19 Kasım 2019 Salı •

Tunus İzlenimleri

16.10.2019
İsa ÖZÇELİK

Tunus İzlenimleri / İsa ÖZÇELİK

Tunus, kadim medeniyetlere ev sahipliği yapan Kuzey Afrika ve Akdeniz’in stratejik bir konuma sahip doğal güzelliği ile bilinen beldesi. Son yıllarda dünya gündemine Arap ülkelerinde patlak veren halk ayaklanmalarının başladığı ülke olarak girmişti. 2010 yılı sonunda bir gencin kendini yakarak bölgedeki diktatöryel düzenlere tepki vermesi ile başlayan süreç, tüm bölgeyi derinden sarsmaya devam etse de, Tunus belki de bu altüst oluşlardan en az hasarla çıkan ve görece fayda elde eden tek ülke gibi gözükmekte.

Bu ülkeye bir hafta sürecek olan yolculuğumda, uçakta yanımda biri otuz yaşlarında Tunus’lu bir genç diğeri Hollanda’da yaşayan eşi Tunuslu kendisi ise Iraklı olan iki Arap ile beraberiz. Konu evlilikten açıldığında genç evli olmadığını belirtti. Ana sebepler olarak da iş güvencesinin olmaması ve eş adaylarının çok fazla maddi isteklerde bulunmalarını gösterdi. Ben, aslında evliliğin bu kadar zorlaştırılmasının bizlerden kaynaklandığını, Müslümanlar olarak bunu kolaylaştırmamız gerektiğini ifade etsem de hem genç hem de Iraklı yol arkadaşımız modern zamanların dayatmalarını içselleştirmiş gözükmekte idiler. Daha sonra Tunus’ta diyaloğa girdiğim dindar olan otuzlu yaşlarda ki diğer bekar birkaç genç de benzer söylemleri dile getirdiler.

Uçakta konuştuğumuz diğer bir konu ise Müslümanların birliği meselesi idi. Ne yazık ki iki koltuk arkadaşım, bu konuda da çok karamsar idiler. Hatta bırakın tüm Müslümanları Arapların dahi birlik olamayacağını meşhur ‘’ Araplar birlik olmamak üzerine ittifak ettiler ‘’ sözünü dillendirerek geleceğe dair bir beklentilerinin olmadığını izhar ettiler. Birliğin yollarından biri olarak Fusha Arapçasının yaygınlaştırılması gerektiğini önerdiğimde ise bu onlar için çok gerçekçi bir ideal olarak gözükmedi. Ülke de karşılaştığım dindar Müslümanlar en azından bu konularda ( İttihat ve Arapça’nın korunması) daha olumlu ve umut verici idiler.

İttihat ve dünya Müslümanlarının durumu söz konusu olduğunda genelde her ülke sakinleri kendi beldelerine olumsuz bir göz ile bakarken umudu dışarda, uzakta aramayı yeğliyor. Bunun insan ve toplum psikolojisindeki yerini takdir etmekle birlikte bu noktada İslam dünyasının radikal bir zihni uyanış ve devrime ihtiyacı olduğu aşikar gözükmekte. Bir yerlerden mehdi bekleyerek ya da bir İslam ülkesinin güçlenerek diğerlerini kurtarmasını dileyerek bir yere varamayacağımızı anlamış olmalıyız. Kurtuluşun, hepimizin her yerde harekete geçerek olacağını, ancak böyle bir çabanın içimizdeki sabikunları öne iteceğini idrak ettiğimizde, ittihadın ve dirilişin hakikatine varacağızdır.

Bazı ülkelerin jeostratejik imkanları ve tarihi derinliği ile öne çıkması yukarıda ki tespit ile çelişmese gerektir. Tam da bu nokta da diğer birçok İslam ülkesinde olduğu gibi Tunus’ta da, Türkiye ve mevcut liderliği yakından takip edilmekte ve kendisine büyük umutlar bağlanılan bir merkez olarak öne çıkıyor gözükmektedir.

Bu duruma Tunus seyahatinde katılma fırsatı bulduğumuz, Zeytuniye Cami Heyeti’nin Yeni Reisini seçme merasiminde de şahit olduk. İslam dünyasının en eski medresesi olan Zeytuniye medresesi ne yazık ki Burgiba döneminin seküler politikaları sonucunda kapatılmış ve bu vaziyet Tunus halk ayaklanmaları sonrasına kadar sürmüştür. Şu an onlarca şubesi bulunan Zeytuniye medresesi yeni bir formda eğitim verme yolunda eski saygın konumuna ulaşmak için mücadele verirken, gerek yeni seçilen Ezherden doktaralı Şeyh Münir, gerekse birçok üye Türkiye ile ilgili olumlu görüşlerini ve beklentilerini dile getirmekten geri durmadılar. Genel olarak halkta Türkiye’ye karşı olumlu bakıyor gözükmekte idi.

En önemli geçim kaynağı turizm, tarım ve hafif sanayi ürünleri olan Tunus’ta turizm ve tarım ile ilgili bizim ülkemizde dillendirilen bazı söylemler tekrarlanıyor gözükmekte idi. Orada da Avrupalı turistler çok iyi koşullarda seyahat edip birinci sınıf bir tatil yapıp geri dönmekte ve yerli halk bundan yeterince istifade edememekte diye düşünülmekte.

Tarım alanında zeytin ve hurma üretimi ile öne çıkan ülke de özellikle zeytin ağaçları ile ilgili Avrupalıların izlediği politikalar ve yapmış olduğu manipülasyonlar Türkiye’de olanlardan çokta farklı değil aslında. Gerek oradaki ağaç dikimi politikasına müdahale ederek yerli fidanların erimesine yol açma, gerekse zeytin pazarını yabancı firmaların ele geçirme teşebbüsleri Emperyalizmin her yerde benzer oyunları çevirdiğini gözler önüne seriyor.

Emperyalizmden konu açıldığında, uzun yıllar Fransa işgalinde kalan bu ülkenin nasıl da kaba bir sömürgeye tabi kılındığını gözlemlemek hiç te zor olmamakta. Birçok alanda kendisini gösteren sömürge kültürünün en bariz olduğu alanlardan birisi de hiç kuşkusuz dilde/Arapça da kendisini göstermekte. Gerçi bütün halk Arapçaları çok fazla bozulmaya uğramış olsa da bazı Arap kardeşlerimizin de dediği gibi Kuzey Afrika’da konuşulan dil Arapçanın lehçesi olmaktan öte ayrı bir dile doğru evrilmiş bulunmakta. Çok sayıda Fransızca kelime ve kavramın kullanıldığı günlük dilin yanında bazı kurumlar ve ticarethanelerin işlemleri ( fiş,belge ) Fransızca olarak düzenlenmekte. Buna rağmen halk arasında Fransızca çok iyi ve yaygın olarak bilinmiyor denilmekte.

Tunus İslam dünyasında Emperyalizmin kendisini en derinden hissettirdiği ülkelerin başında yer alıyor olsa gerektir. Geçmişte Laikliğin en katı şekilde uygulandığı bu ülke Arap ülkeleri arasında sosyal hayatta İslami ve geleneksel değerlerden en fazla uzaklaşmış ülke olarak öne çıkmakta. Öyle ki deniz kenarı olmayan sahra /taşra bölgelerinde dahi geleneksel/muhafazakar formlar çok fazla dejenere olmuş gözükmekte. Bu durum Laikçi diktatörlüğün ne kadar totaliter bir yapıya sahip olduğunu gözler önüne sermekte.

Diktatörlük sonrası daha özgür bir ortama ulaşan ülkede bir umut olarak parlayan İslami hareketler halkın teveccühü ile karşılaşınca, küresel hegemonya hazırda tuttuğu aparatları ile Müslümanların yükselişini engellese de çoğunluğu Nahda hareketi etrafında toparlanan İslami oluşumlar Ülke siyaset dengesinde ağırlığını koruyor gözükmekte.

Seçim öncesi hareketliliğin zayıf olduğu ülkede büyük pano ve direklere bayraklar asma yerine, birçok resmi kurum duvarına ( bunlar içinde okullarda var ) seçime giren partilerin kendileri için numaralandırılmış yerlere küçük tanıtım afişlerini eşit bir şekilde asabiliyor olması dikkat çekici bir manzara idi.

Kafeler ve kahvehanelerin dolup taştığı ülkede, gençlerin eğilimleri ve sorunları buradan çok farklı değil. Bundan otuz yıl öncesine kadar tüm şehirlerimizi tekdüze hale getiren batı modernizmi, artık evlerimizi ve zihinlerimizi ve fert fert hepimizi, bütün zevklerimizi ve dertlerimizi tek tipleştiriyor. İnternet üzerinden inanılmaz bir bağ/ağ kurarken hepimizi birbirimizden ayırıyor.

Ümmet coğrafyası arasındaki bağların Osmanlının çöküşü ile keskin bir şekilde parçalandığı nasıl tarihi bir vakıa ise, tekrar aynı kıbleye yönelip benzer heyecanları yaşamadığımız sürece, küresel emperyalizmin kuşatmasını yaramayacağımız da ittifak etmemiz gereken bir gerçek olsa gerektir. Bunun yollarından birisi de yapacağımız seyahatleri kardeş Müslüman ülkelere yapmak ve oralara hayır götürüp hayır getirmek olmalıdır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye