Saati yeniden kurmak

26.02.2020
Ahmet ŞAT

Ahmet ŞAT / Saati yeniden kurmak

 

Newton’a göre koskoca bir saat olan evren bozulduğu nadir zamanlarda, Tanrı evrene müdahale eder ve saati tekrar kurar.

Varlık tasavvurundaki sapma, muazzam bir saat gibi çalışan yeryüzünde ifsadın yaygınlaşmasına ve çarkların bozulmasına neden olur. Bütün elçiler, getirdikleri ilahi mesajla bozulan bu nizamı onarmak için insana ve tarihe müdahalede bulunmuştur. Tarihin akışına yön veren bu mesajlar, insanlığı yeniden ilahi taleplerle buluşturarak, fıtrata yönelmesine yani aslına rücu etmesine vesile olur. Teknolojik dil ile ifade edecek olursak sapmış ve tahrif olmuş inanç ve eylem dünyasına müdahale ederek (formatlayarak) onu fabrika ayarlarına (fıtrata) geri döndürür. Yaratıldığı ve hilafete talip olduğu o ilk ana…

İlahi olana imanın ve itaatin mutlak olduğu o zamanlar fazlaca uzun sürmez. Tevhit yerini şirke, adalet zulme ve itaat yerini isyana terk eder. İşte o anda ilahi buyruk hatırlatıcı ve öğüt verici olarak tekrar elçileri göndererek yeni baştan tevhidi tesis etmeye çalışır.

Tevhit, birlik temelinde düzen/intizam demektir. Bu ilke yeryüzünün üzerine inşa edildiği müthiş kanunun özeti gibidir. Evrende bu nedenle boşluk bulunmaz. Her şey bir saati çalıştıran ufak çarklar gibi tek bir merkeze doğru çalışır. İnsanın Allah’ı birlemesi gibi tabiat da bu düzenin bir parçası olarak Allah’ı mutlak teslim olmuş halde birler (tevhid). Böylece insan ve tabiat bir saati oluşturan dişliler gibi eşzamanlı hareket ederek, Allah’ın mutlak kudretine teslim (İslam) olurlar. Ve böylece yeryüzüne sulh (İslam) hâkim olur. Bunun için İslam yeryüzünü canlı bir organizma olarak görür. Çünkü yer ve gök arasında bulunan her şey durmadan Allah’ı zikreder. Bu ilahi bildirim, bu zikri yerine getiren her varlığa karşı ahlaki davranmayı ve ona saygı göstermeyi zorunlu kılar. Aksi halde zikreden varlığa karşı her olumsuz hareket, yaratıcıya olan zikri engellemek anlamına gelir ki bu hem mevcut düzeni bozmaktır hem de ahlaki bir suçtur.

Bugün modern(!) insanın tevhitten sapmasıyla yeryüzündeki düzen/intizam yerini kaosa, ahlaksızlığa, çevre kirliliğine, toplu katliamlara, hastalıklara, israfa ve sömürüye bırakmış durumdadır. Doğadaki tüm canlıları tek bir kaynağa bağlı (ve O’nun eseri) görmeyen mantık, elbette bu nizamın tahrip olmasına da vesile olur. Newton’un ifadesiyle saat bozulmuş durumdadır. Çünkü ne insanı bu koca evrenden ne de bu evreni insandan ayrı düşünmek imkânsızdır. İnsanın tevhitten sapması demek, tabiatın üzerine inşa edildiği tevhidi düzenin de bozulması demektir.

Artık Allah yeniden saati kuracak bir elçi göndermeyecektir. Son ilahi bildirim bize bunu açıkça bildirmektedir. Ama buna karşı o saati kuracak ilahi bilginin bozulmadan, bir el kitabı olarak aramızda kalacağı teminatını da vermiştir.

Yaşadığımız dünyaya baktığımızda işlerin iyice yoldan çıktığını görmekteyiz. Müslümanların yaşadığı beldelerdeki kaos bile bu saatin bozulduğunu ve bunu yeniden kurmamız gerektiğini göstermektedir. Güçlü olanın kendini haklı gördüğü bir dünyada yaşıyoruz. Ve her güçlü neredeyse potansiyel bir zalim olarak karşısındakine zulmü meşru görebilmektedir. İnsan adaletten saparak tevhide şirki bulaştırmış, böylece hakkaniyet ve çıkar bir arada zikredilmeye başlanmıştır. Oysa hak olana çıkar/menfaatlerin karışması mümkün değildir.

Maalesef bugün Müslümanların durumu hiç de iç açıcı değil. Müslümanlar büyük bir ahlaki çöküntü içindeler. Siyasi, sosyal ve ekonomik her alanda bu ahlaki sapmanın etkilerini görmekteyiz. Dinin ahlak olarak tanımlandığı bir inanca ve medeniyet kültürüne sahipken, buralara nasıl geldiğimiz sorusunun yanıtını vermekten korkuyoruz. Çünkü önümüzdeki her şeyin ellerimizin ürünü olduğunu çok iyi biliyoruz. Öyle ki bugün Müslüman çıkarı için Müslümana sırt çevirmekte ve ona silah doğrultmayı meşru görebilmektedir. Üstelik bunu tevhit üzerinden bir söylemle yapacak kadar bu dine yabancılaşmış durumdadır… Şirkin ve zulmün bu dine tevhit kapısından girmesi kadar acı ve trajik bir durum olabilir mi acaba?

Muhammed ikbal yaşadığı dönemi “İslam dininin mezarlığı” şeklinde tasvir eder. Maalesef bu mezarlık bugün de hala varlığını devam ettirmektedir. Dinsel yorum ve eklentilerle bu mezarlığı her geçen gün büyütüyoruz. Böylece tevhit temelindeki bu din özünden uzaklaşmış bir halde toplumda yer bulmaktadır. Yalnız bu din bize hayat vermek yerine nefesimizi kesmektedir. Bundan ötürü elimizde bulunan Kur’an, Allah Resulünün örnekliği ve Müslüman bilincimiz (irfan-hikmet) ile saati yeniden kurmak, uhrevi akıbetimiz için bir zorunluluğa dönüşmüştür.

Bunun için tekrardan bir hakikat yolculuğuna çıkarak kendimize şu soruyu soralım. Din bizden ne istemektedir? Eğer bu soruya doğru cevap verirsek, bizlerin din için ne kadar uğraştığının ya da fedakârlıkta bulunduğunun aslında o kadar önemli olmadığını; önemli olanın dinin gerçekten bizden ne istemiş olduğunu anlamış oluruz. Hakikat kaynağı olan bütün ilahi emirleri üst üste koyduğumuzda çıkan nihai sonuç; İslam özelinde tüm dinlerin kendi müntesiplerinden sadece iyi insan olmayı istediği görülmektedir. Belki bu sonuç fazlasıyla yalın bir cevap olabilir. Ama din(ler)in iyi insan nasıl olur sorusuna verdiği cevap bizleri insan ve Allah arasında tevhit ve adalet temelinde kurulmuş hukuksal ilişkiye götürecektir. Bu hukuksal ilişki, iyi insan olmanın hem zaruretini hem de bu minvalde yaşamanın ne kadar zorlu olduğunu gösteren ahlaki ödevleri bizlere tekrar hatırlatacak ve önümüze koyacaktır.

Peki dinin insandan beklentisine karşın insan dinden ne beklemektedir? Bu sorunun yanıtı hiç kuşkusuz kurtuluş umududur. Yani hem bu dünyada hem de ahirette kurtuluşa ermektir. Bunun adı da “sonsuz huzurdur.” İnsanın bir dine müntesip olmasının nedeni de bu huzuru yakalamaktır. Ve bunu elde etmesinin tek yolu da önce dinin insandan istediklerini yerine getirmektir. Ve insan, ancak iyi insan olmakla kurtuluşun yani sonsuz huzurun kapısından içeri girebilecektir. Aksi halde, kaotik bir ruh hali, insanın hem kendisini hem de yeryüzünü felakete götüreceği açıktır. Tıpkı bugün yaşananlar gibi… İyi olmayı beceremeyen kötü insanlar yeryüzünde hâkim güç konumundalar. Ve bu kaotik ruh hali yeryüzünde fesat çıkararak ekini ve nesli yok etmektedir. Ve yeryüzüne barış ancak, ruhları huzura kavuşmuş iyi insanların iktidarında gelecektir.


 

Yorum Ekle
Yorumlar (3)
Ahmet Şat

08.03.2020

Yorumlarınız için Çok teşekkür ediyorum
Ali

27.02.2020

Kalemine sağlık kardeş.
Mehmedali

26.02.2020

Allah razı olsun kardesim.. Konunun ehemmiyeti ortada! Anlatımın ayrica cok hoştu..