metrika yandex

28 ŞUBAT MAHKEMESİNDE ÇEVİK BİR’LE…

Ayten DURMUŞ

22.08.2021

Aylarca süren 28 Şubat davasında, ben de ‘müdahil-müşteki’ olarak uygun oldukça aylarca ifade veren darbeci subayları dinlemeye gittim. Onları anlamak istiyordum, nasıl olur da bir milletin askeri kurumu, kendi milletine -bugün Postmodern 28 Şubat Darbesi’ olarak adlandırılan- bu kadar büyük bir zulmü yapabilirdi? Bir cevap buldum mu? Buldum tabi. Kişi kendisini, kendi milletinden ayrı görürse milletine cephe alıp her türlü kötülüğü yapabilirmiş. Tıpkı mankurtlar gibi. Tıpkı, aç kedinin açlıktan yavrusunu yemeye karar verdiğinde onları fare görmeye başlaması gibi.

Subayların ifade vermesi bittikten sonra sıra siyasilere geldi, onları da mümkün oldukça dinledim. İfade verenlere sorulan son soru şuydu: Bu bir darbe midir? Siyasilerin bir kısmı, yeni konumuna uygun konuştu. Evet, bu soruya, oradaki herkes kendisine yakışan bir cevap verdi. İfade verenler arasından iki kişiyi ayrı olarak anmak istiyorum: İlki ifadesi esnasında erdemli tavırlarının tanıdığı olduğum Hasan Celal Güzel Ağabey ki onu rahmetle anıyorum. İkincisi de o sıralarda kalp ameliyatı geçirip ölümün yakınına vardığı için olmalı belki de özel konuşmalarımızda 28 Şubat’ta yaptıklarının yanlış olduğunu söyleyen bir emekli subaydı. Ona da samimi pişmanlığı nedeniyle Rabbimizden bağışlanma diliyorum.

Siyasilerin ifadesi bittikten sonra da sıra sivillere geldi ve avukatlarımızın önerisiyle ilk olarak benim ifadem alındı. Bir metin hazırlamamıştım ancak ifadem esnasında mahkeme salonundan ruhen kopup o günlere gittim, kâh duygulandım kâh sesim titredi. Söyleyeceğim çok şey vardı, binde birini bile söylemeden anlattıklarımdan büyük bir heyecan oluştu ve ardından tartışmalar, itirazlar, atışmalar vs.

Benim ifadem o günkü son ifade imiş. Salondan çıkarken Çevik Bir’le yan yana gelmişiz. Anadolu Ajansının muhabirinin de mikrofonu açıkmış ve aramızdaki konuşma ertesi gün bazı gazetelerde yer aldı. 28 Şubat davasındaki avukatlarımızdan Reşat Petek de bu konuşmayı 28 Şubat’ı anlattığı bir yazısında şöyle yazdı: 

‘Sanık Çevik Bir’den söz açılmışken, müşteki Ayten Durmuş ile aralarında geçen bir diyaloğu sizlere aktarmak istiyorum. Duruşmada ifade veren şikâyetçilerden Ayten Durmuş, edebiyat öğretmeni olduğunu, darbe öncesi görevine devam ederken 28 Şubat darbesi sürecinde ‘namaz kılması ve başörtüsü’ nedeniyle soruşturma geçirdiğini söyleyerek ‘...çok sıkıntılar yaşadım, önce… hastalığına yakalandım, sonra sol gözüme perde indi. Ankara'ya geldik, yaşım 34, doktor bana 'Bu hastalık ilerleyen yaşlarda çıkar. Sana ne oldu kızım?' dedi. Başımı şimdiki gibi önüme eğdim" dedi. Hastalığında tedavisinin bile engellendiğini anlattı. Ayten Durmuş’u dinleyip de duygulanmamak, yapılan zulümlere tepki göstermemek mümkün değildi. Öyle de oldu, duygulu anlar yaşandı. Bazı sanık avukatları da yaşanan haksızlıklardan üzüntü duyduklarını ifade ettiler. Duruşmaya ara verildiğinde, salondan çıkarken müşteki Ayten Durmuş ile sanık Çevik Bir arasındaki konuşma tam bir yüzleşme idi. Çevik Bir dedi ki:

-    Ben, bu yaşadıklarınıza çok üzüldüm.

-    Anlattıklarımı dinlediniz mi paşa?

-    Dinledim ama biz kardeşiz.

-    Benim sizin gibi bir kardeşim yok Çevik Bey, kardeş olsaydık bize bunları yapmazdınız. 

-    Size, bu anlattıklarınızı ben yapmadım.

-    Sen yaptın paşa, sen yaptın! Senin o garnizon komutanın benim için telefon edip sürgünümü yaptırdığınız yerde bile ‘Ayten Durmuş gelecek, onu sakın göreve başlatmayın,’ dediği günden beri ben, aile büyüklerimin oğlumu ‘Paşam!’ diye sevmelerini yasakladım.

-    Ama biz kardeşiz.

-    Çevik Bey! Bu kardeşlik sözlerini on yedi yıl önce söyleseydiniz bir anlamı olurdu. ‘Bunlar bizim milletimizin evlatları, biz onlara kıyamayız.’ deseydiniz, bir anlamı olurdu. Ama şu anda bu sözlerinizin benim için hiçbir anlamı yok.’

Ayten Durmuş haklıydı. Bu sözlerin bir anlamı olması için, kapı önünde bir diyalog olmaktan öte, var ise duyulan pişmanlık kamuoyuna duyurulmalı ve mağdurlarla birlikte bütün milletimizden özür dilenmeliydi.

Bu kanaatimi beyan ile Çevik Bir’e; “Gelin erdemli bir davranış yapın, pişman olduğunuzu söyleyip bu milletten özür dileyin” dedim. “Tek kusurlu biz miyiz Reşat Bey” dedi. 28 Şubat’ın kudretli generali, baş aktör olarak öne sürülen Çevik Bir, itiraf niteliğindeki bu sözün de kanımca haklıydı.’

Reşat Bey’in yazdıkları bu kadar. O gün ben ifademi verirken süreçte yaşadıklarıma ağlayarak haykırıp itiraz eden Reşat Petek Beyle ifademden sonra çıkışta tanıştık ve benim avukatım olmak istedi, ben de kendisine vekâlet verdim.

Dava sürecinde, mahkeme aralarında başlangıçta bize çekinerek yaklaşan konuştuğumuz bazı paşalar, o günleri unutmamız gerektiğini söylediler. Nasıl unutabilirdik ki gönlümüzü kavuran bir yanık gibiydi o günler, yanık izi geçer mi? Ben de bir gün onlardan birkaçına: ‘Eğer buradaki paşalar, medya önünde milletimizden ve bu darbede zarar gören herkesten özür dilerlerse bu davadan çekileceğimi söyledim.’ Onlar da ısrarla ‘Bir darbe yok!’ diyorlardı. ‘Darbe yoktuysa beni kim sürdü, kim mesleğimden etti? O garnizon komutanı beni nerden ve neden biliyor? Ben MEB’e bağlı bir çalışanım.’ dedim. Sürgün edildiğim yere telefon eden ve çocuklarımla dinlediğimiz, ME İlçe Müdürünün şu sözlerini hiç unutmayacağım: ‘Garnizon komutanı Ayten Durmuş’un göreve başlatılmasını istemiyor.’ Kim istemiyormuş? Garnizon komutanı. Neden? … Benim yurdumu bana dar eden sömürge kafalılar, ayrık otları, mankurtlar kimlerdi, o dönemde henüz onları pek de bilmiyordum.

Kibirleri o kadar büyüktü ki ‘Tek kusurlu biz miyiz’ diyerek zımnen de olsa kusurlarını itiraf edenler bile milletimizden özür dilemeye yanaşmadılar. Çünkü onlar kendilerini, milletimizden üstün ve milletimizin kafasına silahla vura vura zorla yön belirleyecek kudrette görüyorlardı.

Salonda benden sonra farklı şehirlerden gelerek ifade veren tanımadığım pek çok kimseyi gözyaşlarıyla dinledim. Müştekiler olarak hepimizin maddi-manevi kaybımız çok oldu, maddi kayıplarımızın (askerlikten atılanlar hariç) hiçbir telafisi de olmadı. Ben, bana o sıkıntıları yaşatanların hiçbirisine hakkımı helal etmeyeceğim. Öyle bir güne inanıyorum ki o gün dünyadaki en kötü günlerini özleyecekler ama dönemeyecekler. Ölüm onlar için de var. Tanrılık tasladıkları darbe günlerinden sonra -Rabbime şükür ki- ben de onların ayaklarını sürüyerek mahkeme koridorlarında dolaştıkları günleri gördüm. Ve şimdi ise bu darbenin suçlularının -hiç olmazsa bir kısmının- tutuklandıklarını öğrendim. Ne kadar şükretsem azdır. Ama yine de içimin soğuduğunu hissetmedim, keşke bunlar hiç yaşanmasaydı, keşke bu bedelleri ödemeseydik, keşke binlerce insanın hayatıyla geleceğiyle oynamasalardı. ‘Sayılmayız parmak ile/ Tükenmeyiz kırmak ile/ Taşramızdan sormak ile/ Kimse bilmez ahvalimiz.’(*Muhyi) diyerek tükenmedik ama kırıldık, yorulduk, dağıldık, savrulduk biraz. Ve dedik ki: ‘Ufkumuzda dağ olsaydı zalimin gerdiği setler/Tufan kopar yerden gökten ne kadar kir varsa gider/Su akar yolunu bulur, insan için hayat biter/ Suyun sahibi değiliz, bizle kirlenmesin yeter.’ (AD)

Evet, keser döner sap döner, gün olur hesap döner. Ahzap 33/39: وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَسٖيباً : Hesap sorucu olarak Allah yeter.’ İbrahim 14/51: إِنَّ اللّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ : Allah hesabı çabuk görendir.’

Rabbim hepimize, dosdoğru ve tertemiz yaşamayı, ferasetli ve basiretli davranışlarımızla kendisinin sevdiklerinden olmamızıı nasip etsin inşallah. Önemli olan -dünya hayatında- günün sonunda kişinin kendisine bakıp erdemlice yaşayabildiğini düşünmesidir herhalde, diye düşünmekteyiz.

---

28 Şubat davasında cezaları kesinleşenler: Ahmet Çörekçi, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Çetin Doğan, Çetin Saner, Çevik Bir, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Hakkı Kılınç, İdris Koralp, İlhan Kılıç, Kenan Deniz, Vural Avar ve Yıldırım Türker.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, hapis cezası kesinleşenlerin rütbelerinin sökülmesi ve er statüsüne düşürülmeleri için Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'na yazı gönderdi.

(*) Muhammed Muhyiddin-i Gülşeni, D. 935/1529 Edirne- Ö. 1017/1608’den sonra Mısır

Yorum Ekle
Yorumlar (5)
Ahmet | 29.08.2021 21:46
Mahkeme çıkışı vuku bulan tarafların diyalogdaki hangi tavrın imana daha yakın olduğu hususunda tereddüt geçirmeden şaşırdım doğrusu. Allah rızası kastıyla yapıp ettiğimizi zannettiğimiz amellerin ücretini dünyada ihlal edilemez ve ertelenemez bir hak olarak görme hali hiç şık değil müslümanım diyene.
Gülsüm Erişen | 23.08.2021 00:45
Evet adalet gerçekten topaldır. Ama er geç varır derler gideceği yere. Fakat yaşananların bedelini kimse ödeyemez. Evet geçen zamanda çok kayıplar oldu, lakin, kayıpların birçoğu kazanca dönüştü. Bu günler için, o günlerin yaşanması gerekiyormuş demekki. Bu ülkede en çok Müslüman kadınlar zulüm gördü malesef.
Pınar Açıkgöz | 22.08.2021 20:10
Kaleminize kuvvet diliyorum Rabbimden.O günlerin hala bugün de maduru olarak ,yüreğim coştu ,hiç de durulacak gibi değil.Hakimler Hakimi ne sığınabilmek nasip olsun.
Elmas Şahin | 22.08.2021 13:50
Evet 28 Şubat o kadar zulümdü ki.Ailelerimiz bizi reddetti dinimizi yaşadığımız için toplumsal baskıdan hiç bahsetmiyim.Maddi sıkıntıları hiç anlatmayım.Görevden atıldıktan sonra ki yaşantımızı maddi sıkıntımızı insanların bakışlarını.Ama biz bunu sadece Allahın emri olduğu için yaşadık.Başörtümüz Allahın emriydi çünkü.Evet karar güzel ama hepsi zaten ihtiyarladı.Malesef çok geç gelen bir ceza oldu.Ama tabi ki iyi ki ahiret var.
Abdullah Piroğlu | 22.08.2021 11:31
"Ama biz kardeşiz." yeni mi aklına geldi "kardeş"lik. Yoo hiç sanmam, kardeşlik değil bunlarınki. eğer imkan ellerine geçsin daha beterini tekrar yaparlar hiç kuşkunuz olmasın. "Kardeşlik" lafı acaba yırtarmıyımın bir yansımısı. sadece lafta yani. Belki de en can alıcı ifade ve itiraf "Tek kusurlu biz miyiz..." cümlesinde saklı. Haksız mı Hayır. Yalan mı Hayır. peki diğer suçlular nerede? Ya o dönem hapse atılanlar, işinden olanlar, sürgüne gönderilip ailesinden ayrı bırakılarak istifa etmek zorunda bırakılanlar. Nerede onların hakları, hukukları? Yıllardır duyan olmadı ama bundan sonra bu sesi duyan olacak mı acaba?