24 Ağustos 2019 Cumartesi •

UNUTULMUŞ ÖNEMLİ BİR KAVRAM

05.05.2019
Abdusselam DURMAZ

UNUTULMUŞ ÖNEMLİ BİR KAVRAM / Abdusselam DURMAZ

Bütün kavramlar önemlidir. Lakin bazı kavramlar olmazsa olmazdır. Onların yokluğu, eksikliği hayati bir önem kazanır. ‘Hikmet’ kavramı da bunlardan bir tanesidir.

Bütün peygamberlere kitap ile birlikte hikmetin verilmesi boşuna değildir. Yine ilk inen ayetin “Oku! Yaratan Rabbin adıyla…” başlaması da boşuna değildir. ‘Oku’ hitabının hikmete kucak açan önemli bir yanı vardır. Zira ‘Oku!’ emrinin merkezinde, farkına varma, anlama ve anlamlandırma yatar. Bu işlemin merkezindeyse, ‘kitap ve hikmet’ yer alır.

Tabi burada şimdilik dikkat çekmek istediğimiz husus şüphesiz hikmettir. Zira unutulan, yetim bırakılan kavram hikmetin ta kendisidir. Yukarıda peygamberlere kitap ile birlikte verilen değerin hikmet olduğunu ifade etmiştim. Ama maalesef bu uyarıya rağmen biz kitabı alıp sarılırken, hikmeti ihmal ettik ve geride bıraktık. Birbirini tamamlayan ve anlamlandıran bu önemli iki değeri birbirinden ayırdık. Durum böyle olunca da kitap bize küstü. Kendini bize kapattı. Anlayamaz olduk, tat alamaz hale geldik.

Kendini ‘apaçık’ bir kitap olarak ifade eden bir değeri asırlardır, yazdığımız onca tefsir ve kitaba rağmen hala anlamaya çalışmamız bir ironi değil midir? Apaçık olan bir kitabı insan neden anlamaz? Anlamamasının, anlaşılmamasının tek nedeni kitabı tamamlayan, ona anlam katan, muhabbet katan, lezzet katan diğer yanının yani hikmetin eksik kalmış olmasıdır.

Hikmet, varlıktaki sünneti ve hakikati idrak edip, ondan anlamlı ve isabetli hükümler çıkararak yürürlüğe koyan faal bir aklın(devamlı hakikat arayışı içerisinde olan bir aklın), yaratan Rabbin adıyla mütemadiyen gerçekleştirdiği bir okuma ve anlama sürecidir. Bu uçsuz bucaksız anlam deryasındaki okumanın sigortası şüphesiz Allah’tır. ‘Oku’ ayetinin işaret buyurduğu manalardan biri de budur.

Allah’ü Teâla, emrin her an inip durduğunu, yaşadığımız kitaba her an yeni kelimelerin cümlelerin yazıldığını buyuruyor. Kıyamete dek devam edeceği anlaşılan bu hareketli sürecin ne kadar etkin ve canlı bir okuma istediğini buradan anlamak mümkündür.

Bu süreci kolaylaştırmak için gönderilen peygamberler, Allah’ın bir rahmetidir. İnsanlara bir müjde ve rehberdirler. Bu süreçte peygamberlere kitap ile birlikte verilen hikmetin nebevi misyonun bir parçası olduğunu belirtmekte de yarar var. Bu meyanda kitap ile hikmet birbirlerinin yol göstericisi ve tamamlayıcısıdırlar. Kitaptan uzak bir hikmet ya da hikmetten uzak bir kitap düşünülemez... Kitabın doğru anlaşılması ve yaşanılan çağa hitap etmesini sağlayan ve adeta bir köprü vazifesi gören en önemli değer, hikmettir. Mesajın zamana sağlıklı bir biçimde akmasına ve zamanı etkili bir şekilde anlamlandırmasına olanak sağlar. Dolayısıyla iyi anlamamız gereken mefhumlardan biridir, hikmet. Özellikle mesajla interaktif bir ilişki içinde olamadığımız bu çağda bu kavramın varlığı ve etkinliği hayati bir öneme haizdir.

Yaşadığımız çağın hakikatinin farkında olmak, çağın insanı olup, bir halife bilinciyle zamana dokunmak olan hikmete çok ihtiyacımız var.

Sorduğumuz sorulara yine kendimizin/insanın cevap vermek zorunda kaldığı, yorumların belirleyici olduğu böylesi bir çağda, isabetli ve anlamlı neticelere/yorumlara ulaşmanın önemi daha iyi anlaşılır. Çünkü elimizde tuttuğumuz bir metnin anlamlı olması demek, yaşanan ana nüfüz edebilmesi, çağın insanıyla her açıdan hemhal olabilmesi demektir. Reel hayattan kopuk bir metin, geçici duygusal anlar ve içine kapanık gettolar yaratmaktan öte bir etki yaratmaz. Bu manada elimizdeki metinle hayat arasında anlamlı bir köprü kurmak bizim önemli bir sorumluluğumuzdur. Şüphesiz bu köprüyü inşa edecek olan da, yaratan Rabbin adıyla okuyan ve hikmetle davranan faal bir akıldan başkası olmayacaktır.)

Dolayısıyla kendisini apaçık bir kitap olarak ortaya koyan mesaj, bin dört yüz yılı aşkın bir süredir hala anlaşılma problemi yaşıyor ve hayatı anlamlandırmada istenilen etkiyi gösteremiyorsa bunun suçlusu şüphesiz biziz. Kusur da eksiklik de bizde... Dolayısıyla meseleye kendimizden başlamak zorundayız. Kendimizdeki eksikliği/hikmet eksikliğini gidermek zorundayız... Kendimizdeki eksiklik, içinde yaşadığımız kitabı (insanı, hayatı, varlığı...) gereğince okumamak/anlayamamak ve anlamlandıramamaktan neşet eden bir eksikliktir.

Bu açıdan şunu söylemek mümkündür. ‘İçinde yaşadığımız kitabı okumadan/anlamadan, anlamlandırmadan, elimizde tuttuğumuz kitabı da gereği gibi okuyup, anlayamayız, anlamlandıramayız...’

Yorum Ekle
Yorumlar
Mete

18.05.2019

Okuyup anlama yaşama
Dürümiye / Lezzete Davetiye