle örtülü eyvanlar, abdesthaneler ile üstü açık bir bahçeden oluşmakta. Bahçede bir zamanlar aktif olarak kullanıldığı anlaşılan ve çeşmeleri bulunan kapalı bir şadırvan bulunmakta. Yıllar öncesi bu medrese, sağlık ocağı olarak kullanılmaktaydı.
Bir müddet sonra ailemin diğer fertleri de medreseye geldi. Artçı depremlerden bir tanesini medresede hissettik. Demek ki şiddetliydi. Kurs talebeleri hatim indiriyor, kimisi Kur'ân-ı Kerîm okuyor, bazıları tesbih çekiyordu. Depremin seyrini telefondan takip eden, aralarında sohbet edenler de vardı. Çocuklar koşturuyor ve oynuyordu.
Medrese gittikçe kalabalıklaştı. Eyüpsultan müftümüz Basri Bektaş Beyefendi de geldi ve durumu tetkik etti. Daha önce birbirini tanıyan; hat, ebru vesair kurslara devam edenler de medresede buluşmuşlardı.
Sokollu Medresesi'nde hat dersi veren Eyüpsultan vaizlerinden Zeki Hocam ile karşılaştık. Sohbet ederken onun da çocukları geldi. Çantada boya kalemleri, defterler… Bu çocuklar ne kadar enteresan. Gittikleri yerleri gül bahçesine çeviriyorlar.
Baktım Zeki Hocam hat malzemeleriyle gelmiş. "İlahi Hocam, Aşk olsun! Deprem esnasında da ders veriyorsun. Millet can derdinde, sen ders derdinde" dedim. Zeki Hocamın cevabı; "Boş durmayayım, gelen olursa yazılarına bakarım." oldu. Biraz sonra bir hanım kızımız dersini göstermeye geldi. Mâşallah hocama! Ne de olsa kıymetli hemşehrim Hüsrev Subaşı Hocamın talebesi. Rabbim kıymetli hocalarımızın ömürlerine bereket verip gayretlerini artırsın.
Sokollu Medresesi Kültür Merkezi'nde hizmet güzeldi. Havanın soğumasıyla isteyenler eyvanların kapalı kısımlarında yanan sobaların yanlarında kalırken kimileri de dershane kısmına geçtiler. İkram edilen çorba ve çaylar vücutları, sergilenen samimi davranışlar da insanların gönüllerini ısıttı.
Hazreti Halid (Eyüpsultan) Camii'nde kalabalık bir cemaat vardı. Bunların bir kısmı İstanbul dışından ve içinden gelen misafirler olup çoğunluğu ise semt sakinleriydi. Deprem dolayısıyla insanlar en güvendikleri mekâna gelmişlerdi. Yine bazı aileler, güvenilir mekânlar olan camilerde geceyi geçirdiler.
Halk arasında hareket diye kullanılan deprem, Arşiv belgelerinde genelde hareket-i arz veya zelzele diye geçmekte. İstanbul ve çevresini etkileyen depremlere baktığımızda, İstanbul'un Fethi'nden sonra ilk büyük depremin 1489'da meydana geldiğini görmekteyiz. 1509 depremi ise Küçük Kıyamet diye adlandırılmış. 1557, 1648, 1690, 1719, 1754 ve 1766 depremleri İstanbul ve civarını ciddi manada etkilemiş. 1894'te meydana gelen deprem ise geniş bir sahada hissedilmiş ve Büyük Hareket-i Arz diye isimlendirilmiş. Büyük depremlerin yaraları, Sultan II. Bayezid, I. Mahmud, III. Mustafa ve II. Abdülhamid Han'ın gayretleriyle kısa sürede sarılmış. Osmanlı coğrafyasının çeşitli yerlerinden gelen yardımlar da yaralara merhem olmuş ve devlet-millet iş birliğiyle kısa sürede ayağa kalkılmış.
23 Nisan depreminde sallandık. Korktuk ve evlerimizi terk ettik. Başımıza bombalar yağmamıştı. İsrail'in Gazze'de attığı bombaların tesiri binlerce deprem şiddetinde. Ayrıca fosfor bombalarıyla da kardeşlerimiz yakılıp, zehirlenip yok ediliyor. Kendimizi Gazze'deki kardeşlerimizin yerine koyalım. Ciddi olarak düşünelim. Bizler de aynı zor şartlar altında yardıma muhtaç bir halde olabilirdik.
Her zaman mazlumların yanında olmalıyız. Çeşitli yardım kuruluşları bu yolda gayret etmekte. Onlarla irtibata geçip yardımlarımızı Gazze'ye gönderelim. Üzerimize düşen vazife, evsiz barksız hayatta kalmaya çalışan kardeşlerimize destek olmak.
Düşenin dostu olmayı şiar edinen milletimiz, her zaman mazlum ve muhtaçların yanında olmuş. Anadolu insanı, felaketzede kardeşlerine sahip çıkarak devamlı vazifesini yapmış. Veren el olma yolunda yürüyen halkımızın gayretleri takdire şayan. Yardımsever milletimiz her zaman hayırla yâd edilecek ve mazlumların duaları inşallah kurtuluşumuza vesile olacak.
Tarihimiz kahramanlıklarla dolu. Kûtü'l-amâre Zaferi de bunlardan. Yıllarca milletimizden saklanmış olan bu zaferi, 109 yıl önce ecdadımız İngilizlere karşı kazanmıştı. Kûtü'l-amâre Savaşı vatan müdafaası için 7 Aralık 1915'te başlayıp 29 Nisan 1916'da tamamlanmıştı. Osmanlı Devleti'nin çok zor şartlarda kazandığı bu zafer, uzun yıllar gizlenmeye çalışıldı. Tarih kitaplarımızda bile yer almadı. Ama nâfile… Güneş balçıkla sıvanmaz!
Vatan müdafaasında, tabiî âfetlerde, Anadolu'ya hicret eden muhacir kardeşlerinin ihtiyaçlarının karşılanmasında ve mazlumların yanında yer alma konularında elini taşın altına koyan Anadolu insanı, devletinin yanında yer almıştır. Devlet-millet iş birliğiyle birçok engel aşılmış, mazlumların sesine kulak verilerek onların yanında saf tutulmuştur.
Gün; kardeşlik, yaraları sarma, acıları paylaşma ve dayanışma günü!
Gayret edelim ve Filistinli kardeşlerimizin kurtuluşu hususunda ümitvâr olalım.
"Allah var!.. Gam yok!.."
Macron: ABD, Avrupa'yı parçalamak istiyor
11.02.2026
Meclis'te Akın Gürlek gerginliği
12.02.2026
Park Holding, Ciner'e geri verildi
20.01.2026
Kavramı Taş Diye Atanlar KADİR ÇİÇEK 26.01.2026
Gardaş Ülke Özbekistan AHMET SEMİH TORUN 28.01.2026
Otoriterlik YUSUF YAVUZYILMAZ 01.02.2026