metrika yandex
  • $32.08
  • 34.82
  • GA17500

Haberler / Yorum - Analiz

‘Cumhuriyet’in diktatörlük günleri’nden birkaç kesit | Selahaddin E. Çakırgil

28.12.2023

 

25 Aralık gününü kimse farketmedi..

Halbuki, 1973’de, o gün, tarihimize etkisi, şu veya bu şekilde değerlendirilen, tarafdar ve sevenleri kadar, sevmeyeni ve karşıtları da olan bir kişi, o gün vefat etmişti..

Evet, bu isim, 1884 doğumlu Mustafa İsmet idi; veya, İsmet Bey, İsmet Paşa, İsmet İnönü idi..

Henüz İstanbul Hukuk’da, 3. sınıfta okuduğum ve ‘Bâb-i Âli’de Sabah’ gazetesinde günlük yazılar yazmakta olduğum günleri hatırlıyorum.

14 Ekim 1973’de yapılan seçimle, hiç bir parti tek başına hükûmet kuracak andalyeye ulaşamamıştı.  Demirel, ‘Millet bize muhalefet vazifesi verdi..’ diye, hükûmet’in başka partilerce kurulması yolunu gösteriyordu. Sembolü ‘anahtar’ olan MSP, 48 m.vekili ile, kilit partisi olmuştu, Bunun için de, ilk akla gelen hükûmet şekli, ‘CHP+MSP koalisyonu’ olarak gösteriliyordu.

Ancaak, İsmet İnönü, CHP’nin eski lideri olarak, MSP’nin Hükûmet’e dahil edilmesine kesinlikle karşı idi. O sırada İsmet Paşa, hastaneye yatırılmıştı. Bütün gazeteler, İsmet Paşa’nın ölmesi halinde, hemen baskıya verecekleri sahifeleri hazır bekletiyorlardı.

İsmet Paşa ise, zaman zaman uykudan uyanıp, ‘Hükûmet kuruldu mu?’ diye soruyor, yine uykuya dalıyordu. Onun  kurulmasını  istemediği Hükûmet, ölümünden 1 ay sonra kurulabilmişti.

*

İsmet Paşa,  evet, 90 yaşında ölmüştü..

Onun ölümü üzerinden 50 yıl geçmiş..

Halbuki, bu kişi, özellikle 1923’ten 1937’ye kadar, bütün kemalist-laik devrimlerin en ayık uygulayıcısı olmuştu. (Onun, hâtıralarının 2. cildinde, ‘Alfabe değişikliğinin, zor yazmaktan kurtulmak için değil, yeni nesillerin, eski kültürle irtibatının kesilmesi için yapıldığını; ‘Harf Devrimi yapmadıklarını, belki devrimlerine yeni bir alfabe bulduklarını’ söylemişti.)

İsmet Paşa’nın, M. Kemal’le arası 1937’de bozulmuş ve azledilmişti. Ondan sonra, İsmet Paşa’nın yanına selâm vermek için bile hiç kimse yaklaşamıyordu. Ama, M. Kemal’in ölümünden sadece 1 gün sonra, Mareşal Fevzi Çakmak’ın, ‘Ordu, İsmet Paşa’yı istemektedir’ görüşünü yansıtan davranışlarından sonra, Meclis’de, -kanûnen başka parti olmadığından-  tek parti diktatöryası kurumu olan CHP’nin mebuslarının oybirliğiyle, İsmet İnönü, ‘reisicumhur’ seçilmişti.

Bu vesileyle hemen ekleyelim.. O zamanlar Maarif Vekili (Eğitim Bakanı), Hasan Âli Yücel’dir ve Bern’de büyükelçi olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu da M. Kemal’in cenaze törenine gelmiştir. Vazifesine dönmeden, Hasan Âli’ye gidip vedâ ederken, ‘Hasan Âli, hâtıralarımı yayınlanmak üzere Maarif Vekaleti’ne verdim..’ der. (Ki, o zaman kitab yayınları, Maarif Vekaleti’nin iznine bağlıydı).  Hasan Âli de, ‘Yeniden gözden geçirdin mi?’ diye sorar.. Yakub Kadri, ‘Nasıl yani?’ diye sorunca, Hasan Âli de, ‘Eee, dostum; Devr-i Kemâl bitti, Devr-i İsmet başladı..’ der.. Yakub Kadri bu noktayı anlattıktan sonra, ‘Başından aşağı kaynar su döküldüğü hissine kapıldığını’ söyler.

*

İsmet Paşa, evet, 1938’den 1950’ye kadar, 12 yıllık Şefliğinde, kendisinden önceki 15 yıllık Şefliğin şahsî izlerini bitirmişti.

Keşke ondan sonra gelenlerin herbirisi de, o geleneği sürdürebilselerdi.

Öyle yapılmadı, bir tek kişi saltanatı, kanun koruması altında zorla dayatıldı-dayatılıyor; putlaştırma, var gücüyle devam ediyor.  Ama, İsmet Paşa, kanunla korunmuyor, kimse de ona hakaret etmiyor, aleyhinde söylenecek sözlerle ‘balon patlar’ korkusuna kapılmıyor.

*

Ki, evvelki gün, İstanbul’da Gazze üzerine yapılan bir toplantıda, Gazze, Kudüs ve Şam’dan hangi komutanın kaçtığını anlatılıyordu, bir tarih yorumcusu tarafından.. Fevzi Paşa’nın, İsmet Paşa’nın kaçtığı da anlatıldı. Amma, bir başka ismin de kaçtığı ismen  vurgulanınca, bir avukat kişi, konuşmacıya, tehditlerle dolu bağırıp çağırmaya başladı ve salondan topyekûn bir tepki aldı ve salondan çıkarıldı.

Diyoruz ki, tarihimizde beğensek de-beğenmesek de, gelip geçmiş ve derin etkiler bırakmış kişiler hakkında konuşmanın üzerine çullanılmak istenmesine komikliği ve hattâ ilkelliğine bundan sonrasında olsun, artık bir son verilmelidir. Anlaşılmalıdır ki, dokunulamaz bir mevkıde gösterilmek gibi ilkellikler bu ülkeye ve halkımıza hakaret teşkil etmektedir.

2. Abdulhamîd’e 100 yıl boyunca hakaret edildi de, bitti mi; yoksa, daha bir büyüdü mü?

*

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş