metrika yandex

ALİM VE CAHİL

Yusuf YAVUZYILMAZ

11.07.2021

            Alim, meyve veren bir ağaç gibidir, Meyveleri olgunlaştıkça yere doğru eğilir, büyüdükçe toprağa yaklaşır. Mütevazi olmak alimin en önemli ve en belirgin göstergesidir. Alimin davranışlarında kibirden, kendini beğenmişlikten ve büyüklenmekten eser yoktur. Cahil ise dikenli ve sürekli büyüyen, çevresine kimseyi yaklaştırmayan, meyvesiz ağaca benzer. Sürekli yukarı doğru büyüdüğünden kimseyi beğenmez, herkese yukarıdan bakar. Kibirli ve kendini beğenmiştir. Kendinden başka kimseye değer vermez.

            Alim, boş söz söylemez; söylediğinin arkasında dayandığı bir usul ve birikim vardır. Cahil ise o an aklına geleni söyler; onun bir yönteme bağlı olmaya ihtiyacı yoktur.

            Alim, tekfir ve fitne suçlamasını kolay kolay yapmaz. Alime göre tekfir çoğunlukla siyasal muhaliflerini devre dışı bırakmak için iktidar merkezli bir yaklaşımı temsil eder. Cahilin ağzından tekfir asla düşmez. Ona göre kendi anlayışındaki herkes tekfir ehlidir. Bu onun savunduğu düşünceye güvensizliğinin göstergesidir. En küçük bir itirazda inşa ettiği sistemin yıkılacağından endişelidir. Bu yüzden kendine yönelik eleştirileri tekfir içine sokarak etkisizleştirmeye çalışmaktadır.

            Alim, farklı düşünceler karşın hoşgörülüdür. Cahil ise farklı düşünceleri zaaf ve zayıflık olarak görür. Bundan dolayı farklı fikirlere yapılacak olan, fikri ve savunucularını ortadan kaldırmaktır. Bu yüzden alim ne kadar maksatları öne çıkarırsa, cahil bir o kadar lafızcı ve literaldir.

            Alim kazanma hırsı ve kaybetme korkusunu aşmıştır. Onun amacı daima hakikate ulaşmaktır. Hakikate ulaşma konusundaki hiçbir fırsatı kaçırmak istemez. Cahil girdiği her tartışmayı kazanmak ister. Bu yüzden benliğini kazanma hırsı ve kaybetme korkusu sarmıştır.

            Alimin mezhebi vardır; cahil ise mezhepçidir. Alim, farklı mezhepleri zenginlik olarak görürken, cahil farklı mezhepleri tehdit olarak algılar. Bu durum alim ve cahilin farklı olana karşı davranışından kaynaklanmaktadır.

            Alim, yararlandığı temel kaynaklardaki düşünceleri çarpıtmaz. Çünkü onun kazanmak ve ünlü olmak diye bir kaygısı yoktur. Cahil ise kazanmak için kaynaklardaki bilgileri çarpıtmaktan çekinmez. Hadis uydurma faaliyetinin bir türünün de tartışmayı kazanmak için Hz. Peygamberin otoritesinden yararlanmak olduğunu bilmek gerekir. Bu noktada tartışmacı Hz. Peygamberin ağzından kendi tezini destekleyici bir cümle üretir ve kullanır.

            Alim Kur’an’a parçacı ve indirgemeci bir yöntemle yaklaşmaz. Onun için tek ayete dayanarak hüküm vermez. Önce konu ile ilgili tüm ayetleri bir araya getirir, sonra onları Kur’an bütünlüğü içinde ele alır, sonra onu Hz. Peygamberin nasıl anlayıp uyguladığını inceler ve bu zihinsel yaklaşımdan bir sonuç üretir. Ürettiği sonucunda izafi bir doğruluk değerli taşıdığını düşünür. Cahil ise mutlakçıdır, bir ayetten yola çıkarak hüküm vermekten çekinmez.

            Alim, bir mezhebin, partinin, örgütün elemanı değildir. Bu yüzden o bir grubun, partinin ve cemaatin içinden konuşmaz. Onun konumu bu yapıların üstündedir. Cahil ise bir yapının elemanıdır; kendini o yapı ile özdeşleştirir.

            Alim iç eleştiriye önem verir. Verimli eleştirinin özeleştiri olduğunu bilir. Tevbe etmeyi asla ihmal etmez. Cahil için ise hatalı olan daima kendi dışındakilerdir. Bundan dolayı kendini hatasız olarak görme eğilimindedir.

            Alim, farklı düşünceleri okuyarak ve müzakere ederek kendini geliştirir. Her tür farklı düşünceyi tekfir baltasıyla doğramaz. Tekfir, cahilin elinde bütün farklı düşünceleri doğramak için kullanılan bir baltaya dönüşür.

            Alim, yenilikçi bir düşünceye sahiptir. Kur’an ayetlerini mana merkezli okurken lafzı ihmal etmez. Lafzı manayı koruyan bir kap olarak görür. Ancak lafza takılıp, manayı ihmal etmez. Cahil ise lafızcıdır(literal). Ne söylendiğidir onun için bağlayıcı olan neyin amaçlandığı ise onun anlama arayışının dışındadır.

            Alim hakikatten, cahil daima iktidardan yanadır. Bunun nedeni cahilin gücü kutsayıp onu hakikat olarak algılamasıdır. Alim iktidar karşısında mutlak bir karşıtlık içinde değildir; ancak eleştirel bir konumda durur, iktidara kendini endekslemez. Bunun İslam tarihinde ne gibi olumsuzluklara yol açacağını bilir. Bu yüzden Alimin önderi Ebu Hanife ve Hasan Basri gibi siyasal iktidara mesafeli durup ilmin onurunu koruyan alimlerdir. Alim, hakikatten yana olduğu için bunu kimin dillendirdiğini önemsemez; cahil için ise karşı tarafın savunduğu her düşünce yanlıştır.

            Alim asla fanatik bir militan değildir. Hakikatin gruplar üstü olduğunu bilir ve hakikat ile hiçbir grubu eşitlemez. Cahil için ise hakikat içinde bulunduğu grubun ideolojisidir.

            Alim cemaat, parti ve örgütlerin insan ürünü olduğunun bilincindedir. İnsanın tarihsel, hataya açık ve yanılabilir olduğunu bilir. Hiçbir insanı yanılmazlık zırhına büründürmez. Cahil ise içinde bulunduğu grubu ve lideri kutsar ve hayatını onlara adar.

            Alim, hakikatin hiçbir parti örgüt ve cemaatin tekelinde olmadığını bilir. Cahil ise hakikatin içinde bulunduğu parti, cemaat veya örgüt tarafından kuşatıldığına inanır.

            Alim tasavvufa reddedici değil, kapsamlı bakar. Tasavvuftaki bazı sapmaları bahane ederek, İslam’da manevi hayatın örselenmesine ve dışlanmasına müsaade etmez. Cahil ise İslam’ın irfan ve ahlak yönüne dikkat etmez; içerik ve ahlak yerine form ve kuralı öne çıkarır.

            Alim, Kur’an- Sünnet tartışmalarına girmez. Kuran –Sünnet bütünlüğüne inanır. Sünnetin Kur’an’ı tarihle buluşturan bir uygulama olduğunu bilir. Bir anlamda onun için Sünnet Kur’an’ın sosyolojisidir. Uydurma hadislerin olduğunun bilincindedir; ancak uydurma hadisler var diye konuşmayan bir Peygamber anlayışı üretilmesine karşı çıkar. Cahil ise uydurma hadislere ve doğruluğu test edilmemiş bilgilere dayanır.

            Alim, yeni fikirlere karşı reddedici değildir. Tarihselcilik gibi yeni yöntemleri toptan kabul veya reddetmez. Ayetlerin tarihle buluşma sebeplerinin anlamak açısından önemli olduğunu düşünür. Ancak Allah’ı tarihe hapsetmez. Tarihin etkileyiciliğine inanır ancak belirleyiciliğine inanmaz. Tarihselci düşünceyi savunanları ise asla tekfir etmez.  

            Alim, fitneyi gelirken, cahil ise geldikten sonra fark eder. Bu yüzden cahil sadece sonuçlara odaklanırken alim, nedenleri sorgular. Bir anlamda cahil, sivrisineklerle uğraşırken alim bataklığı kurutmayı önceler.

            Alim bütün ideolojilerin (İslamcılık, Faşizm, Kapitalizm, Liberalizm, Sosyalizm, Milliyetçilik, Ulusalcılık…) insan ürünü olduğu gerçeğini gözden kaçırmaz. Cahil ise içinde bulunduğu grubun ideolojisini kutsar ve onun için ölümü göze alır.

            Alim, yanılgısız bilgiye sahip olanın sadece Allah olduğunun bilincindedir. Bu yüzden o, konumu, bilgisi, birikimi ne olursa olsun hiçbir insana yanılmazlık yüklemez. Cahilin ise hayatını verecek kadar bağlandığı ve hatasız olarak yücelttiği önderleri vardır.

            Terör örgütleri alimleri kolay kolay kendi saflarına çekemez. Bundan dolayı terör örgütlerinin hedefindedirler. Onların asıl hedefleri cahil kitlelerdir. Çünkü cahil sorgulamaz; bu yüzden ideolojik yüklemenin en kolay olacağı kitlelerdir.

            Alim, eleştirel, sorgulayıcı ve aklını kullanandır. Cahil ise İtaatkar, dogmatik ve fanatiktir.

            Alim yaşamaya ve kurtarmaya odaklanırken, cahil ölüme ve yok etmeye odaklanır.

            Alim, otoritelere değil, hakikate bağlıdır. Hiçbir otoritenin hatasız olabileceğini kabul etmez. Vasfı ne olursa olsun hiçbir insanın Hz. Peygamber gibi Allah’ın koruması altında olduğunu kabul etmez.

            Alim, her şeyin önceden belirlendiği kader anlayışına karşı insanın sorumluluğunu ve özgürlüğünü öne çıkarır. Kaderci anlayışın yöneticilerin yaptıklarından sorumlu tutulmamaları için formüle edildiğini düşünür. Cahil ise kadercidir. Sorumluluğu kadere yükleyerek insan özgürlüğünü ortadan kaldırır. Bu onun kendi hatalarıyla yüzleşmesini önleyen bir inanca dönüşür.  

Alim sever ve affeder; cahil ise nefret eder ve intikam alır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş