Ali Kadercan / Uzun Hikâye
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Uzun Hikâye

13.12.2017

Ali Kadercan

Thomas Bernhard’ın “çocuk” isimli kitabında geçen bağlanamayan anneye karşılık “Uzun hikâye” de “bağlanabilen” bir baba vardır. Uzun hikâye’nin yazarı Mustafa Kutlu, kendi çocukluğunu (Belki de hayalindeki çocukluğu) anlattığı kitap da baba-oğul ilişkisini hikâye etmektedir.

 

Bir şeyi anlatmak istemediğimizde ‘boş ver’ uzun hikâye deriz. Bunu derken anlatan için de dinleyen için de bir zorluğa işaret ederiz. Böyle olunca da uzun hikâye, anlatmaya değmeyen bir hikâye olur. Fakat Kutlu uzun hikâye’sini anlatmaktan vazgeçmemiş. Hikâyesine yani mazisine sahip çıkarak geçmişin bugün üzerindeki etkisini göstermiş.

 

Her bireyin anlatacağı bir uzun hikâyesi vardır. Fakat bu hikâye daha çok bölümler şeklinde anlatılabilir. Kutlunun anlattığı rahatlıkta bir geçmiş hikâyesini kaç insan anlatabilir? Kırılganlıklar, gizlenmek istenen olaylar hikâyeleri kısaltır. Ancak uzun hikâyeler, aile atmosferi “güvenli bağlanmayla” oluşturulmuş kimselerin dilinden ve kaleminden aktarılma rahatlığına kavuşabilir.

 

Kutlu’nun, küçük yüreğin büyükbabası Pervan Sülüman, çiftçilikle geçinir. Gençliğinden beri de güreş yapar. Mahalle de kendisine karşı çiftçiliği şehre getirdi gerekçesiyle sesler yükselmeye başlayınca selamsız sabahsız gelip kendini tehdit eden bu ses sahiplerinden birini dut dalına asıp orada beş altı saat bekletince ses-seda kesiliverir. Torunu Ali’nin de okuması için imkân oluşturur. Fakat kurulan düzen bozulunca, dede ölünce, anne-baba yokluğuna dede yokluğu da eklenmiş olur. O saatten sonra dede mekânında kalamayan Ali, sadece dedesinin güreşe çıkarken koluna bağladığı hamaylı/muskayı hatıra olarak alıp ayrılır. “Hamaylı” dededen toruna “bir bağlanma hatırlatıcısı” olur. Zamanın girdabında dönüp duran Ali, bir kitapçının yanında işe girerek okuma ve yazma çabasını iyice geliştirir.

 

Sevdiği kızı kaçırmak zorunda kalan Ali, takip edildiğinden göçebe hayatı yaşamak zorunda kaldığı için bir baltaya sap olacak vakte ve mekâna sahip olamaz.  Oğlu da yollarda doğup, yolculuk da büyür. Nereli olduğunu bilemez. Coğrafyaya dair bir bağlanma ve aidiyet duygusu oluşturamaz.

 

Ali eşini kaybedince oğlunun saçlarından öpüp koklar. Mızıkasıyla mutlu oldukları anlarda eşinin söylediği bir şarkının melodisini çalarak “birliktelik hissini” kuvvetlendirir. Ağlayarak oğluyla duygu paylaşımında bulunur. Eşine olan sevgisini hiç kaybetmez. Resmini büyüterek duvara asar. Sabahları işe gitmeden fotoğraftaki eş ile göz temasında bulunur. İçi açılmış, yüzü aydınlanmış bir şekilde işine gider.

 

Her fırsatta eşine yardımdan geri kalmama ilgisini eşinin yokluğunda da sürdüren Ali, oğlunu nitelikli büyütebilmek için fedakârlıklardan kaçınmadığı gibi özellikle okuma ve yazma ilgisini kendi örnekliği üzerinden aktarmaya büyük önem verir. Akşamları sürekli okur ve yazar. Oğluyla sıcak iletişim kurar. Geçmişle ilgili bir soru karşısında oğluna tüm hikâyeyi, baştan sona hiç üşenmeden anlatır. Geçmişle bağını canlı tutar. Eşinin sevdiği uçuk mavi, yassı küçük kolonya şişesini saklar.

 

Takip edilme endişesi, adalet ve fazilet anlayışı Ali’nin kasabadan kasabaya geçişlerini hızlandırır. Kasabada “fikri hayat” zayıftır. Kitap az okunmaktadır. Öykünme fazladır. Umutsuz aşk çok fazladır. “Gizli sevda cehennemi” ne çok sık düşülmektedir. Kasabalardan kaçanların serüvenleri hep birbirine benzemektedir. Güçlü zayıfı ezmektedir. Ne derler endişesi ön plandadır. Kumpaslar hayatı çekilmez kılmaktadır. Tüm bunlar Ali için yeni bir iş, oğlu için yeni bir okul anlamına gelmektedir. Baba-oğul “taşınma olgusuna” uyum sağlamada büyük beceri geliştirmiştir. Baba girişkenliğiyle hemen bir iş bulurken oğlu da yeni arkadaş edinebilmektedir. Daha da önemlisi her ikisi de aralarındaki bağlanmayı güçlendirerek, kötülüğün kendilerine bulaşmamasında birbirlerine yardımcı olabilmektedirler.

 

Ali köprü insan olmayı başarmıştır. Oğluna; büyükbabasının hamaylığını taşıyarak ‘geçmişle bağın’ önemini, eşinin hatırası canlı tutarak hayat arkadaşıyla bağlanmanın ne demek olduğunu, yeri geldiğinde dedesi gibi zulme karşı pehlivanlık yaparak ‘zulümle rızalaşılamayacağını’, okuma-yazma ve müzik etkinliğiyle kendini canlı tutarak kırılganlıklar karşısında nasıl dik durulacağını göstermiştir.  Ayrıca her gittiği kasabada geride bıraktığı saka kuşu ve küpe çiçeğinin yerine, yenilerini alarak evin demirbaşı olma özelliğini başka sahip olduklarına vermemiştir. Saka kuşu ve çiçek, aidiyet duygularını sürekli beslemiştir.

 

 Ali de bulunan güçlü bağlanma duygusu oğluna da aktarılmıştır. Ali’nin başarısı budur. Gönülden gönüle geçen bir sevgi ve elden ele geçen bir eşya bağlanmanın simgesi olur. Nitekim oğlu da babası gibi göçmen kuşların hayatına adım atar, sevdiğini vermediklerinde kaçırmayı dener, kitapçı dükkânını basan adamın karşısına çıkıp onu susturur, farkında olmadan babası gibi mızıka çalmaya başlar, okumalarıyla yazmaya büyük hazırlık yapar, babasının kendisine verdiği daktiloyu alır. Daktilonun tuş seslerini çocukluğundan beri işittiği için her tuş sesi, ona babasını çağrıştıracaktır. Babasının parmak izlerinin üzerine kendi parmakları dokundukça bir temas hissi uyanacaktır. Babanın “yazmalısın” yönlendirmesine karşılık yazmaya da başlar. Uzun hikâye, bu bağlılığın ve bağlanmanın hikâyesidir.

 

Bağlanma olmasaydı “Uzun Hikaye”, ‘boş ver’ anlatmaya değmez denilip kısaca geçiştirilen, hayatta “kısa bir yaşanmışlık” olarak kalacaktı.

 

Pervan Sülüman, Bulgaristan’dan kaçarken sadece torunu Ali’yi beraberinde getirebilmiş ve zorluklar karşısında yılmamayı torununa öğretmiştir. Torunda aynı öğretiyi kendi oğluna aktarmıştır. Şimdi sıra oğuldadır. Oğul da uzun hikâye’yi yazarak aynı çizginin devamını toplumsallaştırmaya rehberlik etmektedir. Doğrunun devamı olmak, bağlanmanın korunmasıyla mümkün olmaktadır.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05