21 Ekim 2019 Pazartesi •

“Rıza Şehri” ya da “Rızasız bahçanın gülü derilmez” (1)

16.09.2019
Osman KAYAER

Aleviler arasında İmam Cafer Sadık’a ait diye okunan “Buyruk” isimli kitabın bir bölümüdür “rıza şehri”. Elbette kitap, İmam Cafer Sadık’a ait değildir. Lakin Anadolu Aleviliği’nin temel yapısını öğrenmek için önemli bir kaynaktır.

Bu kitapta “rıza şehri” başlığı altında kısaca şunlar anlatılır:

Seyyah bir derviş bir şehre varır. Lakin bu şehir diğerlerinden farklıdır. Bu şehirde para geçmez. Her şey rıza karşılığında alınır, satılır.

Seyyah bu şehirde bir kadın ile evlenir. Bir gün eve giderken yol üzerindeki bir bahçeden hanımının seveceğini düşünerek meyveler toplayıp eve götürür. Lakin hanım bu durumdan rahatsız olur ve kocasına, “sen benim rızamı almadan bu meyveleri bana niye getirdin? Buranın bir “rıza şehri” olduğunu hala kavramıdınmı? O meyveler, ben hazzetmediğim için israf olacaklar. Sen, hem bahçe sahibinin, hem meyvenin, hem kuşların ve hem de benim rızamı hesaba katmadan bir iş yaptın, öyle anlaşılıyor ki rıza şehrine uyum sağlayamayacaksın, senden boşanacağım”, diyerek şehir yönetimine müracaat eder. Yönetim, kadını haklı bularak seyyahı kadından boşar ve şehirden çıkarır.

İlk bakışta “komünist ütopya”ya benzer, “rıza şehri”[2] Lakin Müslümanların ideallerindeki şehri anlatmak bakımından önemlidir. Komünist “ütopya” ile Buyruk’un “rıza şehri” arasında iki önemli fark vardır. Birinde tanrı yoktur ve işler “zor” ile, diğerinde Allah vardır ve işler “rıza” ile yürütülmektedir. Bu yüzden komünist ütopya idealine yakın bir şehir gerçekleştirmek adeta imkansız iken, “rıza şehri” idealine yakın bir şehri gerçekleştirmek mümkündür. Her ne kadar o da bir ideal diye itiraz edilecek olsa da Hz. Peygamberin “Medine-i Münevvere”si bunun en müşahhas örneğidir.

Müslüman zihnini “rıza şehri” gibi bir ideale taşıyan şey, “razı olmuş ve razı olunmuş olarak, rabbine dön” (fecr 78) ayetidir. Bu yüzden Müslüman zihninde “Allah rızası”nı gözetmek büyük bir yer tutmaktadır. Allah’ın rızasını gözetmek, aynı zamanda onun yarattığı varlıkların tamamının rızasını gözetmeyi gerektirmektedir. Çünkü, İslam, onun yarattıklarına zarar vermeyi “kul hakkına girmek” olarak isimlendirmiş ve bağışlanmayacak bir suç olarak belirlemiştir.

İslami bir tahsil almamasına rağmen, bir Anadolu abdalı olan Neşet usta, “Gönül dağı” isimli türküsünde kendisine tevarüs eden, (yani miras kalan) Anadolu İslam geleneği münasebetiyle “Rızasız bahçanın gülü derilmez” demekten kendini alamamıştır.

Bu arada... Kemalist bir solcunun bu sözü, “mülkiyetçi bir kafanın ürünüdür” diyerek yarım sayfalık bir eleştiriye  tabi tuttuğunu ve sonunda da komşuların güllerinin talan edilmesini tavsiye ettiğini söylemekte fayda var. Başka birileri de bu sözde cinsellik bulabilir!

Ama biz, Anadolu’nun kadim bir değeri haline gelmiş olan, İslam kültür ve geleneğinin fıtratını bozmamış her insana “rıza-i bari” içinde yaşama fikriyatını aşıladığını düşünüyoruz.

Keşke modern insan da şehirlerimizde çevreyi razı etmeyi düşünerek yaşasa. Kimse yerleri kirletmese, içtiği sigaranın izmaritini sokağa atmasa, komşularını rahatsız etmese, çocukları, kadınları ve güçsüzleri, istismar etemese.. Öldürmese.. İhtiyarları, saf ve temiz insanları dolandırmasa.

Siyasiler halkın oyunu almak için yalan söylemese. Vs, vs...

Keşke işlerimiz, “rıza şehri”ndeki gibi “rıza” ile yürüse...


[1] “Rıza şehri”, “Buyruk” isimli kitapta bir bölümdür. “Rızasız bahçanın gülü derilmez” sözü, kendisi de bir “abdal” olan Neşet Ertaş”ın “Gönül dağı” isimli türküsünden bir dizedir

2] Lütfen “rıza şehri” hikayesinden İhsan Eliaçık’ın saçmalıklarını çıkarmayınız.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye