metrika yandex

Haberler / Kültür - Sanat

Derdimiz Hayat Etnometodolojik Fragmanlar Dr. Necdet Subaşı Mahya Yayınları

06.05.2021

Necdet Subaşı’nın kaleme aldığı ve Mahya Yayınları tarafından  yayımlanan “Derdimiz Hayat: Etnometodolojik Fragmanlar” kitabını, siz değerli hertaraf.com okuyucularına tanıtım mahiyetinde birkaç etnomotodolojik fragramanı sunacağız.

BİZİ KARŞILAYAN HAYAT

“Bizi karşılayan hayattı. Ergenliğin hareketli günlerinde dünya bizden sorulurdu. Öğrendiklerimiz bize yetiyor, "iddialarımızdan vurulmak" gibi bir tehditten uzak, upuzak bir şekilde yaşamanın tadını çıkarıyorduk. Birkaç kitaptan haberdardık, zaten okuduklarımız da hep bizi doğruluyor gibiydi. Etraftakiler eğer biraz kendini beğenmiş, biraz özgüveni yüksek, biraz da arsız bir hayal gücünü şehvetle tüketen birilerinden söz edecek olsa "hah, işte o bizdik" diyecek kadar hâlihazırda bir yerdeydik, ortadaydık, resmen tanımlıydık.”

“Bizi karşılayan hayattı. Eğer kaçınılmaz bir şekilde yüz göz olacağımız bir kaderden söz ediyorsak ya da hiç sekmeyen tek bir şeyin sonuna kadar peşindeysek o işte şu bildik hayattan başka bir şey değildi. İyi kötü, acı tatlı ya da renkli renksiz her ne olursa olsun bir hayatın içine doğuyorduk. Çoklukla unuttuğumuz, bizi ayakta dipdiri bir şekilde karşılayanın hayat olduğuydu. Kurumlarıyla, işleyişiyle, söylemleriyle, hiyerarşileriyle, protokol sistemleriyle, gürültü ve patırtısıyla, sükûnet ve cerbezesiyle hazırda bizi tekmil karşılayan oydu. Biz sanırdık ki esas nizâmat bizdendir, biz sanırdık ki ona bir çeki düzen verilecekse bu bize düşerdi.”

İMTİHAN

“Bir imtihan dünyasının içine doğarız. Burada bizi karşılayan yer yer elem ve ıstırap yer yer de neşe ve huzur olur. Eksik ya da fazla bunların her biri hayatımız boyunca bizi terk etmeyen birer yoldaş olarak imtihan vesilesi olur.”

“Hayat sanki bir sınav vakti ve alanı olarak tecelli eder. Varlık dünyasına dahil olduğumuz andan itibaren karşılaştığımız her şey, başımızdan geçen bütün hikâyeler, içinde yer aldığımız pek çok macera sonuçta bilfiil maruz kaldığımız imtihanın nasıl seyrettiği hakkında temel birtakım işaretler sunar. Eylemlerimiz içinde niyetlerimizin, ruh hâllerimizin, kararlarımızın da yer aldığı bir imtihan cetveli olarak kaderimizi takip eder. Her an her şey olabilir. Bu imtihandan nasıl çıkacağımızı kestirmek pekâlâ zordur. İmtihanın şekli ve işleyişi hakkında kestirimde bulunmak kolay değildir. İnsanla, doğayla ve diğer mevcudatla olan ilişki biçimimiz imtihanımızın gidişatını belirler. Eğer bir hesaba muhatap olunacaksa bu her zaman yaşanmışlıklar üzerinden olacaktır; niyetimizin ne olduğu, sorumluluk payımızın niteliği karnenin doldurulmasında etkili olacaktır.”

“Hayatımızı değerli kılan yapıp ettiklerimizin sonuçta bir değere, bir anlam ve içeriğe sahip olmasıdır. Ömrümüzün sürdürülebilir bir düzeyde işliyor olması imtihanımızın hâlâ devam ettiğinin habercisidir. Çektiğimiz çileler bir hayatiyet belirtisidir; ölçüyü kaçırmış olmak da kendimizi boşluğa bırakmak da yine aynı imtihanın bir parçası olarak gelip bizi bulacaktır. Yaşadığımız imtihanı ciddiye almak da var, hayati titizlikle sürdürmeye çalışırız. Onu hiç ciddiye almadan yaşamak da var, kendimizi boşluğa bırakırız.”

ZAMAN

“Bir zaman diliminin içine doğarız. Biz hayata bir mekânda ve bir zaman aralığında katılırız. Hayat bizi bir enlem ve boylam arasında tanımlı bir yerde hem de bir vakt-i saatte karşılar. Oysa en başta doğduğumuz an bile bizim ondan bağımsız olarak ürettiğimizi sandığımız bir sınıflandırmadan ibarettir.”

“Falan yılın falan ayında falanca saatte hatta saniye ve saliselere kadar varan heveskâr bir dikkat içinde dünyaya gelişimiz kayıt altına alınır. Kimilerine göre sabaha karşı kimilerine göre akşamın darında belki de güneş tam da yükselmeye devam ederken öğlenin ortasında doğmuşuzdur. Belki mevsimlerden birinde, kim bilir baharı yolcu ederken ya da daha güze girmeden belki de kışı yola vururken ya da ekinler ekilirken... Hepsi mümkün. Bunların hepsi de bizim zaman dediğimiz şu ucu bucağı belirsiz ve açıkçası bir hayli de oynak sayılabilecek bir akışkanlık içinde devreye soktuğumuz özel bir taksimattan başka bir şey değil. İster sadece geceleri görünen ayı takip edip ona göre bir zaman çizelgesi oluşturalım, ister koca bir günü aydınlatan şu güneşi izleyip akış planı yapalım, fark etmez. Zamanın behrinde yaşamış bir ulu kişinin ya da mesajları hala dipdiri bir mübareğin hayatını merkeze alıp takvimimizi ona göre oluştursak bile tarih üzerindeki sözüm ona durak ve dilimler sonuçta bizim binbir dikkatle altını çizip işaretlediğimiz soyut bir düzenlemeden daha fazlası değil.”

COĞRAFYA

“Bir coğrafyanın içinde doğarız. Bizi dağlar, bayırlar, tarlalar, bahçeler, karlar, yağmurlar, çaylar ve ırmaklar karşılar. Doğduğumuz yer, bir enleme ve bir boylama sahiptir. Haritada bulunacak bir yerde olmak güzeldir; bazen yerimizi tarif etmekte, dünyadaki yerimizi bulmakta zorlandığımız zamanlar olur.”

“"Coğrafya kaderdir" diyenleri yer yer haklı çıkaracak ağır, birbirinden beter hikâyeler yaşarız. Doğduğumuz ev, durduğumuz yer, bastığımız toprak, baktığımız ufuk, gezdiğimiz dünya neredeyse sicilimize işler. Bir coğrafyaya doğarız. Hayatımız "Ne diye buradayım?" sorularıyla anlam kazanır, "İyi ki burada doğmuşum!” cümleleriyle mutluluk kendi kıvamına ulaşır. Nereden bakılırsa bakılsın yaş ilerledikçe etkisi de fark edilecek olan coğrafya bizi suyuyla, havasıyla, toprağıyla, iklimiyle, dağıyla ve rüzgârıyla sık sık kolaçan eder.”

“Bedenimizin tamamı topraktır; belki çamur, belki çöl, belki kara toprak. Abartısız bir yoğrulmadır hayat dediğimiz. İçine karılan şeyler sadece bilgiyle kontrol edilebilecek şeyler değildir. Taşından toprağından aldıklarımız vardır, suyundan yemişinden kaptığımız şeyler vardır. Ondandır doğduğumuz yerde kişiliğimiz şekillenir, büyüdüğümüz yer sayesinde kendimizi bir kimlik pazarlığının içinde buluruz. "Nerelisin?" sorusuna verdiğimiz cevap, içinde şekillenip durduğumuz coğrafyayla olan ilişkimizi afişe eder.”

FITRAT

“Bir fıtratla doğar insan, hayata öyle başlanır. Fıtratımız bize özgü ve bahşedilmiştir. Bütün bir yaşam inişli çıkışlı hâlleriyle ona yakınlaşma ve ondan uzaklaşma arasında gider gelir. "Öze dönüş” fıtrata dönüştür ve özden kopuş olduğu gibi onu arama çabası da bize has bir davranış ve tercihtir.”

“Fıtrat, yaratılışın temel kodlamalarıdır dense yeridir. Kader değildir. Ondandır üzerinde çalışılır; bozulur, biteviye değiştirilir, habire altüst edilir. Bizi kendine mahkûm eden bir sınır, bir çerçeve ya da etrafında dönmeye mecbur kaldığımız bir ana kalıp değildir. Kader gibi alnımıza yazılmış, keder gibi olmazsa olmaz mutlak tadacağımız bir acı değildir. Ne yeistir ne zarar. Fıtrat bize doğuşla birlikte verilmiş bir emanettir. Onu kâh hatırlar ihya ederiz, kâh unutur ilga ederiz. Fıtrat, irademizi kullanmaya cesaret ettiğimiz her seferinde aldığımız kararlarla ya bizi kendi içinde tutar ya da bizi kendinden adım adım uzaklaştırır. Özne fıtrat değildir, fail bizizdir. Aksine fıtrat bir yaşam sabitesidir; uzaklaştığımızda insanlıktan çıktığımız tescillenir, yaklaştığımızda insanlığımız.”

İRADE

“Bir akışın, bir akışkanlığın içinde doğarız. Hayat durmaksızın devam etmekte, etrafta ne var ne yok bir koşuşturmacanın parçası olmaktadır. Ne olup bittiğini anlamak zaman alır. Bunun için akıl, bilgi, birikim ve feraset gerektiği konusunda hemen herkes hemfikirdir. Hayat kendini ona dikkat kesilene açmakta, orada ne var ne yok ancak bir tecessüsle fark edilmektedir.”

“Adımlarız, karada yürür, denizde yüzer ve havada uçarız. Çevremizde olup bitenleri kavramak için kendimizi zorladığımız olur; bazen hayat gizemli dünyasıyla bizi ortada bırakır. Bir şeyler olmakta, bir şeyler değişmektedir. Oysa ki bunun böyle olmasını ne istemiş ne de beklemişizdir. Kendi irademizle, kendi kararlarımızla eriştiğimiz şeyler bizim muradımızdır. Aklımızdan geçirdiğimiz şeyleri biraz zahmetle biraz töhmetle bile olsa gerçekleştirmiş olmak irademize olan güvenimizi artırır, kendimizi güçlü hissederiz. Öyle ya sonunda düşünmüşüzdür, kararlılığımızdan ödün vermemişizdir, bu yola baş koymuşuzdur, olmazsa olmaz demişizdir ve emeğimiz zail olmamış, istediğimize nail olmuşuzdur. Bütün bunları aklımızla, fikrimizle, irade ve ihtiyarımızla halletmiş, kendi çapımızda adamakıllı bir mesafe almışızdır.”

KALP

“Hepimiz bir kalp taşırız. Bizi kalplerimizden tanırlar, onunla bilirler. Kalbi karartılmış bir dünyada değerli kalabilmek önemlidir ve aklı başında olan biri için iyi bir kalbe sahip olmaktan daha önemli başka bir şey yoktur. Kalbimiz varsa insanızdır, ondan yana rahatsak ancak o zaman hakiki bir öze ve sahici bir cevhere sahip olduğumuzu düşünüp kendimizi mutlu hissedebiliriz. Onu taşımakla yüreklenir, onu korumakla kendimizi mutlu ve huzurlu hissederiz.”

“İyi, güzel ve doğru olana erişmek ve bütün bunları varlığımızla bütünleştirmek için sahip olmamız gereken tek şey sağlam ve canlı bir kalbe sahip olmaktır. Aklımız bize yol gösterir, gönlümüz bir şeylere meyleder, vicdanımız bizi adil kılar ama bunlarla bir ömür yol alabilmenin ön koşulu sağlam ve diri bir kalbe sahip olmaktan geçer. Kalbi kara olanın da kalbi fesat olanın da insan için iyi gelecek hiçbir yanı yoktur. Rezillikler orada pompalanır, bilumum kargaşalar onunla hayat bulur. Kötü kalp kendini dışarı vurduğunda ortada sadece fitne ve fesada bir yol bulunur. Oysa temiz ve hassas bir kalple biz, insanlığımızın her daim sınandığı bir imtihan alanında kendimizi bulmanın, fıtratımıza yönelmenin imkan ve ihtimallerini sürekli yoklar, iyi, doğru ve güzele karşı her daim hareket hâlinde olan bir duyarlılıkla hayatta yerimizi alırız.”

ANNE

“Gözlerimizi açtığımızda kendimizi kucaklarında buluruz. Hayat boyunca sıcaklıklarını, şefkat ve merhametlerini üstümüzde hissederiz. Sevgi ve şefkatlerini başkalarıyla aynı yere, aynı kefeye koyamayacağımız tek bir insan varsa o da sadece ve sadece annelerimizdir. Tanımsız bir yakınlıkta gibidirler ama bize her yerden her cepheden her dilden ses verirler. Bizi bağırlarına basmaları alelade bir yakınlık değildir, kucaklarında daha ilk günden itibaren yaşadıklarımız bir ömür boyu bizi hafızamızla takip eder. Onlarla birlikteliklerimiz ne tören ne de ritüeldir.”

“Bize hissettirdikleri emsalsizdir, varlıkları neşe ve rahmet, yoklukları yeis ve özlemdir. Onlarsız bir hayat çekilebilir bir dünya vaat etmez, ondandır bize arka çıktıkları sürece her şeyle baş edilebilir, hiçbir şey abartılacak kadar büyük değildir, göğüslenemeyecek sıkıntı, aşılamayacak dert, halledilemeyecek bir sorun yoktur. Belki her şey hâlâ yerli yerindedir, belki hiçbir taş yerinden oynamamıştır. Olsun, annemiz vardır ya yeter. Onun varlığı güçtür, kuvvettir, duadır, rahmet ve berekettir. Belki de sırf bundandır, cennet de onların ayaklarının altındadır. Cenneti murat edenin önce annesinin rızasını alması gerekir. Onun duasını üzerinde hissetmeden, onun sıcaklığını özlemeden ne yardan geçilir ne serden. Anne öyle bir şeydir, hayatımızın etrafında döndüğü bir halkadır. Bize tarifsiz sevgi ve merhametiyle varlığını her hissettirdiğinde Allah'ın rahmetinden ikrama mazhar olduğumuzu idrak eder, şükür üstüne şükreder, secdelere kapanır, niyaz ederiz.”

DİL

“Bir dil dünyasının içinde doğarız. Bizi orada sesler ve harfler, belli belirsiz ifadeler, ucu sınırı olmayan kelimeler ve anlamlarına nüfuz etmek için çabaladığımız birtakım kavramlar karşılar. Hepsi yenidir, öğrendikçe açılır, kavrandıkça sahiplenilir. Birbirimizle onlar üzerinden konuşur, onlar üzerinden anlaşır hatta yeri geldiğinde de onlar üzerinden bozuşuruz.”

“Bizi çevreleyen diller arasında mütemadiyen gider geliriz. Herkesin bir dili, meramını en güzel bir şekilde anlattığı lehçesi, ağzı ve şivesi vardır. Biz bütün bunları annemizin dizinin dibinden başlamak üzere içinde doğduğumuz dünyanın giderek genişleyen sınırları içinde öğrenir sonra da o bildik ve tanıdık çerçevelerle birlikte adım adım hayata dahil olur; artık o dil etrafında konuşur, o dil etrafında hasbihal eyleriz. Düzeyimiz dille netleşir, düzenimiz dahi onunla kurulur. Savaşları başlatan nihayetinde bir sözden daha fazlası değildir ve onu bir çırpıda bitirecek olan da yine aynı şeydir, sözdür.”

Fuat Taşcı- Zeren X / Hertaraf Haber-Kültür Sanat Servisi

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş