metrika yandex
  • $31.3
  • 33.91
  • GA2162

Haberler / Yazı Dizisi

KUR’AN- MEAL İLİŞKİSİ VE MEAL OKUMANIN ANLAM VE ÖNEMİ ÜZERİNE-1|MEHMET YAŞAR SOYALAN

26.11.2023

KUR’AN- MEAL İLİŞKİSİ VE MEAL OKUMANIN ANLAM VE ÖNEMİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER-1

Her Seviyedeki Muhatap İçin Bir Meal Okuma Yöntemi Önerisi

Mehmet Yaşar Soyalan

--

Yazarımız Mehmet Yaşar Soyalan'ın Hertaraf Haber Okurları için Hazırladığı "KUR’AN- MEAL İLİŞKİSİ VE MEAL OKUMANIN ANLAM VE ÖNEMİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER" Başlıklı Yazı Dizisinin 1. Bölümünü Yayınlıyoruz


 

 

GİRİŞ

A – Meal/Tercüme ve Metin’e Dair Notlar ve Sorular

Önce aşağıda sıraladığımız başlıklara bir göz atalım;

  • Meali/tercümesi yapılan metin: KUR'AN

1-Kur'an Nasıl Bir Metindir?

ı-Kur'an Arapça bir metindir.

ıı- Kur'an tarihin bir kesitinde belli bir dille, belli muhataba/muhataplara inmiş bir metindir.

ııı- Kur'an sözel bir metindir/Hitabedir.

ıv- Kur'an belli bir nüzul sürecinde oluşan bir metindir ve Mushaf haline gelmesi Resul sonrası dönemde gerçekleşmiştir.

v- Kur'an bugünün muhatapları için teknik bir metindir.

vı- Kur'an 114 ayrı metinden/hitabeden oluşur.

 

2-Kur'an'ın İndiği Ortam/ Nüzul Ortamı

ı-Coğrafyanın özellikleri ile mesaj ve anlam arasında kuvvetli bir bağıntı vardır.

ıı- Muhataplarının özellikleri/karakteri ile mesaj ve anlam arasında kuvvetli bir bağıntı vardır.

ııı- Nüzul ortamının ve muhataplarının dini, felsefi anlayış, düşünce biçimleri ve kültürel durumları ile mesaj ve anlam arasında kuvvetli bir bağıntı vardır.

ıv- Nüzul ortamındaki sosyal, siyasi ve ekonomik hayat ve çevre şartları ile mesaj ve anlam arasında kuvvetli bir bağıntı vardır.

v- Nüzul ortamının ekonomik yapısına özellikle de İlaf Kurumuna Kur’an mesajında önemli atıflar vardır.

vı- Nüzul dönemi toplumsal ve siyasi yapı, kabileler arası ilişkiler, ittifaklar düşmanlıklar ve asabiye anlayışı ile mesaj ve anlam arasında kuvvetli bir bağıntı vardır.

vıı- Nüzul dönemi ve nüzul ortamı yakın çevresi ile ilişkilere (uluslararası ilişkilere) metinde önemli atıflar vardır.

 

3- Tercüme Edilecek Metnin/Kur'an'ın Özellikleri

ı-Yapısal/şekilsel özellikler (Şiir, seci, nesir, sure bütünlüğü)

ıı-İçerik özellikleri (Mesaj, temel inanç ilkeleri, bireysel ve toplumsal hedefler)

ııı-Edebi anlatım özellikleri (edebi teknikler, mesel, kıssa, vs..)

ıv- Metnin dilsel özellikleri, kavramlar, somut soyut ilişkisi

 

4-Metnin Dili: Arapça, Hangi Arapça, Lehçeler ve Lügatlar Konusu ve Sorunu

  • Meal Nedir ve Nasıl Bir Metindir

1-Kur'an tercüme edilebilir mi?

2-Meal ve Tercüme arasında bir farkı var mıdır?(Ki meal ifadesi sadece Türkçe ve Türkçe konuşulan coğrafya için sözkonusudur.)

3-Meal ve Tefsir Arasında Ne Gibi Bir Farkı veya Farklar Vardır, Var mıdır?

4-Motomot Meal/Tercüme Mümkün müdür?

5- Metin/Meal Mütercim ilişkisi

  • Bir mealde bulunması gereken özellikler
  • Meali Kimler ve nasıl yapmalı
  • Meal Okumak Ne Demektir?
  • Metin ve Muhtaplık Meselesi

Bu başlıklar bile bize nasıl bir metin ile/ hitabe ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir; öyle ki bu başlıklar bu hitabenin hem önemini, şümulunu hem de “Kur’an /Meal okuyacağız” demekle nasıl zor bir işe koyulduğumuzu, nasıl bir sorumluluğun altına girdiğimizi ve mühim bir işe soyunduğumuzu gözler önüne sermektedir. İşte bu makale böyle bir yolculuğa çıkan birisine yardımcı olmayı hedeflemekte ve yukarıda sıralanan başlıkların ne anlama geldiğini izah etmeye çalışmaktadır. Yolculuğumuza Meal - Mushaf farkı ve meal okumanın anlamını yorumlamakla/anlamakla başlayabiliriz.

B - Kur’an Meali Okumanın Anlam ve Gerekliliği

İnsanoğlu bugün, inanç, varlık, varoluş, düşünce, hayattaki zorluk ve sıkıntılar konusunda, Kur'an'ın indiği dönemdekine benzer sorunlarla karşı karşıyadır. Bir Müslüman ve insan olarak bu sorunlarla yüzleşmenin ve onlara çözüm aramanın en etkili yolu, Kur'an'ın kendilerine ayna olmasını sağlamaktır. Ana dili Arapça olmayanlar için bu ancak Kur'an Meali okumakla mümkün olmaktadır. Çünkü o, bütün Müslümanların inana geldiği gibi (bu inancın etkisi hayatlarına pek yanımasa da) insanlara hidayet için gönderilmiş son ilahi müjdedir ve Allah'ın, rahmetinin ve insandan ümidini kesmediğinin, ona güvendiğinin, güvenmek istediğinin en önemli nişanesidir.

Ancak, pekçok nedenden dolayı, bugün için, Kur'an ile muhatapları arasında bazı duvarlar örülmüş durumdadır, bu duvarların aşılması hem onların kişisel tercihleri nedeniyle hem de kendi dışlarındaki engeller sebebiyle çok zaman mümkün olmamakta, hatta engellerin varlığından bile haberleri olmamaktadır. Bu engellerin en önemlisi insanların/ Müslümanların Kur’an tasavvurudur. Bir önemli sebep de Kur’anın inzal edilmesinin üzerinden binbeşyüz yıllık bir zaman diliminin geçmiş olması ve bu zaman diliminin pekçok şeyi değiştirmesi veya üzerini örtmüş olmasıdır. Bu mesafe ve gerçeklik, Kur’an’ı anlamak isteyen bizlerin karşısına bir dizi “engel, zorluk ve sorun” olarak çıkmaktadır. Ömürlerini hayatın zorlukları ile mücadele ile geçirenlerin (ki insanların kahır ekseriyeti böyledir.) bu “engel”, “zorluk” ve “sorunları” ne görecek ne de aşacak zaman ve imkânları vardır. Ancak bu imkânsızlığa rağmen bu insanların İlahi vahyin mesajına yaklaşmalarını sağlayacak bir yol ve imkân da mevcuttur ki bu yol ve imkân; bu alana vukufiyet kesbetmiş, bu konuda zaman ve emek harcamış ve bu ihtiyacı kendi hayatlarında bire bir yaşamış ve aşmaya çalışmış/ çalışmakta olan kişilerin/ ilim adamlarının, İlahi Vahyin sahih anlamına ulaşılmasını zorlaştıran engelleri ortadan kaldıracak ve okunduğunda insanlara, kendilerini onda görmelerini sağlayacak ve yanlışlarını düzeltme imkânı verecek bir Kur’an ve Meal okuma yöntemi/ yöntemleridir. Bu gün için bu konuda pek çok çalışma mevcuttur.

Özellikle bir yaratıcıya inananalar için pek çok nedenden dolayı İlahi Muradiyi anlamak merkezi bir konuma ve hayati bir öneme sahiptir ki bunun en kestirme yolu ilahi vahye muttali olmaktır. Bir Müslüman için ise ilahi muradiyi anlamanın, ona muttali olmanın hem en kolay hem de en sağlam/sahih yolu Kur’an ve mealleridir. Ancak dediğimiz gibi bu konuda pek çok engel ve zorluk söz konusudur. Bu nedenle Kur’an veya Meali üzerinden İlahi Muradiyi, yani yüce Yaratıcının muradını anlamak isteyenler için (ki bu anlama işi, özellikle her bir müslim için hayati bir gerekliliktir) böyle bir yol ve yöntem kaçınılmazdır. Çünkü Kur’an, yüce Rabbimizin ifadesine göre; insanlığı, cehaletin, sıradanlığın, kanıksanmışlığın körü körüne teslimiyetinden/karanlığından, vurdumduymazlığından ve ''el ile gelen düğün bayram aymazlığından; imanın, ferasetin, farkındalığın, kendisi olabilmenin aydınlığına çıkarmak ve o aydınlıkta sorumluluğunun bilincinde bireylerin oluşturduğu bir toplum oluşturmak için gönderilmiştir. Kur'an'ın bu hedefinin gerçekleşebilmesinin ilk ve en temel şartı ona birinci elden muhatap olabilmek yani onun anlam dünyasına dâhil olmaktır; bu da onu anlayak okumakla, öğrendiklerini/ anladıklarını yaşamakla, onu anlayan ve ona göre yaşayan bir toplum/ topluluk olmakla mümkündür.

Dolayısıyla Kur’an’ın bu genel hedeflerinin muhatapları nezdinde ortaya çıkabilmesi için de, onu rehber edindiğini iddia edenlerin/muhatapların, yaşayan Kur’an’lar ve “güzel örnekler” olarak hayatın merkezinde yer alabilmeleri gerekir. Bunlar nasıl gerçekleşecektir? Bunu gerçekleştirmek, ne imkânsız bir şey ne de çok kolaydır. Ne de bazılarının iddia ettiği gibi sadece belli bir zaman dilimi ve o zaman dilimindeki bazı şahıslarla sınırlıdır. Kur'an'ın mesajının anlaşılıp kavranması ve hedeflerinin gerçekleşebilmesi, öncelikle ona muhataplığın kabullenilmesi ve bu muhataplığın gereklerinin ve sorumluluğunun yerine getirilmesi ile mümkün olur. Bu da öncelikle (diğer bütün niteliklerinden önce) O’nu anlıyor olmayı zorunlu kılar. Onu anlamak, onu okumaktan daha farklı, daha özel bir durumdur ve Arapça’yı veya bazı “ilimleri” bilip-bilmemenin ötesinde, ondan bağımsız olarak gerçekleşir. Ve üstelik bu durum, dünyanın neresinde, çağın hangi diliminde ve aşmasında ve hangi dil konuşuluyorsa konuşulsun aynı şekilde tezahür eder.

Kur'an'ı anlamak ne demektir? Sıradan bir okuyucu kendi dilindeki bir Kur'an mealini (Ana dili Arapça olanlar veya sonradan Arapça öğrenenler Mushafın kendisini) okuduğunda onu anlamakta mıdırlar? Veya ne kadarını anlamaktadırlar? Meali hazırlayanın yetersizliğini veya hatalarını görmezden gelerek soruyorum bu soruyu. Elbette kendi dilinde okunan veya dinlenen bir metni, eğer o metin teknik bir metin değilse o dili bilen herkes, teknik bir metin ise o alanın eğitimini alanlar, birikimi ve algılama güçleri oranında anlayacaklardır.

Ancak okunan veya dinlenen şey Kur'an gibi dini, hasseten sözel/hitabi mahreçli bir metin ise, onu anlamak, sadece metinlerin sözlük anlamları ile hatta metinlerin görünür anlamlarıyla veya dinledikleriyle/ duyduklarıyla sınırlı olmamaktadır. Burada hem metin ile ilgili, hem de metnin muhatabı ile ilgili zaman içerisinde oluşmuş, aşılması ve anlaşılması gereken pek çok konu ve “sorun” diyebileceğimiz durumlar vardır.

Muhatap Açısından Sorun: 

Kişi okuduğu cümleleri ve paragrafları, zihninde hazır olarak bekleyen pekçok kabul eşliğinde anlamaktadır ve anlam bu “eşlik” ile birlikte ortaya çıkmaktadır. Bundan dolayıdır ki anladığı şeyin ne kadarı Kur'an'a aittir? sorusu önem kazanmaktadır. Acaba zihni, okuyucuyu ne kadar yönlendirmiştir? Okuduğu konu, kelime ve terimler zihninde mevcut bilgi ve kabullerle bir araya gelince hangi şekli almıştır, o, metinde olması gereken şekilde midir yoksa metnin anlamı başka bir şekle, anlama mı dönüşmüştür?

Herkesin malumu olduğu üzere insanlar birbirleriyle, kelime, terim ve deyimlerle ve bunlara yükledikleri anlamlar yoluyla anlaşırlar. Anlaşma olabilmesi için muhataplar arasında bir oydaşmanın, bir anlam birliğinin mevcut olması gerekir. Aynı durum Kur'an ile muhatap olunduğunda da söz konusudur. Alan/dinleyen konumunda olan muhatap, Kur'an metnini almaya/ anlamaya ne kadar hazırdır, özellikle Kur'ani terimler konusunda metindeki anlamla zihnindeki anlamlar ne kadar mutabıktır. Bu, okuyucu için önemli bir belirsizlik ve handikaptır. Çünkü kelime, terim ve deyimlerin ne anlama geldiği konusu, anlamanın gerçekleşebilmesi için ilk halledilmesi gereken konudur.

Biz biliyoruz ki, deyim ve terimlerin içi çok zaman toplumsal kabullerle ve önyargılarla bir süreç içerisinde doldurulmuştur. Aynı şekilde hiçbir insanın zihni beyaz bir kâğıt gibi boş ve çevresinden de bağımsız değildir. İnsan zihni içinde bulunduğu toplumun algısı çerçevesinde şekillenir. İnsan kendisini bir anda, bir zaman ve coğrafyada, bir aile veya topluluk/çevre içinde doğmuş olarak, belli bir dili konuşurken ve belli bir kültür ve inanca uygun davranışlar sergilerken ve o inancın kelimeleriyle düşünüp ve konuşurken bulur. Bir ailesi, bir annesi-babası, bir kabilesi, cemaati, topluluğu, devleti vardır. Tüm bunlar onun iradesi dışında gerçekleşir. Bu nedenle o, okuduğu veya dinlediği metne karşı tarafsız olamaz, okuduğu her metni kendi mevcut algısını merkeze koyarak anlar. Bundan dolayıdır ki, özellkle okunan ve dinlenen dini metinler ancak bir süreç içerisinde anlaşılır. Hele bu metin binbeşyüz yıl öncesine ait Kur'an gibi çok özel ve ilahi olan bir metin ise bu süreç daha da uzar. Kısacası okuyucu, Kur'an'ın anlam dünyasına girmediği sürece onun anlamıyla buluşması söz konusu olmaz.

Metin Açısından Sorun: 

Kur'an ilahi bir metin, mesajının kahır ekseriyeti zaman ve mekân üstü ve tüm insanlığı kuşatmak için gelmiş olsa da, sonuçta belli bir zaman diliminde, belli bir coğrafyada, belli bir muhatap kesimine, onların kültürü ve anlam dünyaları ile sınırlı olarak, onların dili ile gelmiştir. Kur'an'ın, belli bir zaman diliminde, belli bir dilde ve belli bir kültür/ gelenek, örf, anlayış, kabuller üzerine gelmiş olması, sonraki kuşaklar açısından bir anlama sorunu ortaya çıkarmıştır. Çok kısa bir zaman içerisinde, muhataplarının daha çok o coğrafyanın dışındaki insanlar haline gelmesi sorunun çapını daha da genişletmiştir. Hem o coğrafyadaki sonraki kuşaklar, hem de coğrafya dışındaki muhataplar, indiği ortamın kültürünü ve kelimelere yükledikleri anlamları yakalayamadıkları için bu anlama sorunu ilk hicri kırklı-ellili yıllardan bu yana artarak devam edegelmiştir. Bu ilk dönemlerden itibaren sorumluluk sahibi bazı muhataplar bu anlama sorununu çözmek için çaba gösteregelmişlerdir. ''Kur'an ilimleri'' denilen faaliyetler bu anlama ihtiyacına bir cevap olarak ortaya çıkmıştır. Ancak siyasi, kültürel ve ideolojik nedenlerle nüzul dönemi kültürünü/ kabullerini ve dilini sonraki kuşaklara gereği gibi aktarmak mümkün olmamıştır ve hala da öyledir. Muhatap için en önemli sorun o dönem kültürünü/ kabullerini yok saymak veya görmezden gelmektir.

Çünkü Kur’an, muhatapları için, anlaşıldığında ancak, amaç ve hedefleri belirginleşir ve Kur’an olur. Dolayısıyla diğer metinlerden farkı da ortaya çıkar. Kur’an, anlaşıldığında ancak onun ruhuna uygun bir uygulama ve yaşayış ortaya konabilir ve o zaman okunan şeyin Kur’an ve hidayet olma özelliği tezahür eder. Yoksa o, ne kadar önem verilirse verilsin, kutsanırsa kutsansın, isterse ismi dillerden düşürülmesin, anlaşılmadığı sürece muhatap açısından Kur'an olma özelliği ortaya çıkmaz.

O, muhatabıyla bu sorunlarla yüzleşilerek ve bir süreç içerisinde aşılarak bir araya gelmediği, getirilmediği müddetçe, anlaşılmadan, anlaşılsa bile içselleştirilmeden, kelimelerinin dillerde tekrarlanıp durduğu, hıfzedilerek zihinlere hapsedildiği, binbir emek ve göznuru ile hazırlanmış altın kaplama kutularda veya her biri bir sanat şaheseri olan çantalarda saygı duyulan bir mahkûm gibi beklemeye devam eder.

KUR'AN OKUMAK NE DEMEKTİR?

Bugün Kur'an'ın Arapça metnin ve çeşitli dillere yapılan tercümelerinin en çok satan ve en çok okunan kitaplardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde İslam coğrafyasında onu ezberleyenlere/hafızlara her yıl onbinlercesinin eklendiğine de biliyoruz. Kur'an'ın korunması, gelecek kuşaklara aktarılması ve toplum içindeki saygınlığının sürdürülmesi açısından bu hıfz etme işinin ve geleneksel okuma/tilavet biçimlerinin öneminin farkındayız. Ancak bu durumun gerçek bir okuma eylemi olmadığını da söylemek durumundayız. Gerçek bir okuma eyleminde amaç onu anlamak ve yaşamaktır. Bu tür geleneksel okuma şekillerinde ise, sevap kazanma arzusu esas olduğu için genellikle ''anlama'' gerçekleşmemektedir. Çünkü bu tür okumalar göz ve dil eksenlidir, zihin /anlama eksenli değildir. Bu nedenle Kuran'ın en çok satan kitap olmasına rağmen, O'nun mesajının anlaşılması hedeflenerek okunması çok yaygın bir durum değildir. Böyle olduğu durumlarda bile, Kur'an metninden bağımsız nedenlerden dolayı onu anlamak çok zaman mümkün olmamaktadır.

 

Ayrıca bugün için Kur'an'ın Arapça metninin anlaşılması ile herhangi bir dilde hazırlanmış mealinin anlaşılması birbirinden farklı iki konudur. Bugün için Kur'an'ın kendisini, yani Arapça orjinalini/Mushafı anlamak derin bir uzmanlık ve büyük bir çaba gerektirmektedir. Bu uzmanlık içerisinde Arapça biliyor olmak gerekli, ancak tek başına fazla bir anlam ifade etmemektedir. Orada çok daha önemli ve farklı araçlara ihtiyaç vardır. Kısacası bir Kur'an meali hazırlamak için gerekli asgari şartlar, onu orjinalinden/mushaftan okuyup anlamak isteyenler için de söz konusudur.  Bu nedenle Arapça Kur'an'ın nasıl anlaşılacağı farklı bir araştırma ve tartışma konusudur.

 

Biz ise bu çalışmada Kur'an'ın herhangi bir dilde hazırlanmış mealini/tercümesini nasıl anlarız veya nasıl okursak veya ne yaparsak daha iyi anlarız? konusu özerinde duracağız. Yaşanmış bazı tecrübelerden de yararlanarak bir yöntem önermeye ve konu ile ilgili bazı tespitlerde bulunmaya çalışacağız.

Burada sunacağımız yöntem, Kur'an meallerindeki zaaflara rağmen metnin doğru anlamına nasıl ulaşırız ile ilgili değildir. Okumak istediğimiz bir Kur'an Mealini derin araştırma ve çok yönlü incelemelere girmeden nasıl bir zihni hazırlığa, ön bilgilere ve tekniklere sahip olursak daha iyi anlarızla sınırlı kalacaktır. Çünkü Türkçe hazırlanmış mealler bünyelerinde pekçok problem barındırıyor olsalar da belli bir yöntem çerçevesinde okunduğunda Kur'an'ın mesajından azami miktarda istifade etmenin mümkün olacağını düşünüyoruz. Bu çalışmamızda Mealin metnini sorgulamaya, anlamını aramaya ve yeniden inşasına yönelik bir çabamız olmayacaktır. Bu konuyu Kur'an Meali Okuma Kılavuzu İsimli kitabımızda detaylı şekilde açıkladığımızı düşünüyoz.

Kur'an'ın mesajını anlamak istiyorsak, okuduğumuz, ister Mushaf ister meal olsun düşünülmesi ve cevap verilmesi gereken ilk şey, onu nasıl okuyacağımızdan önce ''onu kimler okuyabilir? veya onu okumak isteyenlerde bulunması gereken asgari şartlar/nitelikler nelerdir'' sorusu olduğunu düşünüyoruz. Bunu da muhataplık meselesi olarak isimlendiriyoruz. Öncelikle bu muhataplık meselesi üzerinde durmamız gerekiyor. Meali okumadan önce neler yapmamız gerektiğine ve hangi yöntemle okuyacağımıza daha sonra değineceğiz. 

Devam Edecek

Yorum Ekle
Yorumlar (6)
Fahri uğur | 31.01.2024 13:05
Mehmet bey ben size Ramazan demirin yazı ve metodunu okumadan sakın kimseye meal tavsiyesinde bulunmamanızı tavsiye ederim.17 meali inceleyen biri olarak konuşuyorum. Hepsi çöp maalesef.saygılarımla
Mustafa Demir | 28.11.2023 00:19
Kolay gelsin, anlamlı büyük çalışma, tebrik ederim...
Mehmet Ersoy | 27.11.2023 16:44
Meal yazmadaki uyarılarınız, umarım bu niyete girmiş inananları ümitsiz hale düşürmez. Bazen müfessirler arasında veya akademik çalışmalar arasında fikir birliği olmasa da inanan yılgınlığa düşmemelidir. Abdest alırken ayakların yıkanması veya mesh edilmesi bu duruma bir örnektir. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَاافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ Ey iman edenler, namaza kalktığınız vakit yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı mesh edin ve aşık kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin/yıkayın. Müslümanların abdest alırken ayaklarını yıkamama gibi bir problemleri olmadığı gibi böyle bir sorun varsa bile genelde ayak yıkamayı tercih ederek böyle bir problemden uzak dururlar. Ancak bu durumu önemseyenler de vardır. Ayeti kerime de ne emrediliyorsa onu yapmak isterler. “Yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın” cümlesi bittiğinde, ayakların mesh edilmesi, devamındaki cümlede gelmektedir. “Ve” bağlacı ile başların mesh edilmesine bağlanmaktadır. Bu genel görüntü ayakların mesh edilmesi olduğu yönündedir. Konuyu müfessirlere götürdüğümüzde kırk dört meal arasında sadece sekizinde yıkama olmaksızın mesh etme, altısında ise yıkama veya mesh etme, diğerlerinin tamamında yıkama tercih edilmiştir. Bizim coğrafyamızda ayakları yıkamak yaz aylarında ne kadar keyif verici olsa da kış aylarında o derece özellikle yaşlılarda zor olmaktadır. Abdest alırken su kaybı en fazla ayak yıkamalarında yaşanmaktadır. Bu sebeple müfessirler konunun izah edilmesi yönünde sorumludur. Eğer gerçek olan mesh edinme ise yıkayın demek ayeti kerimeye müdahale etmek olur. Abdestte ayakları mesh meselesini gündemde tutmak topluma ve ilim dünyasına hiçbir katkı sağlamayacaktır denilemez. Ayaklarınızı “وَاَرْجُلَكُمْ” kelimesinin Kur’an-ı Kerimde fetha ile yazıldığı görülecektir. Müfessirlere göre “Lam” harfi fethalı olduğu için cümlenin başındaki yıkayınız kelimesine bağlanır. İbn Kesir, Ebu Amr, İbn Şu’be, Hamza, Ebu Cafer ve Halef ”Ve ercüliküm” şeklinde okumuşlardır. Bu durumda kelime içinde bulunduğu mesh edin cümlesine bağlanır. Eğer mesh edin kelimesine bağlanmış olsaydı “bi” cer harfinden dolayı kesra olması gerekirdi. O halde neden ayaklarınızı kelimesi “ve” bağlaç harfi ile mesh edin kelimesine bağlandı? Sonuç olarak bu sorunun cevabını düşünmek gerekiyor. Ayaklarınızı yıkayın daha sonra temiz olduğu müddetçe mesh edin anlamında yorumlanabilir mi?
Selami Aday-Sivas | 26.11.2023 22:52
ALLAH RAZI OLSUN
Ayten Durmuş | 26.11.2023 21:17
Sa yazıyı okudum ve devamını merakla bekliyorum.
Yıldız | 26.11.2023 20:40
Sayın Yazar! Yazıda kullandığınız 'ilim adamlarının' yerine 'bilim insanlarının' deseydik güzel Türkçemizin anlamlı bir farkını ortaya koymuş, kadınların şikâyetçi olduğu, gençlerin deizmine neden olan eril dili sivriltmiş olmazdık. Kur'an'la yalnız 'adamlar' mı uğraşıyorlar? Bu kitabın kadın muhatapları yok mu? Ya da kadın bilginler yok mu bu alanda çalışan. Biraz daha dikkat, lütfen...