20 Ağustos 2019 Salı •

İSTANBUL ZİRVESİ ETRAFINDA

01.11.2018
Süleyman ARSLANTAŞ

27 Ekim 2018’de İstanbul’da dörtlü bir zirve gerçekleşti. Zirveye Türkiye’nin ev sahipliğinde Rusya, Fransa ve Almanya katıldı. Liderler Erdoğan, Putin, Merkel ve Macron idi. Konu elbette Suriye konusu idi. Zirvede öne çıkan husus kimlerin katılmasından daha çok, kimlerin katılmadığı ya da davet edilmediği konusuydu. ABD ve İran zirvede yoklardı. Muhtemel ambargo öncesi İran’ın olmaması normal iken, Amerika’nın olmaması dikkat çekiciydi.

Soğuk savaşın sona ermesi ve Varşova Paktı’nın dağılmasının ardından Paris’de 36 ülke temsilcisinin katılımıyla AGİK zirvesi yapılmıştı. Yıl 1990. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Francois Mitterand konuşmasında; “Bu gün burada saygınlıkta eşit 34 ülke temsilcileri bir araya gelmiş bulunuyoruz…” ifadelerini kullanmasının ardından oturuma katılan ABD başkanı Bush rahatsız oldu. Zira o salonda Bush’un yanı sıra Kanada devlet başkanı da vardı. Ama Mitterand onları “saygınlıkta eşit”lerin arasına katmadı.

Sanki ABD’ye “Akdeniz Akdeniz’de kıyısı bulunanlarındır. Avrupa Avrupalılarındır” dercesine onları yok saydı. İstanbul zirvesinde de benzer bir durum yaşandı. Her ne kadar ABD temsilcisi zirvede olmasa da ortak basın toplantısında şu cümle kayıtlara geçti: “Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile komşu ülkelerin güvenliğine zarar vermeyi amaçlayan ayrılıkçı gündemleri, reddetme kararlılığını ifade etmişlerdir.” Ve yine Erdoğan’ın zirveyi değerlendirme konuşmasında: “Terörle mücadele kisvesi altında, sahada yeni emrivakilerin dayatılmasını da asla kabul etmeyeceğiz. Fırat’ın batısında olduğu gibi doğusunda da tehditleri kaynağında bertaraf etmeyi sürdüreceğiz.”

İstanbul’da yapılan zirvede açıkça ABD’ye bölgeden “DEFOL” denildi. Zira tüm bölge ülkeleri olduğu gibi, Avrupa da ABD’nin bölgedeki varlığından rahatsız. Gerek ortak açıklamada ve gerekse Erdoğan’ın konuşmalarında tıpkı AGİK Paris zirvesindeki gibi ABD’ye mesajlar verildi. Suriye konusunda her ne kadar Cenevre görüşmelerinin başını ABD çekse de ABD, Astana’da yok, Soçi’de yok. Zaten İstanbul zirvesinin de mimarı Erdoğan’dır.  Eğer isteseydi ABD’yi de zirveye çağırabilirdi. Ama Erdoğan ABD’ye Mitterand’ın yaptığını yaptı. Tabi ki zirvenin çok önemli boyutları oldu. Bir defa Avrupa’nın iki önemli ülkesi Fransa ve Almanya Suriye denklemine katıldı. Astana ve Soçi zirve ortakları ile Avrupa biraraya getirildi. Başta bölge ülkeleri ve Avrupa olmak üzere dünyaya açık açık mesajlar verildi; Suriye, İdlib, mülteciler, Fırat’ın doğusu, Suriye’nin yeniden inşası, Suriye’nin sosyal dokusu, anayasa çalışmaları ve insan hakları gibi konular gündeme getirildi.

Avrupa için muhtemel ve yeni bir göç dalgası olursa bundan en çok etkilenecek olan ülkeler Türkiye, Ürdün, Lübnan’ın yanı sıra Avrupa ülkeleridir. Türkiye bu nedenle Suriye ile 911 km’li sınırı da gündeme getirerek ve yine muhtemel göç dalgasına karşı Türkiye’nin elinin güçlenmesi için Avrupa’nın da taşın altına elini koymasını önerdi. Satır aralarında özellikle ABD, ismi zikredilmese de terör örgütlerine verdiği destek nedeniyle kınandı. Dahası Fırat kalkanı, Zeytindalı operasyonları da hatırlatılarak gerekirse Türkiye’nin sınır güvenliği için Membiç dahil tüm Fırat’ın doğusuna müdahale edebileceği ortaya konuldu. Nitekim zirveden üç gün sonra da “Mor-zagar” hareketiyle bunun önemli sinyallerini verdi.

Türkiye’nin kararlılığını gören ABD’ye iki yol gözüküyor; ya ortak bildiride altı çizilen “Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar veren ayrılıkçı gündem” ifadesini dikkate alarak PKK, PYD ve benzerleri ile olan yakınlaşma ve yardıma son verecek ya da İstanbul zirvesinde ortaya konulan iradeye rağmen ayrılıkçı tutumunu devam ettirecek. Birinci şıkkı tercih etmesi halinde Rakka ve Deyrizor’daki varlığını da revize etmek zorunda kalacak. İkinci şıkkı tercih etmesi halinde er ya da geç zorla da olsa tasını-tarağını toplayıp çekilmek zorunda kalacak. Tıpkı Vietnam’dan çekildiği gibi…

ABD’nin İran’a uygulayacağı yaptırımların ikinci ayağı 5 Kasım’da başlayacak. Ne var ki ABD’nin uygulayacağı yaptırımlara ilişkin ortaya koyduğu tehditler kimseyi korkutmuyor. Başta Türkiye olmak üzere İran ile petrol ticareti ve diğer alanlarda ticaret yapan birçok ülke yaptırımlara uymayacaklarını deklare etti. Nitekim ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton da etkisizleştiklerini anlamış olmalı ki şu açıklamayı yapmak mecburiyetinde kaldı: “İran’a en üst düzeyde baskı yapmak istiyoruz fakat dost ve müttefiklerimizin zarar görmesini istemiyoruz.” dedi.

Elbette bu açıklamada da İstanbul zirvesindeki Avrupa ve Asya akslarının bir bakıma anti-Amerikancı yaklaşımları etkili olmuştur. Sanıyorum gelecek günler itibariyle Suriye konusu, buna paralel olarak İdlib ve Mülteciler ve benzeri konular bundan böyle ABD etkisi dışında şekillenecek. Yine şüphesiz bu şekillenme sonucunda da ABD Rakka’da kalamaz, terör örgütlerine desteğini sürdüremez. Türkiye’ye rağmen hareket edemez.

Bölgenin iki kadim ülkesi Türkiye ve İran’a rağmen bir irade ortaya koyamaz.

Zira 17 Ocak 1991 Körfez harekatı ve 20 Mart 2003 Irak’ın işgali ardından köprülerin altından çok sular aktı. Unutmayalım güçlü olmak gücünü güçlüce kullanmaya meşruiyet kazandırmaz. Şayet ABD gücünü güçlüce kullanmaya devam ederse AGİT’ten, İstanbul zirvesinden dışlandığı gibi bir çok oluşumlardan da dışlanabilir.

Görüyoruz ki ABD’nin küresel ve bölgesel tetikçileri de ABD’yi kurtarmaya yetmiyor. Pentagon ile finans sektörü arasında arabulucu konumunda olan Yahudi damat Kuhsner de sorunları çözemiyor, keza çözemeyecek de. Çünkü kavganın bir ayağında İngiltere var. Londa, sermaye çevresinin karargahı konumunda. Kaşıkçı cinayetinin ucunun nerelere gideceğini kestirmek güç. Ama ABD’nin alternatif olarak gündeme getirdiği Muhammed b. Selman’ın biraderi Halit b. Selman da çözüm olmayacak. Zaten İngiltere zaafı yakaladı bırakmaz. Nitekim Londra’da sürgün hayatı yaşayan Kral Selman b. Abdülaziz’in 76 yaşındaki kardeşi Ahmet b. Abdülaziz’i Riyad’a gönderdi bile. ABD üç Muhammed’in yanı sıra bakalım daha hangi tetikçilerini kaybedecek. Yani Muhammed b. Selman, Muhammed b. Zayed, Muhammed b. Dahlan bunlar gidici gözüküyor. Ve Suud yönetimine alternatifler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Her şeye rağmen İstanbul zirvesi iyi oldu. Avrupa ve Asya ABD’ye “Buraya kadar..” dedi.

Bahreyn, BAE, Mısır ve bunun yanı sıra üç Muhammed ABD’ye imanlarının bedellerini ödeyecekler mi göreceğiz.

01.11.2018

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye